BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını dakika dakika buradan takip edebilirsiniz.
Anasayfa > Haber > Bulutların kanadından geldim (DİYALOG)

Bulutların kanadından geldim (DİYALOG)

‘Bir gün bulutlar yağmur olup, yeryüzüne iner. Ve sen yapayalnız kalırsın.’ Demiştin. Hatırladın mı? Ben hiç unutmadım ki" Şimdi yağmur olup toprağa indiler. Gökyüzünde bir ben kaldım, bir de yıldızlar benden uzakta. Bir gün yalnızlığıma dayanamayan bir yağmur damlası kolumdan tutarak toprağa indirdi beni. Sonunda İnsanların avucuna düştüm.



‘Bir gün bulutlar yağmur olup, yeryüzüne iner. Ve sen yapayalnız kalırsın.’ Demiştin. Hatırladın mı? Ben hiç unutmadım ki" Şimdi yağmur olup toprağa indiler. Gökyüzünde bir ben kaldım, bir de yıldızlar benden uzakta. Bir gün yalnızlığıma dayanamayan bir yağmur damlası kolumdan tutarak toprağa indirdi beni. Sonunda İnsanların avucuna düştüm. Kime kızmalıyım sence? Bulutların bir günahı var mı dersin? Yağmurlara "Niçin toprağa âşıksınız?" diyebilir miyim? İnsanın kendi kabuğu içinde yaşaması çok kolay. Ama kalabalıkların içinde yaşamaya çalışmak bile insanı öldürebiliyor. Şimdi daha iyi anlıyorum bunu. Kalp kırmayı yalnız onlar başarabiliyor. Yeryüzünün yollarında şimşekten örülmüş çiçekler yok. İnsanlar gülleri koparıp dikenleri yollara bırakabiliyor düşüncesizce. O yollarda nasıl yürüyebilirim? Bulutların kanatlarında bir tek diken bile yoktu. Gökkuşağım bana yetiyordu bahar yerine. Onun renkleriyle çiçekleri istediğim gibi süsleyebiliyordum. İnsanlar baharı mahvediyorlar. Ağaçların bayramında bile kollarını kırıp onları ağlatabiliyorlar. Kelebekleri vuran yine onlar. Aslında bülbülü öldüren, aşk yüzünden çektiği acılar değil, aşktan bihaber olanların onunla dalga geçmesi. Çünkü, aşk yüzünden çekilen acılar insana yaşama sevinci verir. İnsana hayatı sevdiren "aşk" denilen tarifsiz duygudur. Savaşın acımasız yüzü Yeryüzünde savaş diye bir şey var. Konuşmaktan dahi ürkmüyor kimse. Ama çocuklar... o çocuklar! Onların gözlerine baktıkça eriyorum. Savaşın bütün acısı onların gözlerinden okunuyor. Sevgiyle dolan ana yüreğini silah mı öldürür, evlat acısı mı? Keşke bütün çocukları ellerinden tutup bulutların ardına götürebilsem! Oraya da uzanır mı savaşın acımasız kolları? Orada da atar mı insan sevgisinden uzak kalpler? Nasıl severdik bulutlarla birbirimizi. Sabahlara kadar dertleşirdik. Şimşekler bile sessizce otururdu baş ucumuzda. Ama insanlar!.. Onların sevgilerinde hep bir çıkar kokusu neden vardır? Birinin yaptığı fedakarlık dağlar kadar; diğeri ise o dağda küçük bir kır çiçeği bile olamıyor. Neden? Yok yok, buralar bana göre değil. Bulutların kanadına geri dönmek istiyorum. Yağmur!.. Seni anlamıyor değilim. Yeryüzündeki bütün kötülükleri temizlemek için yalnız bıraktın beni. Keşke bunu yapabilsen! Belki insanların dışındaki pislikleri temizleyebilirsin. Ama ya içindekiler... Eğer kötülük, insanın kalbinde varsa boşuna yorulma derim. Boşuna ağlatma bulutlarımı. Sen gözlerdeki masumiyeti yeniden yeşertebilir misin? Sahte gülüşleri sürükleyip götürebilir misin kum taneleri gibi. Kanlı eller günah çıkartabilir mi seni okşayarak? Silahları ıslatıp çalışamaz duruma getirebilir misin? Biyorum, bunu başarmak istedin. Ama başaramadın. > Yılmaz İMANLIK Mevsimler arasında seyelan Dışarda karbeyaz örtüsü İstanbul'un Yüreğimde kırılgan bir yaz hülyâsı, Bir şarkı düşüyor içime Yahya Kemal'den Uzak bir haziran akşamına dâir... Erguvân kokulu bir bahçedeyim, Islak bir nefes okşuyor tenimi, Ölüm düşüyor aklıma, visalsiz... Teşrîn yaprakları gibi sararıyorum. Bir vedâ nağmesi gibi sararken ruhumu, akşam, Alev renkli kuğularla gurûbun altın sahnesindeyim. Eylül yalnızlığı değiyor kalbime, ağlıyorum, Güneşi uğurluyorum kızıl ufuktan Hâşim'ce. Ve Necip Fazıl yürüyor damarlarıma... Meçhûl bir aşka düşüyorum kaldırımlarda. Şahlanıyor yeniden yüreğimdeki Sakarya. Baştanbaşa tezat, ruhumda hafakan, gözlerimde destan. Bir bülbül şakıyor, Şark'ın vîran bağlarından, Alev gibi bir öfke, yutuyor bütün Garb'ı Vatan ufkundan yükseliyor Safâhat'ıyla Akif, Ses veriyor İslâm'ın metrûk diyârından. Bu gece melâli anlayan bir neslin yâdındayım, Hâmid'le makberde, Hâşim'le yârin dudağındayım. Ne milenyum ağında, ne uzay çağındayım. Kâh İstanbul ufkunda, kâh İrem Bağı'ndayım. İçimde tutuşan bin renk ile gökkuşağındayım. Yâr ile diyârdan uzak ruhumun imdâdındayım. Bu gece melâli anlayan bir neslin yâdındayım. > Ömer ÜNER Güvenemem asla sana Güvenemem sana, sözden dönensin, Gayri git seninle eller gönensin. Bağrım hedef midir tek tek denensin, Nazlı ellerinden gelen oklarla. Tahammülüm yoktur fazla yaraya, Eller bir sis gibi girdi araya, Kral da yapsalar sırça saraya, Tek fisken bir eder beni yoklarla. İstemem dilinden silinsin adım, Bir tutsağım şimdi atamam adım, Ateşin yaktıkça her an susadım, İşim yoktur benim aşka toklarla. Bir gün yitirirsin sen de Levent'i, Cehennemin olur yurdun her kenti, Sevgi dediğin şey sende özenti, Yaşamaz, tez solar kalbi paklarla... > Hüseyin Hilmi LEVENT / TARSUS Dayanmaz yüreğim Mevsimin güzü, Ölümün yüzü, Dostun bir sözü, Yıkar gönlümü. Tutmazsa maya, Şükür Mevlâ'ya, Kalmayan haya, Yıkar gönlümü. Bölünür devlet, Sen daha seyret, Hayırsız evlat, Yıkar gönlümü. Çatlarsa toprak, Solarmış yaprak, Rüzgarsız bayrak, Yıkar gönlümü. > Hüseyin ÖZKAYNAKÇI / SİVAS
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT