BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Gerçek hikâyeler

Gerçek hikâyeler

"Hüznüm Dağlara Düştü" isimli şiir kitabıyla adından söz ettiren Ahmet Sırrı Arvas, "Herkesin Bir Hikâyesi Var" kitabında, gerçek hayat hikâyelerini anlatıyor.



Ahmet Sırrı Arvas, önce şiirle başladı yazmaya; ardından küçük yazılar kaleme aldı; gerçek hayat hikayalerinden yola çıkarak yazdığı bu notları önce kendi imkanlarıyla kitaplaştırdı. "Herkesin Bir Hikayesi Var" ismiyle ikinci baskısı Nesil yayınları arasında çıkan kitap, şimdi daha geniş kesimlere ulaşmak üzere kitap raflarındaki yerini aldı. "Şimdi okul hayatımdan aklımda kalan, üç beş tane güzel hikâyeyi hatırlarım. Ne tanjant ne kotanjant, ne türev, ne integral, ne Toros dağları, ne yeraltı zenginlik kaynakları aklımdadır. Güzel, gerçek, yaşanmış hikâyeler insanı çok etkiliyor galiba. Tabii beni de. İnsanın rotasını düzeltiyor ve özeleştiri yapmasını sağlıyor. Biz dost sohbetlerinde hem kendimizden, hem de duyduklarımızdan kısa, ilginç hikâyeleri anlatıp durduk. Bu hikâyeleri konu başlığı olarak not etmiştik. Bir gün bir baktık ki, kitap olacak kadar birikmiş. Bu kitap böyle oluştu" diyor kitabını anlatırken... Günümüzde yaşayan erdemli insanların, güzel insanların, kaliteli insanların hikâyesini yazmaya çalıştığını söyleyen Arvas, şiirlerinde, düz yazılarında, sohbetlerinde hep böyle bir ince çizgi üzerinde yürüdüğünün altını çiziyor. Tamamına yakınının gerçekten yaşanmış olaylardan seçildiği kitabının ilk baskısı kısa sürede tükenen yazar, üslup olarak kolay anlaşılır olmayı tercih ettiğini de belirtiyor. Uzun edebi tasvirlerden ziyade kolay okunup algılanacak metinler yazdığını söylüyor ve "Allah ömür verirse, Herkesin Bir Hikayesi Var serisi hazırlamak istiyorum. Okurların da bu manadaki katkılarını bekliyorum" diyor. (0 212 551 32 25) Muhabir... Yemek vakti dolmaya az kala yemekhaneye gittim. Tepsideki son parçaları benim tabağıma koyup tezgahı kapattılar, boşları toplamaya başladılar. Ağzıma iki lokma ya atmıştım, ya atmamıştım, habere gönderilen bir muhabir geldi. Kan ter içinde kaldığına bakılırsa aç ve yorgundu. Tabağını uzattı. Ama ona, "Maalesef yemek kalmadı" dediler. Muhabir adeta delirdi. "Ne demek yemek kalmadı?" diye gürleri. "Göreve gidenlerin payını niye ayırmıyorsunuz? Bu gazetede yerli, yabancı, zabıta, esnaf besleniyor da, kendi muhabiri nasıl doyurulmaz? Eminönü Meydanı'nın simitçileri bile buradan tıkınıyor, kendi çalışanı aç kalıyor." Ardından tabağını yere vurup çıktı. Ortalıkta öyle tatsız bir hava esti ki lokmalar boğazımda büyüdü. Meğer o gün çıkan tavuk bayatmış, herkes zehirlenip yatağa düştü. O muhabir hariç...
Reklamı Geç
KAPAT