BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Unutulmuş Günler

Unutulmuş Günler

Hülya gülümseyerek başını yere eğmişti o zaman. Kızlar böyle deyip hemen gitmişlerdi gülüşerek. O güne kadar böyle bir olay başına gelmediğinden şaşırmış, pek anlam verememişti Cihat. Gülüp geçmişti o da. Oyun gibi geliyordu ona, şaka gibi geliyordu.



“Gölgesinde mevsimler boyu oturduğumuz, O ağacın altını bilmem anıyor musun?..” Türk Sanat Müziği kökenli bu şarkılar radyoda da sık sık çalardı. “Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım”, “Mavi dünyam benim ömre bedeldir”, “O ağacın altı”, “Bir gece ansızın gelebilirim”, “Gözlerini gözlerimden ayırma hiç ne olur”, “Eski dostlar, eski dostlar” gibi şarkılar insanların dilindeydi. Zaman zaman bu şarkıları duyduğunda ilkokul günlerini hatırlardı Cihat, en çok da Erol’u. Hem sınıf, hem mahalle arkadaşı olan Erol, şimdi çok şişman bir gençti, babasının kahvehanesini işletiyordu. Birlikte okumamışlar, aynı sıralarda oturmamışlar gibiydiler şimdi, doğru dürüst konuşmazlar, yıllardır görüşmezlerdi. Ahmet vardı, uyanık bir tüccardı şimdi. Hülya’ya aşık olan Mehmet vardı, görse tanımazdı, Almanya’da olduğu söyleniyordu. Hülya, Mehmet’le aralarında arabuluculuk yapan, mektuplarını, haberlerini getiren Cihat’a aşık olmuştu. Cihat farkında değildi bunun. İşte şu, okuldan şubeye doğru giden yolda, Hülya’nın sınıf arkadaşları Fatma, Nurhayat, Zeliha gibi kızlardan duymuştu. Cihat okula giderken, onlar karşıdan geliyordu. Hülya da vardı yanlarında. Aynı zamanda mahallenin kızı olan Fatma mı, yoksa evleri okulun karşısında olan Nurhayat mı ne söylemişti... “Cihat, Hülya seni seviyor!..” Hülya gülümseyerek başını yere eğmişti o zaman. Kızlar böyle deyip hemen gitmişlerdi gülüşerek. O güne kadar böyle bir olay başına gelmediğinden şaşırmış, pek anlam verememişti Cihat. Gülüp geçmişti o da. Oyun gibi geliyordu ona, şaka gibi geliyordu. Okul duvarından şubeye kadar olan kesim, ağaçlık bir alandı. Yeşil çimenlerin üstünde aileler piknik yapar, şubenin önündeki yoldan geçen arabalara, askerlik şubesinde nöbet tutan askerlere, benzin istasyonuna, yukarıdaki Sadık Pembe Caddesi’ne, mezarlığa, aşağıya doğru giden ve Ada’ya kadar uzanan kanala, sağ tarafta şehir içine doğru giden geniş caddeye, caddeyi ikiye bölen üçgen biçimindeki parka bakarlar, çocuklar papatya koparırlar, oyunlar oynarlardı. Şimdi bu bahçe, bu piknik yeri evlerle dolmuştu, ağaçlar, papatyalar, çimenler ve piknikler mazide kalmıştı. Tam net değildi hatırladıkları ama ilk bu bahçede bir araya gelip, bir akasya ağacının altında oturmuşlardı Hülya ile. Belki bu yüzden Erol’un sık sık söylediği “O ağacın altı” şarkısını dinleyince, bahçedeki bu akasya ağacı ve Hülya gelirdi aklına. O ağaç artık yoktu ve o şarkı da söylenmiyordu. Yanına nasıl gelmişti de, ne konuşmuştu da ağacın altında oturmuşlardı çıkaramıyordu şimdi. Hülya ile ilk nasıl konuşmuşlar, nasıl görüşmüşler uzun yıllar bilinmeyen bir problem olmuştu Cihat için. Fakat tam bir anlam veremediğini, şaşırdığını ve Hülya’yı seven Mehmet’i kırmaktan çekindiğini biliyordu. Mehmet, sevdiği kızın Cihat’a tutulduğunu, hiçbir zaman öğrenememişti. Belki kısa bir süre sonra o da bir başkasına tutulmuş olabilirdi, şimdi ilçede Cihat-Hülya sevdasını bilmeyen, duymayan kalmamış gibiydi. Aynı sokaktan komşu oldukları Fatma, mahalleye yaydığı yetmemiş gibi, Cihat’a hep Hülya’dan bahsediyor, Hülya’dan haber getiriyordu... > DEVAMI YARIN
Reklamı Geç
KAPAT