BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Maratona hazır mısınız ?

Maratona hazır mısınız ?

Tarihler.... Günlerimizi kendi içinde sıralayan geriye dönüp baktığımızda ömrümüzün akıp gittiğini, büyüdüğümüzü ve ondan sonra da yaşlandığımızı bize farkettiren, değişimin gizli arkadaşı... Zamanın somut dostu... Akıp geçtiğini görelim diye sayıları kronolojik hale getiren, yaşımızı, hüznümüzü, sevincimizi, yıldönümlerimizi içine alan ve ömrümüz varsa tekrar yaşatan, bazen önceki günün aynısıymış gibi sessiz, bazen de çağlar açıp, kapatacak, bir anda ömrümüzü değiştirecek kadar güçlü... Herkesin hayatında doğum günleriyle başlayıp, serüvenini hayatın çok farklı kesimlerine taşıyan tarihler vardır, okumayı öğrendiğimiz gün, ilk mezuniyetimiz, ilk işimiz, yıl dönümlerimiz, vb... Bir de her yıl binlerce genci derinden etkileyen çok önemli bir tarih var ki o da, hani insan hayatının iki önemli kararı vardır; "biri iş, diğeri eş seçimi" dedirten ve öncelikle iş seçimini fazlasıyla etkileyen tarih... Konuyla alâkalı olan gençler sanırım neden bahsettiğimizi hemen anladılar. Yazımızın sözkonusu tarihi, yukarıda da gördüğünüz gibi 15 Haziran 2003 ve o günün anlamı; bir buçuk milyondan fazla genç için, Öğrenci Seçme Sınavı'na, kısa adıyla ÖSS'ye giriş.



Evet sadece 3.5 ayın kaldığı bir maraton daha kapıda. Geçen hafta, bu haftaki sayfamızı bu sınava girecek arkadaşlarımıza ayıracağımızı duyurmuştuk. Sizden gelenleri de dikkate alarak 2003 ÖSS'yi ele alalım ve sınavla ilgili önemli bazı noktaların altını çizelim istedik. 15 Haziran'da yapılacak üniversiteye giriş sınavı milyonlarca insan için hayatın dönüm noktasını teşkil ediyor. Sayısal, Sözel, Eşit Ağırlıklı ve Yabancı Dil alanlarda puan hesaplamalarının yapıldığı, üç saat sürecek olan sınavda ne yaptınız, yaptınız. Aksi halde seneye tekrar... Geçen yılın verilerine baktığımızda 2002 ÖSS'ye; 1.540.422 öğrenci başvurdu ve bunların 1.489.478 kişisi sınava katıldı. 420.835 kişisi 105 ile 120 arası, 613.915 kişisi 120 üstü puan aldı. Bunların sadece 169.835'i lisans bölümlerini kazandı. 107.754 kişisi Açık Öğretim Fakültesi, 158.895 kişisi de iki yıllık Meslek Yüksek Okullarının bölümlerini kazandı. Bildikleriniz bilmedikleriniz  ÖSS Sözel'de ağırlıklı olarak, Türkçe ve Sosyal Bilimler; destekleyici olarak, Matematik ve Fen Bilimleri testi çözülecek. Sayısalda ise, Matematik ve Fen Bilimleri testi; destekleyici olarak, Türkçe ve Sosyal Bilimler testi; Eşit Ağırlıkta ağırlıklı olarak, Matematik ve Türkçe testi; destekleyici olarak, Sosyal Bilimler ve Fen Bilimleri testi çözülecek. Yabancı Dil Sınavı'nda da ağırlıklı olarak, Yabancı Dil testi; destekleyici olarak, Türkçe testi çözülecek.  ÖSS Sayısal alanı tercih eden öğrenciler de yalnızca Matematik, Fen Bilimleri ve Türkçe testlerine yöneliyor; bunun yanında puanlarını artıracak olan Sosyal Bilimler alanını "pas" geçiyorlar. Yine ÖSS Eşit Ağırlıklı alandan tercih yapacak öğrenciler de, yalnızca Matematik, Türkçe ve Sosyal Bilimler testlerine yönelip, Fen Bilimleri testinden soru çözmüyorlar. Bu da öğrencilerin puanlarını artırmasına engel oluşturuyor. Bu alanlarda çözeceğiniz bir soru belki binlerce öğrencinin önüne geçmenizi sağlayabilir.  ÖSS Sözel alanı tercih eden öğrencilerin büyük bir kısmı yalnızca Türkçe ve Sosyal Bilimler testlerine yöneliyor fakat Matematik ve Fen Bilimleri testlerinden soru çözmüyor. Halbuki öğrencilerin bu alanlara da yönelmeleri puanlarını artıracaktır.  ÖSS DİL alanını tercih eden öğrenciler de yalnızca Yabancı Dil testindan soru çözerken Türkçe testine çok az yöneliyor. Bilinçli öğrenciler ise, Yabancı Dil testinin yanında bu teste gerekli önemi vererek şanslarını artırıyor.  Sınavda, Sosyal Bilimler testi içersindeki Tarih, Coğrafya ve Felsefe sorularının puansal değerleri eşit olmasına karşın; genellikle, Tarih ve Coğrafya soruları çözülürken, Felsefe sorularına çok az öğrenci yöneliyor. Siz felsefe sorularına da gerekli önemi verirseniz, virgülden sonraki rakamların bile çok önemli olduğu bir sınavda, birçok öğrenciyi geride bırakırsınız.  Biyoloji sorularına yönelim de çok az, siz bu konudaki açığınızı gidererekte önemli bir avantaj kazanabilirsiniz.  Sözelden girip sayısal sorularıda çözmek için çaba harcayan öğrenci sayısının azlığı göz önünde bulundurulursa, biraz da olsa sayısal soru çözmenin tüm avantajlarını kullanabilirsiniz. Zaten bu sebeble sayısal soruların puansal değerleri fazladır. Soru çözerken nelere dikkat edeceksiniz?  Takıldığınız soruları çok fazla vakit kaybetmeden geçin ve ardından bu soruyu içeren konuyu adım adım, tekrar çalışın.  Konuyu çok iyi bildiğiniz halde soru çözümünde, sorun yaşıyor olabilirsiniz. Nerelerde takıldığınızı tespit edin. Ezbercilik mi yapıyorsunuz, soruyu okurken tam konsantre mi olamıyorsunuz, panik mi yapıyorsunuz, gereğinden fazla mı aceleci davranıyorsunuz? Öncelikle tüm bu sorulara cevap verin.  Sorunun çözümünde, çözüm yolunuz doğru olduğu halde işlem hatası yaptığınız için doğru sonuca ulaşamayabilirsiniz. Nerede, niçin hata yaptığınızı tespit edip, düzeltme yoluna gidin.  Her dersi çalışırken, ders konularıyla ilgili temel kavramları mutlaka çok iyi özümseyin. Çünkü ÖSS'de "temel kavramlarla düşünebilme" gücünü ölçmeye yönelik sorular ön plâna çıkmaktadır. Özellikle sayısal derslerde genel kavramlarla ilgili temel bilgiler ve özetleyici nitelikteki formüller ne kadar iyi bilinirse derslerin zorluğu da o ölçüde ortadan kalkmış olacaktır.  Türkçe sorularının çoğunluğu "anlam" konulu sorulardır. Bu sebeple Türkçe sorularını cevaplarken anlamaya ve yorumlamaya yönelik bir bilinçle soruları okuyun, seçenekleri de bu anlayışla değerlendirin. Esasen Türkçe sorularında başarılı olmanın yolu çok fazla kitap okumaktan, okuduğunu yorumlamaktan ve sürekli soru çözmekten geçer.  Çözemediğiniz sorulardan sonra hemen cevap anahtarına bakmak yerine, soru üzerinde tekrar tekrar düşünüp, yapmak için uğraşın. Zoru başarma güzelliği Hayatı anlamlı yapan içindeki mücadeledir... Eğer siz de benim gibi düşünüyorsanız, aşağıdaki küçük öyküyü okuyun, hayır mücadele insanı yorar, enerjiyi boşa tüketir diyorsanız da yine okuyun, bakalım düşüncenizde bir değişiklik olacak mı? Yazarı kimdir bilmiyorum ama ben çok beğendim, umarım siz de beğenirsiniz.... Bir gün bir çiftçi Allah'a yalvarmış ve şöyle bir istekte bulunmuş: "Allahım; dünyayı sen yarattın. Sen ol dersen, her şey olur. Bir yıl süreyle beni aksiliklerden koru, fırtına olmasın, sağanak yağış olmasın, şiddetli rüzgarlar esmesin, tohumları yiyen zararlı böcekler olmasın, sorundan yoksun bir yıl olsun. Böylece ben de çok fazla başak yetiştirerek dünyayı açlıktan kurtarayım." Hikaye bu ya, çiftçinin dileği tutmuş. Yıl sonunda, başaklar öylesine uzamış ki, çiftçi çok sevinmiş. Güneş istemiş güneş, yağmur istemiş, yağmur... Ürün bolluğu açısından mükemmel bir yıl yaşanmış. Çiftçi, "Onca bol ürün yetişti ki, insanoğlu on yıl süreyle hiç çalışmasa bile, dünya üzerinde hiç açlık olmayacak bundan böyle" diye sevinmiş. Ama mahsul biçildiğinde, ürünlerin kof olduğu anlaşılmış... İçlerinde tek bir arpa, tek bir buğday tanesi yokmuş.... Çiftçi şaşkın, tutmuş köyün bilge kişisinin yolunu, çıkmış huzuruna sormuş: "Ne oldu? Aksilik nerede? Nerede yanıldım? Buğdaylarımın içi boş" "Çok basit..." diye cevaplamış bilge, burada sana bir ders var; "Mücadeleyi engelledin. Hiç sürtüşme yoktu. Tüm sıkıntılardan, güçlüklerden arındırdın mahsulü. Bu sebeple kısır kaldı. Doğada her etkenin bir rolü vardır. Güçlük çekmeden meyve alınmaz. Fırtına, gök gürültüsü, sağanak, şimşek de gereklidir. Ürünün ruhunu, özünü canlı tutarlar." Hikâyenin anlamı çok derindir. Sürekli mutlu...mutlu...mutluysan, mutluluk anlamını yitirir. Beyaz bir duvarın üstüne, bembeyaz bir tebeşirle yazı yazmak yararsızdır. Ne kadar yazsan kimse bir şey okuyamaz. Gece; gündüz kadar gereklidir. Acı, üzüntü dolu günler; mutluluk, sevinç dolu günler kadar vazgeçilmezdir. İşte bu gerçeği kavramak da bilinçlenmektir. O zaman sorgu sual biter. Yaşantının ritmidir bu. Çelişki ve ikilemleri kavramaktır. Yani yaşantının sırrını çözmektir. Eşyanın tabiatını özümsediğin, doğa kanununu çözümlediğin anda senin için gölge kalmaz. Mutsuzluk bile bu asamaya varmış kişide, ışık saçar. Üzüntünün bu türü düşmanın değil, dostundur. Onu gerekli ve gidici bir arkadaş gibi sevgiyle taşı. İleri tarihteki bir mutluluğun habercisi olarak kabullen sıkıntıyı... Aksi takdirde yok olur, erir bitersin! Bu arada unutmadan, herkesin içinde geliştirilmeye açık bir potansiyel vardır yeter ki onu ortaya çıkaracak gücü, cesareti kendimizde bulalım ve mücadeleci ruhumuzu kaybetmeyelim. Sevgiyle kalın... B.A Okuyucu Mektubu Her işin başı iletişim!.. Bursa'dan "üzgünüm" rumuzuyla yazan okurumuz; son günlerde patronunun kendisine taktığını düşündüğünü, ne söylese itiraz ettiğini, fikirlerini önemsemediğini ve bu sırada üslubunun da kırıcı olduğunu belirterek, patronunun acaba kendisini işten çıkartmayı mı plânladığını düşünmeye başladığını, bu durumda nasıl davranması gerektiğini bilemediğini belirtiyor: Sevgili okuyucumuz; öncelikle şöyle sakince bir kendinizi değerlendirin. Bir iç muhasebe yapın. İşinizde size bağlı aksayan noktalar var mı, patronunuzla ve iş arkadaşlarınızla iletişiminiz nasıl, bilerek veya bilmeyerek firmanıza ters olan bir harekette bulundunuz mu? Patronunuzun davranışlarında özellikle son günlerde bir farklılık görüyorsanız bu durumu "kişilik yapısı o şekildedir", size karşı bir kasıt yoktur diye yorumlamak doğru olmaz. Ancak şurası da bir gerçek ki bazen insanın günü gününü tutmaz ve sizin bilmediğiniz bir sıkıntısı olduğu için, biraz aksileşmiş olabilir. Ancak siz, "sadece bana karşı öyle davranıyor" diyorsanız, yukarıda da belirttiğim gibi "bu davranışlarının altında bana bağlı bir hata var mı acaba" sorusuna net cevaplar çıkartın. Cevabınız "evet, şu sebeble olabilir" veya "hayır" ise ve meselelerde iyi niyet varsa çözümlemek çok basit. Patronunuzdan bir randevu talep edin ve bu düşüncenizi, üzüntünüzü kendisiyle paylaşın. Özenli bir üslupla bu meseleyi çözeceğinize eminim. İyi niyetle herşeyin üstesinden gelinir. Mutlaka ama mutlaka konuşun. Aksi halde meseleler onun içinde de, sizin içinizde de büyür ve küçük küçük şeyler koca bir çığa dönüşerek telafisi daha güç bir hal alır. Güzel günler geçirmeniz dileğiyle... LES'e başvurular 3 Mart'ta ANKARA (İHA)- 2003 Mayıs Dönemi Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı'na (LES) başvurular, 3 Mart'ta başlıyor. Sınava en az lisans diplomasına sahip olanlar ile sınavın yapıldığı tarihten itibaren 1 yıl içinde bir lisans programından mezun olabilecek durumda bulunanlar katılabilecek. Adaylar başvuru belgelerini, 40 milyon lira sınav ücretini yatırdıklarını gösteren banka dekontuyla birlikte en geç 14 Mart 2003 tarihine kadar onaylatarak teslim edecekler. Sınav 11 Mayıs'ta yapılacak.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT