BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Galatasaray’a ne lâzım?

Galatasaray’a ne lâzım?

Fatih Terim diyor ki: “Henüz takım olamadık!.” Koca bir sezonun nerede ise sonuna gelinmek üzere!.. Eğer “takım olunamadı” ise; bunun sorumlusu kim? Bu soruyu “sadece” Türkiye’de değil, dünyanın dört bir yanında mesela “yüz kişiye sorsak”, alacağımız cevap aynıdır: “Takımın hocası!..”



Fatih Terim diyor ki: “Henüz takım olamadık!.” Koca bir sezonun nerede ise sonuna gelinmek üzere!. Eğer “takım olunamadı” ise; bunun sorumlusu kim? Bu soruyu “sadece” Türkiye’de değil, dünyanın dört bir yanında mesela “yüz kişiye sorsak”, alacağımız cevap aynıdır: “Takımın hocası!..” Bu sözler, Fatih Terim gibi “burnu yere düşşe eğilip almayacak” karakterdeki bir hocanın “acı” itirafıdır ve “herkesi tir tir titreten” Terim, “maalesef” bunca eski ve yeni futbolcudan “bir takım meydana getirememiştir”; neden? Bugüne kadar “bu hazin tabloya”, hep para yönünden, transfer yönünden, futbolcu yönünden, hoca yönünden baktık!.. “Şunlar yanlış alındı, şunlar kötüydü, para yoktu, Terim hatalıydı, taktik yanlıştı, tertip devamlı değişti” deyip durduk!. Hiç birimiz, tablonun “manevi tarafına, moral tarafına, ruh tarafına bakmadık!.” Arada bir “şöyle bir değinenlerimiz oldu” ama, işte o kadar; teğet geçtik!. Berkant gibi bir “Avrupa Cini” ne, “voleybol oynar gibi” ve kırmızı kartlık smaç yaptıran nedir? Terim gibi bir hocanın “zivanadan çıktığını gösteren” kamera görüntülerinin sebebi nedir? Arif gibi bir golcünün, hatta “dağınık bir golcü” desek bile, bunca maçta bunca “gollük” fırsattan bir tanesini bile gole çevirememesinin sebebi nedir? Bunca tecrübeli oyuncunun yer aldığı bir defansın, bunca maçta adeta “kopya kağıdı konmuş gibi” aynı tip golleri kolayca ve defalarca yemesindeki “olumsuz” sır nedir? Bu sorular çoğaltılabilir; biz burada keselim ve lâfı uzatmadan “dobra dobra” sadede gelelim!.. Galatasaray’ın eksiği ortadadır; Galatasaray futbol takımına, hocasından “en çok yedek kalan” oyuncusuna kadar “mükemmel” bir psikolog, “müthiş” bir mentor gerekmektedir!. Kimse kızmasın gücenmesin! Alın Malatyaspor ile yapılan Kupa maçının kasedini ve defalarca seyredin; özellikle Terim’in görüntülerine bakın!. Sebeplerini ya da “haklı olup olmadığını” tartışmıyorum ama “büyük bir stresin altında çırpındığı” apaçık ortada!. “Böyle bir strese” kimse dayanamaz, “böyle bir stresin altındaki insan” sağlıklı ve istikrarlı kararlar alamaz!.. Elbette ki, “hoca soğuk alırsa, talebelerinin zatürre olması tabiidir!.” Ve zaten de olmuşlardır; Berkant’ların, Hasan’ların, Arif’lerin, Bülent’lerin ve de diğerlerinin “bunca hatayı, bunca defa” ve de “göz göre göre” yapmalarının başka mantıklı açıklaması yoktur!.. Tabii, “kendilerine, hocalarına, yöneticilerine ve Galatasaray’a kastetmedilerse!..” “Böyle bir sebebin” de ne mantığı, ne gerekçesi olabilir; hatta düşünülemez bile!.. Başta Hasan olmak üzere, “bazı oyuncuların” Terim’in “sert disiplininden ve tutumundan” şikayetçi oldukları ve Lucescu gibi bir hocayı aradıkları biliniyor ama, “bunlar” Galatasaray’ın içinde bulunduğu “olumsuz” tabloyu tam olarak açıklamıyor; ancak “havanın neden bu hale geldiğinin” göstergelerinden biri olarak yorumlanıyor!. Galatasaray yönetimi, Turgay Biçer’den sonra “bir mentor” buldu mu, göreve getirdi mi, bilmiyorum! Getirmediyse, derhal getirmelidir!. Getirdiyse, derhal değiştirmelidir; demek ki görevini tam olarak yapmadı, yapamıyor!. Bir takım, hocasından yeni gelen oyuncusuna kadar bu kadar gergin, bu kadar hırçın, bu kadar “hata yapmaya müsait” ve hata yapan insanla dolu ise, bunun sebebini başka yerde aramak fevkalade yanlış olur!. “Doğrusu yapılmazsa”, Avrupa Kupaları gitti, Türkiye Kupası bitti; sırada Süper Lig ve “hiç olmazsa” Şampiyonlar Ligi hakkı var ki; o da giderse hiç şaşmam!. Dost acı söyler; biz de söylüyoruz!.. “Defetmek” üslûbu!.. Hafta içinde bir gece TV karşısında zapping yapıp duruyordum!. “Adı az duyulan” bir kanalda canlı yayında telefon bağlantısı yapılan “ünlü” bir yorumcu ile konuşuluyordu!. Yorumcu “bir büyük takım için” ne yapılması gerektiğini söylüyordu: “Eski çıkıntıları defetsinler!..” Elbette, bir futbol yorumcusunun, bir futbol yazarının “bir takımdaki bazı oyuncuları eleştirmek, eğer inanıyorsa ve düşünüyorsa, onların o takıma zarar verdiklerini söylemek, onların kulüple ilişkilerinin kesilmesini önermek” en tabii hakkı idi! Amma... “Bunları söylemek için” kullandığı üslûp??? O takıma “onca yıl hizmet etmiş, onca yıl o takımın şampiyon olmasında, en büyük kupaları almasında, ününü bütün dünyaya duyurmasında büyük pay sahibi olmuş futbolcular için kullanılan” üslûp? “O takımdan da öte”, Türk Milli Takımı’na bunca yıl hizmet etmiş ve Dünya Üçüncüsü olmasında önemli sorumluluklar almış bu futbolculara karşı kullanılan üslûp? Spor yorumculuğumuz, spor yazarlığımız maalesef “çok kötü” bir dönem geçiriyor!.. “İğrenç” bir reyting yarışı sebebiyle ve de “spor sayfa ve ekranlarımıza” bir gecede “dışardan getirilip oturtulanların” çoğunluğunun da tertip ve tahrikleriyle iş iyice çığrından çıktı!. Hakaret etmek, hatta küfretmek “reyting sağlamanın en kolay ve en kestirme yolu” haline geldi!. Gazetecilik ilke ve etiğinden “bihaber” bir yığın insan sayfaları ve ekranları doldurdu!. Ekonomideki “kötü para iyi parayı kovar” ilkesi, spor sayfalarımızda ve ekranlarımızda da geçerli hale geldi!. Sonuç... İşte ortada!.. “Eski çıkıntılar...” ve “defetsinler..” sözcükleri, aslında “reyting üslûbunun en hafif tabirleri” arasında yer alıyor; ötesini zaten okuyor ve dinliyoruz.. Ve de seyrediyoruz!.. Meslek kuruluşlarımız da seyrediyor, medya kuruluşlarımızı yönetenler de seyrediyor; hatta belki de “yönetenler” teşvik de ediyorlar!.. Konunun bir başka “acı” tarafı; “bu sözleri sarf eden” arkadaşımızın, aynı zamanda “yorumda bulunduğu futbolcuların mensup olduğu kulübün üyesi” de olması!.. Ve bu kulübün üyelerinin ve yöneticilerinin de, bir asırdır “Biz Avrupalıyız, ülkenin Avrupa’ya açılan eğitim ve spor penceresiyiz” diye övünüp durması!.. Bu meslek nereden nereye geldi ve bakalım daha nerelere gidecek? Yok yazık!.. Derbi ne olur? Bana da sorup duruyorlar; “Galatasaray - Fenerbahçe maçı ne olur?” Onlara diyorum ki; “İki takım da kötü ama Fenerbahçe avantajlı, kaybedeceği pek bir şey yok, yenerse kazanacakları var; onun için rahat oynayacak. Buna, Galatasaray’a karşı, medyayı da arkasına alarak, son yıllarda kazandığı psikolojik üstünlüğün avantajını da eklersek, galibiyete daha yakın olduğunu söyleyebiliriz!” Galatasaray ise, Terim’in oynatacağını sandığım Hasan ile “Ortega yaralısı” Revivo “maçı bir onur mücadelesi haline getirirlerse”, oyunu dengeleyecek ve hatta galibiyeti getirecek bir patlama yapabilir!. Elbette seyirci ve ona bağlı olarak da hakem faktörü de derbinin önemli kilitleri!.. Galatasaray seyircisi, rakip takımı kamçılayacak, hakemi “olumsuz etkileyecek” hareketler yapmazsa ve kötü tezahürata kendini kaptırmazsa, bunun “takımı lehine olacağını” bilmelidir!. Zira, “hırçınlaşmaya, kart görmeye müsait” çok futbolcu var Galatasaray’da ve Fenerbahçeli “bazı” oyuncular “bunların sinirleriyle oynamayı ve onları açık düşürmeyi” çok iyi biliyorlar!. Başta Bülent, K.Hakan, Emre ve Hasan olmak üzere “tuzağa düşmeye hazır” bu futbolcular Galatasaray’ın en büyük dezavantajı!.. Onun için Fenerbahçe daha şanslı... Beraberlik belki.. Ya Galatasaray’ın galibiyeti??? “Bence sürpriz olur” diyordum ki; maçların hakemleri açıklandı ve bir yandan Fenerbahçeli yöneticiler, bir yandan Galatasaraylı yöneticiler, bir yandan Erman Hocam gibi “yorumcular” hakemin önüne fitili ateşlenmiş dinamitler, maçın altına saatli bombalar koymaya başladılar!.. Tertemiz, genç bir “FIFA kokartlı hakemi” yemek için ellerinden geleni artlarına koymama yarışına çıktılar!. Biliniz ki; derbide hakem yüzünden bir patlama olursa, sorumluları bellidir; daha işin başında “hakemi yakmaya çalışanlar!.” Federasyon yıllardır “bunlara seyirci kalıyor”; çok yazık!.. Dileğim, “yangına körükle gidenlere ve hatta benzin dökmeye kalkanlara” rağmen, temiz ve dostça bir maç olmasıdır!.. İnanıyorum ki; Selçuk Dereli, “insafsız ve iz’ansızları” utandıracaktır!.. Tahrik ediyor!.. Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım iyice şaşırdı!.. Galatasaray - Fenerbahçe derbisinde “Fenerbahçe seyircisinin alınmayacağı” Ali Sami Yen tribünlerini bir ateş topu haline getirmek için elinden geleni ardına koymuyor!.. Yok uyarıyormuş... Yok, “stadın ortasına kadar yürüyecekmiş!..” Yok şuymuş, yok buymuş!.. Başarısızlığının faturasını durup dinlenmeden “hedef saptırarak” taraftarlarının gözlerinden saklamaya çalışan bir başkan olarak, şimdi de Galatasaray seyircisini tahrik ederek, maçta olay çıkarmaya gayret ediyor!. Yenerse ne ala, ama olur ya bir yenilgide “sarılacak” bir ateş dalı arıyor!. Sanki yıllardır, Saracoğlu Stadı’na gidemeyen Galatasaray başkanları olmamış, orada saldırıya uğramış Galatasaraylı yöneticiler olmamış, o stadın tribünlerinde hiç küfür edilmemiş gibi, hem “zeytinyağı gibi” suyun üstüne çıkmaya çalışıyor, hem de “seyirciyi tahrik ederek”, adeta istemediğini söylediği şeylerin “yapılmasını sağlamaya gayret ediyor!.” Elbette, Galatasaray seyircisi “sadece” Aziz Yıldırım’a değil, hiç kimseye ama hiç kimseye küfür etmemelidir!. Ederse, “cezasını” da en ağır şekilde görmelidir!. Bunu yıllardır yazıp geliyoruz ve “olursa” gene yazmaya devam edeceğiz!. Ne var ki, Aziz Yıldırım’ın bu açık tahrikine karşı, Galatasaray Başkanı Özhan Canaydın “her zamanki gibi” susmuş ve oturmuştur!. Şükrü Saracoğlu Stadı’nda olan olaylarla ilgili bir dosyayı Yıldırım’ın önüne koyarak “Siz kendi stadınıza bakın, bizimkini de bize bırakın, herkes kendi işine baksın... Seyircimizi tahrik etmeye hakkınız yok” diyememiştir!. Son yıllarda Galatasaraylı Başkanlar, “maalesef” kamuoyu önünde rakiplerine karşı, daima “yenik ve ezik durumda” görünmekte ve Galatasaraylı taraftarları da en çok “bu durum” sinirlendirmektedir!. “Başkanlar görevlerini yapmayınca” ve “sorumluluklarını yerine getirmeyince”, kızgın Galatasaray tribünlerine, “bir avuç kötü niyetli ve seviyesiz fanatik” kolaylıkla ve küfür dalgası ile hakim olabilmektedir!. Başkan olmak ve başkanlık sorumluluklarını yerine getirmek önemli bir iştir sayın Canaydın; bilmem farkında mısınız? Gençlerbirliği elenseydi? Elbette, “Ankara’da yaşarken üyesi olduğum” Gençlerbirliği’nin Çarşamba gecesi aldığı “nefes kesici” galibiyet beni mutlu etti!. Ersun Yanal Hoca’yı ve “galibiyet için” sahada basmadık yer bırakmayan ve “altın gole kadar” müthiş bir mücadele veren futbolcuları TV başında defalarca kutladım; işin bu tarafı seyircilik hakkı!.. Amma... Bir spor yazarı olarak, kendi kendime de sordum: “Bu haklı galibiyet, acaba rakibin altın golü ile mağlûbiyete dönüşse, bunun sorumlusu kim olacaktı?” Yooo... Yenilen gollerde hata yapan ya da kaçırılan gol fırsatlarını değerlendiremeyen ya da “gördüklerini çalan, göremediklerini çalmayan” hakemden söz etmeyeceğim!. Maçla ilgili yorum yapanlar, yazılar yazanlar Luıcescu’yu “3 değişiklik hakkını erken kullandı, sonra Yasin sakatlandı, oyunda kaldı” diye eleştirdiler de, dönüp Ersun Yanal “bu konuda ne yapmış” ona hiç bakmadılar!. Gençlerbirliği kazandığı için, Ersun Yanal’ın “nerede ise avucunun içinde olan” turu, 9 kişi kalmış Beşiktaş’a hediye edecek hale nasıl getirdiğine bakmadılar ve yazmadılar!. Bakın bakalım Ersun Hoca, “oyuncu değişiklik haklarını” ne zaman ve nasıl kullanmış? Rakip maçı “14 kişi ile oynarken”, o hâl⠓normal sürenin sonuna gelinmiş” onca büyük enerji harcayan, müthiş tempo yüzünden bitmiş ve oyundan düşmüş “bazı” oyuncuları görüp, değiştirebilmiş mi? “9 Kişiyle Beşiktaş, rakibiyle başa baş oynadı” deniliyor; elbette oynar; o sırada sahada “10 Gençlerli oyuncu var” ama, acaba “gerçekten 10’u da oynuyor mu?” Youla hele hele ikinci yarıda sahada var mıydı? Ya Ahmet Dursun’u çıkmış, Nouma’sı atılmış, “gol ümidini” bir tek İlhan’a bağlamış, orta sahası ve defansında ileriye çıkacak hal kalmamış Beşiktaş’tan yenen 3 üncü gole ne denmeli? Bir güçlü ve taze adamı İlhan’ın başına dikememek, ona bomboş gol atma imkanı vermek Ersun Hoca’nın yaptığı bir “büyük hata” değil mi? Hele aynı dakikalarda İlhan’ın kaçırdığı bir başka mutlak gol fırsatı var ki; atsa, işi bitirecek!.. Beşiktaş - Gençlerbirliği maçı, “teknik adamlarca” da dikkatle analiz edilmeli! “Hocaların neleri doğru, neleri yanlış yaptıkları” açıkça görülecek ve “tek yanlı övgü ya da yerginin” de ne kadar yanlış olduğu ortaya çıkacak!. Bir sözüm de hâl⠓hücum futbolunun olmadığını” iddia edenlere... Buyrun cevabınızı Ersun Hoca’dan alın!.. Neler söylüyor ve neler yapıyor; anlayın!.. Ve de... Manchester United’in Hocası ile İngiliz Milli Takımı’nın Hocası arasındaki kavganın “futbol tekniği açısından” ne olduğunu da bir araştırın!.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT