BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hortumcuya var üniversiteliye yok

Hortumcuya var üniversiteliye yok

Son krizde batık bankalara kaç para gitti? Abartısız 20 milyar dolar... 57. hükümetimizin ekonomiden sorumlu Bakanı ve şimdinin CHP’li Milletvekili Kemal Derviş’in itirafı bu... Hükümet, uluslararası piyasalardan aldığı 32 milyar dolarlık kredinin 20 milyar dolarını gözünü kırpmadan “şak” diye bu bankalara yatırdı ve sahiplerini de içeride yatmaktan kurtardı.



Son krizde batık bankalara kaç para gitti? Abartısız 20 milyar dolar... 57. hükümetimizin ekonomiden sorumlu Bakanı ve şimdinin CHP’li Milletvekili Kemal Derviş’in itirafı bu... Hükümet, uluslararası piyasalardan aldığı 32 milyar dolarlık kredinin 20 milyar dolarını gözünü kırpmadan “şak” diye bu bankalara yatırdı ve sahiplerini de içeride yatmaktan kurtardı. Son olarak da şimdiki 58. hükümet, bir işadamımızın bankasını bilmem kaç milyar dolara düze çıkardı. Ya, SSK, Bağ-Kur dahil devlete olan bilimum vergilerini ödemeyenler... Onların borcu da, önce faizden arındırıldı, sonra taksitlendirilip ödeme kolaylığı sağlandı. Vergisini zamanında ödeyen “enayiler” yaptıkları “enayilik” ile kaldı. Devlet de, bu yolla alacağı 10-12 katrilyon liralık vergi borcunun sadece 5 katrilyon lirasına “fit” oldu. (Yüzsüzler, şimdi taksitlendirilmiş vergi borcunu bile ödemiyorlar ya, neyse!) Devletin kurtarma operasyonları bununla da bitmedi. 300-400 milyon liralık maaşıyla, 1 milyar liralık alışveriş yapan “uyanık” kredi kart sahipleri, bu müsrifliklerini devlete ödetmeyi başardılar. Kredi kart vurguncularının gazıyla hareket eden bir Oda Başkanı, çalıştı çabaladı hükümeti de gaza getirdi. Böylece, temerrüt faizlerini en fazla yüzde 30 ile sınırlandırttılar ve o borçtan da yırttılar. (Ki, bundan sonra daha çok müsriflik yapabilsinler, diye...) Yani ne yaparsanız yapın yanınıza kâr kalan bir ülkede yaşıyorsunuz ve devlet bir şekilde kılıfına uydurup sizi hapislere düşmekten kurtarıyor. Peki, bu savaş ortamında banka dolandırıcısına, kredi kart müsriflerine, vergi yüzsüzlerine ve bilcümle vurguncuya böylesine “baba şefkati” ile dolu olan devlet; tek suçu okuyup adam olmak olan üniversiteliler, kredi istediği zaman ne yapıyor? Bunun cevabını da bize mail gönderen üniversiteliler versin: “Kredimizin çıkıp çıkmadığını öğrenmek için bankaya gittik. Bize, ‘Savaş ihtimali yüzünden kredi verilmesi ikinci bir emre kadar durduruldu’ dediler. Oysa, bizim istediğimiz bir kaç milyar dolar değil, sadece 150-200 milyon liraydı.” Tezkere niye gecikiyor? Haftada bir yazmanın olumsuzluğu burada işte... Ankara’dan veya piyasalardan bir haber alırsınız, onu yazmak istersiniz, ne var ki, yazınızın çıkacağı günü beklemek zorunda kalırsınız. Başkasına da bu bilgiyi vermezsiniz ki; önce ben yazayım, diye egonuzu tatmin etmeye çalışırsınız. Birazdan vereceğim bir bilgiyi yorumcunun birinden TV’de dinleyince, açıkçası moralim biraz bozuldu ama olsun ben yine de yazayım, dedim. Sormadım; belki ikimizin kaynağı da aynıdır. Malumunuz bu günlerde Ankara’da tam bir “çingene pazarlığı” sürüp gidiyor. Amerikalı askerleri topraklarımıza alacak olan tezkere için Washington’da 90 milyar dolar ile başladığımız pazarlığı 30 milyar dolara kadar indirdik. Amerika da 26 milyar dolarda diretiyor; bakalım sonuç ne olacak, hep birlikte göreceğiz. Bu ortamda görevi en zor olan kişi kuşkusuz Başbakan Abdullah Gül... Tam bir “yukarı tükürsen bıyık aşağı tükürsen sakal” misali anlayacağınız... Tezkereyi vermesen yıllardır bizi arkadan bıçaklayan Arap dostlarımız(!) göbek atacak; Amerikalı dostlarımız(!) küplere binecek... Versen, Amerikalı dostlarımız(!), ellerini su yerine petrolle yıkayacak, diğer tarafta PKK’yı yıllardır besleyip Osmanlı’dan beri devam ettirdikleri kinlerini sürdüren Arap dostlarımız(!) bu kinlerini bir kat daha artıracaklar... Şunun bunun savaş istediğine, birilerinin “Önce yazılı taahhüt sonra tezkere” dediğine bakmayın siz... Tezkereyi geciktiren isim Başbakan Gül... Hatta bir sohbet toplantısında bu durumu yakın çevresine şöyle anlatmış: “Şurada, en fazla bir ay sonra Başbakanlığı bırakacağım. Bu kadar kısa sürede çıkabilecek bir savaş benim imzama bağlı. Ama ben tarihe ‘Müslüman bir ülkeye savaş açan Müslüman bir ülkenin Başbakanı’ olarak geçmek istemiyorum.” Anlayacağınız iş Gül’ü ikna edip etmemekte düğümleniyor. Evet; Başbakanlık her siyasinin istediği ulaşılmaz ve büyük bir makam ama işte böyle Başbakan Gül’ün durumunda olmak da var. Ne demişler? Allah, dağına göre kış verir... Zamların sebebi duble yollar! Bizim, kuzu kuzu sandığa gidip oyunu kullanan saf seçmenlerimiz (ben hariç) vergilerin düşeceğini, özellikle KDV gibi vergilerin kalkacağını bekleye dursun, bu arada “dolaylı vergi” denilen zamlar peş peşe yağıyor. (Bunun böyle olacağını 3 Kasım sabahı yazdım. O yüzden içim rahat. Oy veren düşünsün.) Zaten genel bir zam mı yapacaksınız? Zahmet etmenize hiç gerek yok! Artırırsınız akaryakın fiyatını; otomatikman her şeye zam gelmiş olur. Benzine, tüp gaza, LPG’ye yapılan zamlar işin ‘ucu’dur. Yarın çarşı, pazara çıkınca, nasıl olsa ‘gerisi’ni etiketlerde görürsünüz. Durum böyleyken, şu otoyol ve köprülere yapılan zammı anlamış değiliz. Zaten siz de, bu zammın gerekçesini araştırırsanız, bulamazsınız. Olaya şöyle girelim: Zam niye yapılır? Bir hizmet verirsiniz, bu hizmetin maliyeti artar, bunu telafi etmek için ücretinizi artırır ve maliyetinizi karşılarsınız. Zam yapmanın mantığı, işte bu kadar basittir... Şimdi gelelim otoyol ve köprü zammına... Anadolu’daki otoyolları bırakın, İstanbul’daki otoyollarda bile bu kar-kışta lambalar yanmaz... Yollar bozuk, hatta bazı kısımlarda çukurlar açılmış, bazı yerleri ise tarla gibidir... Şeritler deseniz, silindi silinecek. Hani, şu otoyollar elle tutulur bir şey olsa, “Elimde kalacak” diye tutmaya korkarsınız... Ya köprüler... Köprülerin birinde zemin etüd çalışması yapılıyor, aylardır bitmedi... Kuru havada, toz toprak arasında geçiyorsunuz. Boğaziçi Köprüsü’nün yüzeyi ise, sanki tarla... Arabanın içerisinde tahterevallide sallanır gibi gidiyorsunuz. Yani, şu köprüler de elle tutulur bir şey olsa, onlar da elinizde kalacak açıkçası... Tablo böylesine çıplak bir şekilde ortada duruyor. Görülen o ki, ne otoyollarda ne köprülerde en ufak bir maliyet artışınız yok; aksine, her ikisi de dökülüyor. Tam anlamıyla bir “yerseniz” zammı. (Yemezseniz gargara yapın.) Ben böyle saf saf kafa yorarken, geçen gün Ankara’dan bir arkadaşım zammın gerekçesini kulağımıza fısıldayıverdi: “Hani o yapılacak binlerce kilometrelik duble yollar var ya... Hükümet, işte o yolların kaynağını bir türlü doğrultamadı. Kaynak için son çarelerden biri de bu otoyol ve köprü zamları. Buradan elde edilen gelirin bir kısmı işte bu yollara akıtılacak. Bu da olmazsa duble yollar projesi yatacak.” Amerikalıların, “Vereceğimiz paranın denetimini IMF yapmazsa para mara yok” diye şart koşmalarını, şimdi daha iyi anlamaya başladım.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103235
    % 2.07
  • 4.7171
    % 0.01
  • 5.5018
    % -0.57
  • 6.2889
    % -0.17
  • 197.827
    % 0.14
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT