BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Diyalog

Diyalog

Bir akşam saatiydi, Peyami Safa'nın bir akşamdısı gibi... Rengarenk, güneş dünyayı unutmuş, tüm işini bırakmışta bir dağın üstüne titriyordu. Işığını demetlemiş bir dağa sunuyordu. Karanlıkta yanan bir akvaryumdu benim gördüğüm. Görme zorluğu olanın dikkati dağılmasın diye karanlık bir örtüyle gizlenmişti sanki geri kalan tüm dağ taş ve boğaz. Ve göze gelen masmavi göğün önünde yükselen karlı, güneşli bir dağ... Baktıkça şaşırtan, gördükçe dinlendiren.



Bir akşam saati Bir akşam saatiydi, Peyami Safa'nın bir akşamdısı gibi... Rengarenk, güneş dünyayı unutmuş, tüm işini bırakmışta bir dağın üstüne titriyordu. Işığını demetlemiş bir dağa sunuyordu. Karanlıkta yanan bir akvaryumdu benim gördüğüm. Görme zorluğu olanın dikkati dağılmasın diye karanlık bir örtüyle gizlenmişti sanki geri kalan tüm dağ taş ve boğaz. Ve göze gelen masmavi göğün önünde yükselen karlı, güneşli bir dağ... Baktıkça şaşırtan, gördükçe dinlendiren. Ya buydu hayat, yada hayat bir tek bu dağda yaşanıyordu. Bir alımlılık, bir cazibeki görmeyen bilemez, anlatılır ama görmeden asla yaşanamaz. Soğuk, şuursuz, hırçın, teklifsiz yayılırken damlara, yollara, kulaklara, mevsime inat bir sıcaklık yayılıyordu insanların gözlerinden, gönüllerinden bakışlara. En anlayamadığımda buydu ya. Bu kadar soğuğa, bu kadar parasızlığa rağmen bu kadar ciğerden sevmek. Öyle ya sevmek diye bir şey var. Yarışacak, kazanılacak ne kariyer, ne de servet var bu dağlarda. Rekabet etmiyor kimse kimseyle, birine yaklaşırken kullanma ve kullanılma kaygısıda yok, herkes kendi halinde, ne kadın erkeği, ne de erkek kadını değiştiriyor. Rahatlatıyor beni bu insanlar. Hepsi bana benziyor biraz, hayatı asmış, bekletiyor duvarda. Biraz matrak, biraz yaşamak denen debdebeye yabancı. Bana benziyor bu insanlar, ancak bir benzerini sever insan ve ancak sevdiğinin yanında olmak ister ölürken... Pazarlamacılar gördüm şehirde, her insanla başka yüzlerle konuşabilen, ikili ilişkileri mükemmel denilen insanlar sarrafları tanıdım ama sevemedim hiçbirini. Herkesle başka bir dilden konuşamadığım için hayranda olmadım hiçbirine. Bana göre değil dedim bu insanlar, bu ortamlar. Sonra bu insanlar, kendini oynayan bu ustalar. Al birini karşına de ki: birini alacaksın karşına ve onun hakkında ne hissettiğini belli etmeden konuşacaksın onunla yarım saat de bakalım kaç insan bulabilirsin böyle. Eğer seni sevmiyorsa mutlaka renk verir, maske takıp gizleyemez öyle içini. Kaçardım ben şehirdeyken salon çocuklarından ve insanı bir iple bağlanmış gibi sıkan kurallarından. Onların arasında hep yabancıydım bu hayata. O yabancılıklar boğdu beni zaten bu yalnızlıklara. Bu insanlarınsa dayanamadım mütevazi tamahlarına, umutsuz aşklarına. Aşkı yaşamaya değen bu hayatlarına. Bir akşam saatiydi. Peyami Safa'nın bir akşamdısı tadında. Sessiz huzurlu bir günü daha solukluyordu böylece tahtalı mezar, demirkazığın o muhteşem günlük güneşlik serenatıyla... > Nazmi DEĞİRMENCİ ADANA Bu şehrin ışıkları kurşun geçirmez dağdım bir zamanlar ve öfke yoktu yüreğimde muttasıl olmuştu beynime şimal rüzgarlar bilmezdim hangi mevsimde can vereceğim, hangi asmalı konakta ve bir yangın saracak bedenimi sonrasında kavuran ateşi toprak kokacak hazfetmek gibi kurşun yarası gecerde dil yarası gecmez, geçmez kadı vaktiyle bir insan vardı bu diyarda gurbet kokan karineler çehresine ağır bir vuslat bırakmış adeta mektuplar yazarmış gurbetten adı yanlızlık mektuplar yazarmış gurbetten konusu mutluluk ve diyarı terkeylemiş sığınmış acı kokan tutkulara vaktiyle bir garip yaşarmış bu diyarda kadı bu sehrin ışıkları bir başka bu gün gecenin karanlığı bir başka çöker yüreğime bir köşeye çekilirim idamlık mahkum misali artık yarenlik beyhude kızıl günde kaldı oynayışlarınız boynuma geçirselerde urganı, ihanetiniz ağır oldu ağır budur diyeceklerim yaz fermanı ver cezamı istersen diyar diyar gezdir beni, mahkum et geçmişime bu serüven bitti gayrı bitsin bu öğüt dolusu tutanaklar çekemem bunca nazı öfkeyle bakan gözleri dertliyim ve dertli artık saçlarım salkım gibi kök verdim yaban ellere gayrı kursun yarası gecerde dil yarası gecermi kadı dinleyin beni, dinlemesini bilen insanlar didarın nazlı gül olsada, güller veresin sevgiye çakallar diyarında olsanda eğilmeyesin ağlamayasın pişmanlık yüreğini sarsa da kahretme Hakk'a öfkeni dağlara sakla, ihanet kokan yüreklere kimseye gönülden bağlanma adı kudret kokan gölgelere... > Hüseyin KESKİNOĞLU / ERZURUM Dillerim lâl... Trenler gelip geçiyor usumun uzayan raylarında kahreden ağır bir ağrıyı taşıyor bedenime yıllar kalbimin sızısında gam dilimin yakarışında ürperiyor yapraklar. usul usul yağmurlarda gözlerim ellerim fırtınalarda kopmuş dal dillerim lal yaralıyım bakışlarımda yavrusu vurulmuş bir ceylan inliyor suların kesildiği yerdeyim rüzgarın acı kestiği yerde yüreğine tutunduğum bunu bilmiyor. dalları tutuşmuş bir ormanda sevgilime yazdığım bütün dizeleri yakıyorum şimdi bütün umutları terkediyorum bir bahardan ödünç aldığım gençliğim yarım kalmış bir şiir değil miydi zaten? ve kanayan bir kalem değil miydi kalbim? bırak ömrümün bütün dallarını silkelesin hayat bu günde gelmedi beklediğim bahar gülmedi karabahtım kalbimin üstüne üstüne yağıyor kar uçup gitti kuşlar çoktan. nereye saklanır içimdeki incinmişlikler inince gözlerimde ince bir sızı ve süzülünce yanağımda bu gam müziği solan çiçeklerime su bekledim yanan yüreğime kar düşmedi bir damla yağmur gelmedi beklediğim bahar. kirpiklerim yaralı yolcuları gözlerimin sesim uçurumlara düşmüş çığlık nereye uçsunki, kalbimdeki kuşun kanadı kırık. son trende kalktı / boşaldı istasyonlar kimsenin gelmediği yerdeyim acıların bitmediği yerde güz geldi, gelmedi beklediğim tren yoruldum bunca ağrıyı taşımaktan sevgiye tanımlar aramaktan bir serseri gibi yaşamaktan yoruldum yoruldu yüreğim, beynim, dilim, ellerim, gözlerim bu günde doğmadı güneş dağlar erimedi gelmedi beklediğim bahar > Nuri CAN / HOLLANDA Sâlih diye diye! Kaybettim ben nazlı yari, Derdim yoktur bundan gayrı, Dergâhta sabah rüzgarı, Eser Sâlih Sâlih diye. Hasretin tutar dağları, Ayırdı ecel yolları, Kabrinde selvi dalları, Eğer Sâlih Sâlih diye. Et tırnaktan ayrılır mı, Kuzum sensiz yaşanır mı, Bu ayrılık gözyaşımı, Döker Sâlih Sâlih diye. Dualarım senin için, Bitmez acım bilmem niçin, Yanar ciğer için için, Tüter Sâlih Sâlih diye. Beklerim daim yolunu, Özledim fidan boyunu, Sâlihim baban boynunu, Büker Sâlih Sâlih diye. Dergâhın yolu dik yokuş, Gider gelirim hem yaz hem kış, Her seher kabrinde bir kuş, Öter Sâlih Sâlih diye. Böyleymiş ilâhî emir, Seninle geçti bir devir, Kuzum bu ömür gün gelir, Biter Sâlih Sâlih diye. > Kürşad KARAKEBELİOĞLU Bağdatlı çocuk Olanlardan habersiz Bakıyor sessiz sessiz Yapayalnız çaresiz Masum bakışlı çocuk Gözleri yaşlı çocuk Şansı yok büyümeye Serpilip gelişmeye Bağdat'ta doğmak niye? Masum bakışlı çocuk Gözleri yaşlı çocuk Annesini arıyor Dönecektir sanıyor İşte yine ağlıyor Masum bakışlı çocuk Gözleri yaşlı çocuk Huzuru tanımadı Sevgiye doyamadı Ne oldu anlamadı Masum bakışlı çocuk Gözleri yaşlı çocuk Dünya tanıktır buna Herşey çıkar uğruna Anlatamam ki ona! Masum bakışlı çocuk Gözleri yaşlı çocuk Ya şarapnel parçası Ya bilmem ne bombası Bitecek ağlaması Masum bakışlı çocuk Gözleri yaşlı çocuk > Gazanfer SANLITOP
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT