BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Pandora’nın Kutusu!..

Pandora’nın Kutusu!..

Ortalık toz duman!.. Kim kimi itham ediyor, kim kimi yalanlıyor, kim kimden yana, kim kime karşı, iddiaların hangisi doğru, hangisi yalan belli değil!.. Tıpkı... Amerikan filmlerinde barlarda çıkan ve “kimin kimi yumrukladığı belli olmayan” kavgalar gibi!..



Ortalık toz duman!.. Kim kimi itham ediyor, kim kimi yalanlıyor, kim kimden yana, kim kime karşı, iddiaların hangisi doğru, hangisi yalan belli değil!.. Tıpkı... Amerikan filmlerinde barlarda çıkan ve “kimin kimi yumrukladığı belli olmayan” kavgalar gibi!.. Vuran vurana... Kıran kırana... Fenerbahçe Cumhuriyeti’nde “itidal ve aklı selim” yok oldu!.. Neden? Yıllardan beri “başkan” Aziz Yıldırım tarafından kapalı tutulan Pandora’nın Kutusu, bu defa “bizzat” onun tarafından açılıverdi de, ondan!.. Ve... Yıllarca “Aziz” başkan tarafından yalanlanan “menfaat ve para ilişkileri” ile ilgili iddialar, şu günlerde bizzat “Yıldırım” başkan tarafından doğrulandı da, ondan!.. Fenerbahçe Başkanı, “birdenbire” ve ortada “çok fazla sebep yokken” neden “Aziz’li#ten Yıldırım’lığa geçti”; onu tam olarak bilemiyoruz ve ancak “panik atak’a bağlıyoruz” ama, “bu geçiş”, Fenerbahçe’de bütün taşları, medyamızda da “bazı büyük taşları” yerinden oynattı ve fay kırılmasının şiddeti “7.2’nin üzerine” çıktı!. Şimdi geliyoruz sorulara: “Kıbrıs, Türkiye’nin güvenliği için önemli değildir, Annan Planı büyük fırsattır, Denktaş’a rağmen kabul edilip imzalanmalıdır” diyecek kadar “Kıbrıs’ta barıştan ve anlaşmadan yana olan” Attila Kıyat Paşamız, neden “konu Fenerbahçe olunca” tam bir “savaş taraftarı olup çıkmış” ve başkanının ilân ettiği savaşa gönüllü olarak katılmıştır? Barış uğruna, bir “karacı” paşamıza “Böyle bir sözü emekli de olsa, yüksek rütbeli bir askerin söylediğine inanamıyorum, ‘Kıbrıs, Türkiye’nin güvenliği için önemli değildir’ sözünü edecek bir akademi öğrencisi sınıfta kalır” dedirtecek kadar “uzlaşmadan yana görünen” Attila Kıyat mı Fenerbahçe Başkanı’nı “savaşa razı etmiştir”, yoksa Başkan mı onu “savaşın ön cephesine itmiştir?” Fenerbahçe’nin başkanı dahil, bir çok yöneticisi ile ilgili “iş ilişkileri” iddiaları doğru mudur? Sabah’ta Hüsnü Çil’in ve Hıncal Uluç’un “son derece ağır yazılarının içindeki unsurlar ve iddialar” yenilir, yutulur cinsten değildir; bunlara ne cevap verilecektir? Aziz Yıldırım - medya ilişkilerinin “aysbergin suyun üstündeki kısmı” kadarı ortaya dökülmüştür; “asıl büyük kitlede neler ve kimler vardır?” Medyamızda kimler Aziz’ci, kimler Şen’cidir ve bu iki cephede “değiş - tokuşlar olmuş mudur”; olmuşsa “kimler saf değiştirmiştir ve neden değiştirmiştir?” Aziz Yıldırım, “doğruları ama hoşuna gitmeyenleri yazan” spor yazarlarını mahkemelere verir, onları Fenerbahçe tesislerine sokmaz ve hatta “gazete üst yönetimlerine, gazete sahiplerine şikayet ederek ekmek paraları ile oynarken” ve o günlerde “bunları yazarak”, hem yazar - çizerlerimizi ve yorumcularımızı, hem spor servisleri sorumlularını, hem meslek kuruluşlarımızı göreve çağırdığımızda, adeta “görmüyorum - duymuyorum - konuşmuyorum - yazmıyorum” oyununu oynayanlar, neden şimdi “birdenbire” ortalara fırlamışlardır? Otel odalarında “Fenerbahçe Başkanı tarafından basılarak hakaretlere, tehditlere maruz kaldıklarında”, bu olayları kınayan ve Aziz Başkan’a hak ettiği cevapları veren “bizleri” ortada bırakma pahasına yalanlayan ve “onu korumaya çalışanlar”, neden bugünlerde “var güçleri ile” Yıldırım Başkan’ın üzerine gidiyorlar; köprülerin altından “hangi” sular aktı da, bugünkü tablo ortaya çıktı? Bunca dedikodudan ve bunca iddiadan sonra, hangi spor yazarı ya da futbol yorumcusu, hangi TV spor ekranı ya da spor sayfası “Aziz Yıldırım’dan yana” olarak nitelendirilecek yazılara, yorumlara ve haberlere sahip çıkabilir? “Çıkanlara” hangi gözle bakılmaktadır ve bakılacaktır? Ve... Nihayet “asıl” soru: Kendisini ve arkadaşlarını, koca Fenerbahçe’yi ve Türk medyasını “bu noktaya getiren” bir “kişi”, kim olursa olsun, daha ne kadar “Başkan” etiketi taşımaya devam edebilir? Aziz Yıldırım’ın yapacağı tek şey vardır: Fenerbahçe’yi de, kendisini de daha fazla yıpratmadan istifa etmek!.. Meslek kuruluşlarımızın yapacağı tek şey vardır: “Kimseyi tatmin etmeyen” açıklamalar ve bildirilerden öteye geçerek, meselenin üzerine ciddiyetle, hassasiyetle gitmek ve “kimsenin gözünün yaşına bakmadan” tüzüklerimizde yazılı olan “görevleri ve gereklerini” yerine getirmek!.. Yazar - çizerlerin ve spor yazarlarının yapacağı tek şey vardır: “Pandora’nın Kutusu’ndan çıkanların sonuna kadar takipçisi olmak” ve içinde “hiçbir şey kalmayana kadar” kutunun kapağının açık kalmasını sağlamak!.. Hiç olmazsa bu defa, “mesleğimizin üzerine düşürülmek istenen gölgeyi kaldırmak için” elimize geçen fırsatı kaçırmayalım ve “kötülüklerin üzerini” örtmeyelim!.. ocaluluc@beko.net
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT