BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Unutulmuş Günler

Unutulmuş Günler

Muzipce güldü İsmail. Cihat’ın bu teğet geçmelerine her zaman bayılıyordu. O şiirin nasıl olduğunu sormuş, ama Cihat anlamazlığa gelerek, nasıl şiir okuduğuna cevap vermişti. Onun mütevazılığı müthişti zaten. -Şimdi en son yazdığın şiiri okumanı istiyorum senden.



Bu manzara hep etkilerdi Cihat’ı... Muzipce güldü İsmail. Cihat’ın bu teğet geçmelerine her zaman bayılıyordu. O şiirin nasıl olduğunu sormuş, ama Cihat anlamazlığa gelerek, nasıl şiir okuduğuna cevap vermişti. Onun mütevazılığı müthişti zaten. -Şimdi en son yazdığın şiiri okumanı istiyorum senden. -Sen de biliyorsun ki, dedi İsmail’in yüzüne bakarak. Ben hiç şiir ezberleyemem. Sen ise benim şiirlerimi bile ezberleyebiliyorsun. Bu yönüne hayranım, nasıl beceriyorsun bilmem? Az sonra Killik’te ve İsmail’in ablasının evinin önündeydiler. Yeğenleri koşarak karşılamıştı İsmail dayılarını. Cihat bu gezinin bitişine içinden sevinerek sarıldı İsmail’e. Siyah kotlu, yeşil tişörtlü ve kısa saçlı arkadaşıyla vedalaşırken hüzün duyuyordu. -Ne kadar buralardasın? diye sordu elini uzatırken. -Birkaç gün daha burdayım. -O zaman görüşürüz. -Herhalde görüşürüz. Eğer görüşemezsek Celal’e, İlknur’a ne zaman kavuşacak diye sorduğumu söyle. Sen de bir an önce bu ilçeyi terketmeye bak. Güldü Cihat. -Olur, görürsem söylerim. Hadi hoşçakal. -Güle güle!.. İsmail’i Killik’te bıraktıktan sonra, onunla yaşadığı ortamın etkisinden sıyrılmaya çabalayarak ve tekrar içinde bulunduğu yoğun duygularına dönerek bayır aşağı inen yoldan Yeşil Cami’nin, Sigorta Hastanesinin bulunduğu yere gelmişti. Ağzına sigara yerleştirip çakmağıyla yakarken gökyüzüne baktı. Kuşlar dönüyordu havada. Gökyüzündeki mavi deniz, beyaz bulutlar ve ötüşerek toplu halde dolaşan kuşlar. Bu manzara hep etkilerdi Cihat’ı, kendinden geçirirdi. Hele buna evlerin arasında sivrilen ağaçların yeşillikleri eklendi mi daha sarsıcı olurdu. Akşamüstlerinde bu manzara eşliğinde batan güneşe baktığında ise hiç dayanamazdı. Sigarasının dumanını savururken gözleri dağa ilişmişti. Birkaç yerde bulunan maki öbeklerinden başka yeşilliği olmayan, kahverengi bir tepeler zinciri olmasına rağmen Tavşanlı halkının dağ diye anageldiği o yerlere en azından on-onbeş yıldır gitmemişti. Aşağı doğru giden yola baktığında Üçeylül İlkokulu’nu görünce, ilkokul anılarıyla birlikte, o zamanlar okul arkadaşlarıyla, zaman zaman da mahallelerindeki çocukluk arkadaşlarıyla dağlara çıktığını hatırladı. Hayal meyaldi her şey. Ahmet, Mehmet, Erol, Zeki, Kemal ve birkaç kişi daha öğle tatillerinde dağa çıkarlardı. Sokaktan ise İsmail, Ekrem, Süleyman, Zafer, Hüseyin, Yakup ile birlikte gitmişlerdi. Daha pek çok isim vardı ama unutmuştu. İsimlerini hatırladıklarının ise çoğunu şimdi karşısında görse tanıyamazdı. Herkes savrulmuş gitmişti bir tarafa, kimisi başka yerlere taşınmıştı. İlkokul arkadaşları en çabuk unutulan arkadaşlardı. Ortaokuldaki, lisedeki arkadaşlardan bazılarıyla arkadaşlık sürdürülebiliyordu ama ilkokuldan bir-iki kişi kalırsa kalıyordu. Ama dağ gezilerinin çok zevkli olduğunu hâlâ hatırlıyordu. En tepede, kayalıkların üstüne otururlar, ayaklar altına serilmiş olan Tavşanlı’yı doyumsuz bir zevkle seyrederlerdi. Kocaman bir köy gibiydi o zamanlar ilçe. Evler, evlerin arasında ağaçlar, ovadaki yeşillik, tarlalar, Mülayim Tepe, Ada, yollar, arabalar, küçücük görünen insanlar hoş bir manzaraydı. > DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103235
    % 2.07
  • 4.7171
    % 0.01
  • 5.5018
    % -0.57
  • 6.2889
    % -0.17
  • 197.827
    % 0.14
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT