BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Unutulmuş Günler

Unutulmuş Günler

Avluya girdi, kenarda boş bir masaya geçti. Çaycıya işaret etmişti sandalyeye otururken. Ağaçların yaprakları hışırdıyor, dallarda kuşlar cıvıldıyor, hafif bir rüzgâr esiyordu. Bu serin bahçede bir müddet oturmalı, kendi kendisiyle olmalıydı.



Çoğu insan “Hülya Cihat’ı seviyor” diyordu ama Cihat, ona sevdiğini söylemesi gerektiğini bilemiyordu. Herkes biliyor diye gerek duymuyordu belki de. Hülya da buna gerek görmüyordu ki, bu konuda pek çok kızın Cihat’a daha sonraları yapacağı “Bana sevdiğini hiç söylemedin bugüne kadar” türden krizlere girmemişti... “Nereden girdim bu anılara yine?..” diye sordu kendi düşüncelerinden sıyrılıp, “kaç gündür düşündüğüm yetmedi mi?..” Fakat girmeliydi anılara, içindeki bütün zehiri dışarıya atmalıydı. Sarsılacaktı ama rahatlayacaktı. Şubenin önünden aşağıya doğru yürüyordu. Arifağa Camii’nin önündeydi şimdi. Caminin avlusunda tek tük oturanlar vardı. Arkadaşlarıyla buraya sık sık takılırlardı. Çok ağaçlıklı bu avlu gölgelikti, nispeten serindi. Atatürk Lisesi’yle bitişik bu yerde çay ocağı da olduğu için kimi gençler, ihtiyarlar, cami cemaati bahçenin müdavimiydi. Şadırvanın akan suları insanı ayrıca serinletiyordu. Avluya girdi, kenarda boş bir masaya geçti. Çaycıya çay getirmesi için işaret etmişti sandalyeye otururken. Ağaçların yaprakları hışırdıyor, dallarda kuşlar cıvıldıyor, hafif bir rüzgâr esiyordu. Bu serin bahçede bir müddet oturmalı, kendi kendisiyle olmalıydı. Hiçbir arkadaşının yanına gelmesini istemiyordu bugün. Onca özlemiş olduğu İsmail’i bile istememiş, yanında bulunmasına tahammül edememişti. Diğerlerine hiç katlanamazdı. Birkaç gündür duygusal boyutu ağırlık kazanmıştı ruhunda. Arkadaşlarıyla sürekli düşünce sahasında konuşan, fikir tartışmalarında bulunan Cihat, tüm bu özelliklerini yitirmiş gibiydi son günlerde. Gerçi birkaç yıldır düşbozumları, çelişkiler, değişimler, meseleler gündemdeydi ama ne olursa olsun tartışmalardan bıkıp usanmıştı. Özellikle yeni yetişen gençler lüzumsuz tartışmalarla vakit öldürüyordu; eleştiri ve başkalarını beğenmezlikte alabildiğine yaygınlaşmıştı... Çaycı çayını getirip gittikten sonra, şimdi bunları düşünmenin zamanı değil diye geçirdi zihninden. Önünde halletmesi gereken önemli bir konu vardı. Çözümlemek zorundaydı Begüm olayını, fakat çare bulamıyordu. Binbir şüphe, binbir endişe üşüşüyordu ve tatmin olacak bir yorum da bulamıyordu. Bu gibi konularda hep çekingen kalmıştı, yine öyle olacaktı galiba. Kız, “Hemen bir şeyler yapsın, beni başkasına verecekler” diye haber göndermişti Yasemin’le. Fakat bir haftadır kılını kıpırdatmamıştı Cihat, oysa çözüm kızı ailesinden istemekti. Ama kıza da, kendisine de güvenemiyordu. Kafasında bir sürü hesaplar, ihtimaller cirit atıyordu. Gönül meselelerinin kaçınılmaz bir şey olduğunu biliyordu elbette ama aldığı kültür ve yetiştiği ortam itibarıyla bu gönül meselelerini gündemine pek sokmaz, önemsemezdi. Ama o uzaklaştırırken olaylar yakınlaşmıştı. Bundan ayrı bir acı duyuyordu. Hülya ilk göz ağrısıydı, aşık oldum diyemiyordu ama bir manada ilk yakınlaştığı kızdı. Onu seven Mehmet’le arasında arabuluculuk yaparken, kız Cihat’a tutulmuştu. Fatma ise bunu her tarafa yaymış, Cihat’la Hülya arasında arabuluculuğa soyunmuştu. Hep Hülya’dan bahsediyordu Cihat’a, ondan haberler getiriyordu. Bu sebeple sık sık görüşüyorlar, sokağın köşesinde gündüz ya da gece fısıl fısıl konuşuyorlardı. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT