BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Unutulmuş Günler

Unutulmuş Günler

Buradaki arkadaşlarını ihmal ediyordu son zamanlarda Cihat... Celal, Ahmet ve Erdoğan’ı bile aramıyordu nicedir. Birkaç gün önce Mustafa ile Hasan Ali’yi İzmir’e uğurlamıştı sadece. Onlarla İsmail’e selâm göndermişti sözde fakat İsmail ilçeye gelmişti. Sevinemiyordu arkadaşlarının gelişine. Yakın arkadaşlarından neredeyse fellik fellik kaçtığı bir dönemi yaşıyordu. Yaz arkadaşları Tavşanlı’ya geliyordu bir bir...



Buradaki arkadaşlarını ihmal ediyordu son zamanlarda Cihat... Celal, Ahmet ve Erdoğan’ı bile aramıyordu nicedir. Birkaç gün önce Mustafa ile Hasan Ali’yi İzmir’e uğurlamıştı sadece. Onlarla İsmail’e selâm göndermişti sözde fakat İsmail ilçeye gelmişti. Sevinemiyordu arkadaşlarının gelişine. Yakın arkadaşlarından neredeyse fellik fellik kaçtığı bir dönemi yaşıyordu. Yaz arkadaşları Tavşanlı’ya geliyordu bir bir... İsmail İzmir’den, Göksel İstanbul’dan, Turgut Samsun’dan, Dallı Ankara’dan gelmişti. Turgut artık Yozgat’ta öğretmenlik yapacaktı. Naci, Serhat ve Çağatay da bugünlerde ilçeye gelirlerdi artık. Özlediği, hasret gidereceği insanlardan kaçmak zorundaydı ne yazık. Ama işte İzmir’den gelen İsmail’e yakalanmıştı ve ondan, çok sevdiği bu arkadaşından bir an evvel kurtulmak istiyordu şimdi. -Hiç değişmemişsin Cihat!.. Gülümsemesini sürdürüyordu İsmail. Bu gülümsemenin ardından, hâlâ bir taşrada kalmasına anlam veremediğini, Cihat gibi entelektüel bir aydının harcanıp gittiğini, mutlaka kent hayatına girmesini tekrarlayacak sandı Cihat ama İsmail nedense bugün bu konuya girmemişti. -Ama bu değişmeme huyuna bayılıyorum senin!.. -İyi, dedi Cihat gülümseyerek. Duyduklarına inanamıyordu. Geçmiş yeniden yaşanamaz, bunu biliyorum. İstediğim de bu değil zaten. Yine de geçmişi tamamen unutmayı, birtakım anıları, güzellikleri, paylaşılan değerleri yoksaymayı affedemiyorum. Canciğer olan insanların, sadece inandıkları değerleri değil, yaşantıyı paylaşan, bir hayat tarzı ortak yaşayan, bu yüzden de her yönüyle birbirlerine yakınlaşan insanların; bir zaman sonra darmadağın olmasını affedemiyorum. Bir fotoğraftan bahsetmişti az önce. Evde herkesten gizli yazdığı günlüklerini, şiirlerini, hikâye ve roman taslaklarını karıştırırken, bir defterin arasından düşüvermişti siyah-beyaz fotoğraf. Çağrı kitabevinin önünde onbeş kadar arkadaş, fotoğraf makinasına poz vermişlerdi. Cihat’ın bir yanında Ahmet, öbür yanında Necmi vardı. Akif, Aliosman, Soner, İsmail, Celal, Emin abi, Mustafa, Ali, Fatih, Atış, Dallı ve Hüseyin’di fotoğrafta yer alan diğerleri. Bir o kadar, belki daha da fazla, galiba sayısı otuzu aşkın bir arkadaş grubuydular Tavşanlı’da. Ama herkes, her biri bir yana savrulup gitmişlerdi. Karşılaştıklarında, o eski günlerin çağrışımı bile olmuyordu ne yazık. Beraberlik fotoğraflarda kalıyordu fotoğraflar gibi siliniyordu zamanla duygular, anılar, insanlar solup gidiyordu Herbirini hatırladığında büyük acılara sürüklenebiliyordu insan. Sözgelimi fotoğrafı bulduğu gün artık mazinin derinliklerinde kalan Çiçek Ahmet’i hatırlamıştı Cihat. Onun geçirdiği değişimi düşününce ne yapacağını bilemez gibi uyuşmuştu adetâ. Bu ufak tefek Ahmet, olağanüstü sevecen, canayakın ve müthiş hareketliydi. Uzun sayılacak bir dönem, gecesi gündüzü birbirine karışan dostlukları olmuştu. Çok içtendiler ve alabildiğine içli dışlıydılar her konuda. Birlikte hayal kurarlar, bazen kimi şeyleri tartışırlar, pasifliğinden dolayı birkaç kişiyi yargılarlar, en önemlisi birbirlerine sevdalarından bile anlatırlardı. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT