BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ben söyleyeyim mi?

Ben söyleyeyim mi?

Hasan Pulur soruyor: “Bir Türk işadamı, ‘Irak’ta her ABD askeri öldüğünde, sorumlu parmaklar Türkiye’yi gösterip suçlayacak’ diyormuş. Kim bu işadamı?” Aslında o da biliyor ama bilmiyor. Hadi biz de bilelim ama bilmiyormuş gibi yapalım.



Hasan Pulur soruyor: “Bir Türk işadamı, ‘Irak’ta her ABD askeri öldüğünde, sorumlu parmaklar Türkiye’yi gösterip suçlayacak’ diyormuş. Kim bu işadamı?” Aslında o da biliyor ama bilmiyor. Hadi biz de bilelim ama bilmiyormuş gibi yapalım. Mesela, “Savaş çıkmazsa ekonomimiz mahvolur, batarız, biteriz” diye gazetelere sayfa sayfa demeç veren politikacıların ve işadamlarının kim olduğunu, bilmemezlikten gelelim. “Tezkere çıkmadı ya, yarın piyasaları görün de aklınız başınıza gelsin” diyenlerin isimlerinin baş harflerini bile buradan veremeyelim... Garip ama hayat işte bu... Üç-beş gün sonra az ötemizde binlerce insan ölecek, biz burada, “İçimizdeki Amerikalıları bulmak için” bilmece bildirmece el üstünde kaydırmaca oynuyoruz. Oysa her şey o kadar ortada ki!.. Irak üzerine beyin jimnastiği Irak savaşı ile ilgili olarak defalarca sormuştum... Anlamayan kafalara, özellikle de Ankara’da sürekli ‘kulağını ters taraftan’ gösterenlere hatırlatmak için bir kez daha soralım... Saddam, 20 yılı aşkın süredir iktidarda... Bakıyorum, bu süre içerisinde Türkiye ile en ufak bir problem yaşamamış. Aksine, barış zamanlarında ticaretimiz o biçim gelişmiş, petrol boru hattından da milyarlarca dolar kazanmışız ve kazanmaya devam ediyoruz. Yani anlayacağınız bu Saddam denilen adamla en ufak bir sorunumuz yok... Ne sınırımıza tecavüz etmiş, ne bir saldırısına maruz kalmışız. Üstelik, 1. Körfez Savaşı’nda Türk topraklarını ardına kadar ABD’ye açtığımız halde... Gelelim madalyonun diğer yüzüne... ABD’ye bakıyorsun... ABD casusları Kuzey Irak’ta Barzani ile buluşup Türk topraklarını da içerisine alan Kürdistan haritası önünde yemek yiyor. ABD ambargosu yüzünden, Irak’ta her yıl binlerce çocuk ilaçsızlıktan, bakımsızlıktan ölüyor. Binlerce kilometre öteden gelip benim topraklarıma giriyor, komşumu vuruyor, ekonomimi yerle bir ediyor. Barzani “Mehmetçiği vururuz” diyor, ABD de buna çanak tutup, “Mehmetçik tek başına K. Irak’a girerse engelleriz” diyerek Kürt Devleti’ne yeşil ışık yakıyor. İsrail her gün kadın-çocuk demeden füzelerle Filistinlileri katlederken, ABD, “Vallahi elimde füze yok” diyen Saddam’a, 1980’lerde İran’a karşı kullan diye verdiği füzelerin hesabını soruyor. Ve ABD’nin listesi böyle uzayıp gidiyor... Evet, problem “kimin daha kötü olduğunda” düğümlenip kalıyor. Cevabını “tezkere sevdalılarına” bırakıyorum. Karayolları ne iş yapar? TEM’in İstanbul bölümünün Anadolu Yakası’nda, Sultanbeyli bağlantısında son 1 yılda meydana gelen kazalarda onlarca kişi hayatını kaybetti, aileler söndü. Gazeteler ısrarla yazıp, TV’ler de üzerine gidince Karayolları, “lütfen” oraları şöyle bir elden geçirdi. Ee, gönülsüz yapılan işten elbette bir sonuç çıkmayacağına göre, kazalar da devam etti. Üç hafta önce İstanbul kara teslimdi. Kar kalktı, yolların özellikle otoyolların ve bağlantı yollarının “keli” göründü. Sultanbeyli-Çamlıca arasındaki yolun tam anlamıyla bir köstebek yuvası haline geldiği ortaya çıktı. Öyle ki, bazı çukurlar lastik düşecek kadar derinleşmişti. Üstelik gece geçtiğiniz zaman bu yollarda lamba da yanmıyordu. Sanırsınız, Anadolu’nun bir bozkırında yolculuk yapıyorsunuz. Oysa gittiğiniz yer İstanbul’un göbeği, binlerce insanın her gün kullandığı TEM otoyoluydu. Karayolları’nın işi o kadar çok, falan diye, aklınıza sakın bir şey gelmesin, sevgili okuyucularım. Örneğin, şu E-5’in Harem-Çayırova arası artık Büyükşehir Belediyesi’ne ait... Her şeyinden belediye sorumlu, Karayolları’nın bir derdi yok yani. Karayolları’nın, Anadolu Yakası’nda, öncelikle bakacağı TEM ve bağlantıları bulunuyor. Ne var ki, onların hali de ortada. Her gün kullandığımız bu yollarda, dünya rallicilerine taş çıkartırcasına çukurlar arasında kovalamaca oynamak zorunda kalıyoruz. 4 yıldır Karayolları 1. Bölge Müdürlüğü yapan Hikmet Çeri’ye, İstanbullular adına soruyorum: Her yıl, size, milyarlarca lira ödenek aktarılıyor. Öyleyse bu yolların hali nedir? Ama, otoyollara zam yapılması için genel müdürünüz, pekalâ, gazetelere çok güzel demeçler verebiliyor. Yolların hali böyleyken Karayolları’nın lojmanlarına bakıyorsunuz. Maşallah, sanki Bağdat Caddesi gibi... Pırıl pırıl, bal dök yala... Gözümüz yok ama bu lojmanlara verilen ehemmiyet biraz da yollara gösterilse nasıl olur sayın Hikmet Çeri? Evet, Ankara’nın nedense “Bu kadar ödenekle bu yolların hali nedir?” diye sormadığı Hikmet Çeri’ye biz İstanbullular adına soruyoruz. Önce bunun cevabını alalım; başka konulardaki sorularımız daha sonra gelecek. TRT’ye yüzde 2 pay bile çok... TRT’nin, elektrik faturalarından aldığı yüzde 3.5’lük ödenek yüzde 2’ye inince, belli çevreler hemen feryadı kopardı. (Daha kesilmeden koparmaya başlamışlardı ya, neyse...) Öyle az buz bir feryat da değil, ha... “Danışmanlık” falan diyerekten TRT’den maaş alanlar, bu kesintiyi isteyenleri neredeyse “vatan hainliğine” varacak derecede suçladılar. “TRT payı kesilsin” diyenleri, köşelerinde yerle bir etmeye çalıştılar. Biz, “Kimsenin izlemediği, reyting sıralamasına bile giremeyen eğlence programlarına, bir-ikisi dışında sırf vakit doldursun diye gösterilen dizilere, vatandaşın paraları akıtılıyor, yazık günah değil mi?” diye sordukça, onlar, “vatan millet” edebiyatıyla “Milli kültür yok olur, milli yayın politikası zarar görür” ayaklarına yattılar. Biz, “Özel kanallar 150-200 kişiyle reyting rekorları kırarken, TRT’nin binlerce kişi çalıştırmasını anlamak mümkün değil” dedikçe, onlar, “TRT’nin şanlı tarihini” mazeret gösterdiler. Bu elbette böyle gidemezdi... AKP “az da olsa” neşteri vurdu. Şu günlerde Star’da Erdal Bilallar’ı izliyorum ve tebrik ediyorum. TRT’nin neyi var nesi yok, her şeyini ortaya döküyor. Hele o 32 kısım tekmili birden kadrolaşma olayı yok mu, bir sonraki bölümünü merakla takip ediyorum. Bilallar sordukça soruyor ama karşı taraftan “tık” sesi bile gelmiyor. Şimdi, bunlara ek olarak bir de ben soruyorum: TRT’nin elinde o kadar kadrolu ve deneyimli spiker varken, çocukların bile duymadığı ve reytingi olmayanlara dünya kadar para verip, neden programlar yaptırırsınız? Yine elinizde kadrolu o kadar tecrübeli yönetmen ve ekipman varken, ne diye vatandaştan alınan parayla ısmarlama diziler çektirirsiniz? Siz ‘milli kültürü’ böyle taşeronlarla mı ayakta tutacaksınız? Bizce, AKP iktidarı, şu yüzde 2’lik payı da bir düşünse iyi olur... Bir vatandaş olarak, bu TRT’ye değil yüzde 2, yüzde 0.0000000000000000......1 pay bile vermek, inanın, çok gücüme gidiyor.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT