BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Batı cephesinde hareket var!.

Batı cephesinde hareket var!.

Eskiden “Batı cephesinde yeni bir şey yok-Rien de nouveau a L’ouest” demek “durumda değişen bir şey yok” anlamına gelirdi. Aslında bu ünlü bir Fransız yazarın bir zamanlar pek moda olan savaş anıları kitabının adı idi. Aradan iki sıcak bir soğuk üç savaş geçti. Bu söz neden ise hâlâ tazeliğini muhafaza ediyor.



Eskiden “Batı cephesinde yeni bir şey yok-Rien de nouveau a L’ouest” demek “durumda değişen bir şey yok” anlamına gelirdi. Aslında bu ünlü bir Fransız yazarın bir zamanlar pek moda olan savaş anıları kitabının adı idi. Aradan iki sıcak bir soğuk üç savaş geçti. Bu söz neden ise hâlâ tazeliğini muhafaza ediyor. Halbuki şimdilerde dünyanın batısında da doğusunda da değişen çok şey var. Eski toplu savaşların yerini yer yer beliren ve sınır tanımayan terör hareketleri aldı. Bunlar pek çok ülkelerde kendilerini doğrudan doğruya rahatsız etmedikleri ölçüde hoş karşılanır, hatta desteklenir oldu. Son yıllarda, Türkiye, PKK, teröründen çok çekti. Dost olsun, müttefik olsun, uzak yakın, konudan komşudan tıs çıkmadı. Batı cephesinde hiçbir kıpırdama olmadı. Sovyetler döneminin kapanması, Çin’in derin bir Mao uykusuna çekilmesi, ABD’yi Dünyanın “Tek Şövalyesi” haline getirdi. Kaptan köşkünden baktığında her şey onun için yolunda, güllük gülistanlık görünüyordu.  Günün birinde, 2001 yılının 11 Eylül’ünde ABD’de yapılan akıl almaz bir terör eylemi batıdaki sessizliği bozdu. ABD’de ilk, şaşkınlık hiddete, sonra şiddete dönüştü. Saldırıyı yapanlar Müslümandır diye nerede ise tüm İslam’a karşı toplumsal bir öfke, hiddet batı cephesini karıştırdı. Acayip bir sendromun etkisi ile nerede ise modern zamanların “Ehli Salip” savaşları başlatılmak istenir gibi oldu. Bereket, bu yanlıştan son anda geri dönüldü. Terör, uluslararası suçlar listesine alındı. Nerede görülürse orada vurulacaktı. ABD, dünyanın tek şövalye-jandarması olarak komutayı ele aldı. Dünyayı bu terör belasından kurtarmak görevini üstlendi. Hedefler tespit edildi. İlk aşamada belirlenen 7 terörist ülke arasında beşi yine de Müslümandı. Bunlardan üçü ise sınır komşumuzdu. Başkan Bush, ortadakini, yani Saddam’ı seçti. Ne de olsa babasından ayak alışkanlığı vardı. Bu sefer babası gibi işi yarım bırakıp çekilmeyecek, hem Saddam’ı hem de Irak’taki kitle imha silahlarını, imkanlarını köküne kadar temizleyecekti. Irakla sınırımız 400 km’den fazladır, ama geçit veren yerleri azdır. En büyüğü ve işlek olanı da Habur kapısıdır. ABD’nin elinde BM Güvenlik Konseyi’nin çarşaf gibi 1441 sayılı kararı var. Hazırlıklar hızla tamamlandı. Irak harekatının en kolay ve en çabuk bitirilmesi ancak birkaç yönden birden güneyden Kuveyt, kuzeyden de yakın müttefiki Türkiye’nin katkısı ve katılımı ile mümkün olabilirdi.  Türkiye’de yeni seçimlerde parlamentonun mutlak çoğunluğu ile iş başına gelmiş, AKP Hükümeti ile ilk temaslar her iki taraf için de çok olumlu geçiyordu. AKP Hükümeti ve lideri parlamento dışında kalmasına rağmen bu temaslardan hem uluslararası prestij hem de büyük ölçüde deneyim kazandı. İki müttefik arasında başlatılan temas ve müzakereler sona yaklaştıkça doğal olarak bazı pürüzler çıktı. Türkiye topraklarına yabancı asker konuşlandırmak ancak uluslararası meşruiyet çerçevesinde alınabilecek bir parlamento kararı ile mümkün olabilirdi. 1441 sayılı Güvenlik Konseyi kararı bunun için yeterli sayılmıyordu. Üstelik iki taraf arasındaki önemli teknik ve özellikle ekonomik alanlarda bir türlü tam ve istediğimiz gibi yazılı bir mutabakat da henüz sağlanmış değildi. Zaten Türkiye için BM Güvenlik Konseyi’nin ikinci bir kararına mutlak ihtiyaç vardı. Üstelik dünyanın hemen her tarafında olduğu gibi Türkiye’de de kamuoyu büyük çoğunlukla komşu bir Müslüman ülke, Irak’la bir savaşa karşı idi. Bu, Türkiye’nin yüksek menfaatleri zorunlu kıldığı hallerde ve o da uluslararası meşruiyet çerçevesinde mümkün olabilirdi.  Irak’a karşı askeri bir harekât yalnız Türkiye’yi değil batı cephesini tümü ile karıştırdı. Fransa ile Almanya tam kırk yıl önceleri Elysee sarayında başlattıkları muaşakanın harareti ile nerede eskilerin “Entante Cordial”üne benzer bir beraberlik içinde ABD’ye karşı ters çıktılar. Nezaketi ile ünlü Fransız Cumhurbaşkanı zarafeti bir tarafa bırakarak, bir bulvar adamı gibi Başkan Bush’a söylemediğini bırakmadı. Avrupa Birliği bölündü. Bir cenahta başta Fransa, Almanya ve tevabii, öbür yanda da ABD’nin yanında yer alan İngiltere, İspanya ve diğerleri yer aldı. Dönem Başkanı Yunanistan’dı. Fırsatı kaçırmadı. Brüksel’de aday ülkelerin ve bu arada Türkiye’nin katıldığı bir zirve toplantısı düzenledi. Sonunda ne şiş yandı ne kebap!. İkinci bir GK alınması kaydı ile Irak’a karşı kuvvet kullanılabileceği esası kabul edildi. Başbakan Gül bu toplantıda iyi bir performans gösterdi. Ankara’da ABD bastırıyor. Askerleri Akdeniz’de limanlarımızın önünde gemilerde bekliyor. Meclisten “Tezkere” çıkmazsa kuzey cephesinden vazgeçeceğini ve orasını mahalli “Güçlere” bırakacağını tehdit yollu söylüyor. Ama bilinmeli ki gerektiğinde birlikte de olsa yalnız da olsa Türk askeri Kuzey Irak’ta her ihtimale karşı hazır bulunacaktır. Batı cephesi her hali ile kaynıyor!.. Allah yüce milletimizin yardımcısı olsun!
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT