BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Diyalog

Diyalog

Fırtına öncesi bir sessizlik kaplamış tüm yürekleri. Beklenen, kaçınılmaz olan, koca koca insan yüreklerinin parçalanmış, mağrur kalmış, her bir yanı soldurulmuş. İnsanın içinde var olan cümleler sona erdirilmiş, gözlerin önünü maddi arzular sarmış, hisler duygular ve daha da önemlisi güzel yürekler hiçe sayılmış bir virane halini almış.



Savaşın acımasız yüzü Fırtına öncesi bir sessizlik kaplamış tüm yürekleri. Beklenen, kaçınılmaz olan, koca koca insan yüreklerinin parçalanmış, mağrur kalmış, her bir yanı soldurulmuş. İnsanın içinde var olan cümleler sona erdirilmiş, gözlerin önünü maddi arzular sarmış, hisler duygular ve daha da önemlisi güzel yürekler hiçe sayılmış bir virane halini almış. Bitap olmuş bir yıkıntıya dönmüş gözler. Çaresizlik ve yenilgiyi kabullenme duyguları ile güçlünün güçsüzü ezmesi şart olmuş, iki nefes soluması yapıp geride bırakcağımız yalan dünyada. Bir bebek görüyorum, insanların umutsuzluğu havaya kaldırdığı buğulu atmosferde, gözlerindeki masumluğu vuruyor yüzüme sicim sicim ve yetişkinlere kafa tutbilecek güçde olan ruhunun asilliği yansıyor yüzme güneş gibi... Ölümün, hastalığın ve acının bizleri hiç bir zaman bırakmadığı dünyamızda "savaş" ihtiyacımız neden? Bunca hırs, bunca güçlülük gösterisi, bunca biten yürek çarpmasına değebilecek değerde mi ya da değersizliği sicim gibi geliyor mu yüzlerimizin üstüne. Gerçi gelse yüzlerimiz erimez mi utanmasından? Yüreklerimizin çarpışı durmaz mı vicdan azabından? Geride kalan yıkık, dökük ve yangın sonrası sönük, umudunu fırlatmış atmış gözler ve yürekler, geleceği elinden alınmış, parçalanmış hayatın anlamı içinde akan derin gözyaşları... Kim verecek tüm yıkıntıların, tüm acıların, tüm bitişlerin ve dünyayı bir anda bitirebilecek güçte olan bebek gözyaşlarının hesabını? ¥ Pınar YILMAZ / İSTANBUL Kazım Baba Dedem Korkut Çukurova çukurova olalı Yiğitlerin şahbazların yeridir Kimi Oğuz soylu, kimi Altaylı Türk yurdu olduğu elbet bellidir. Oğuz boylarının yörük kocası Kazım Baba Dedem Korkut gibidir. Andırın yayladan düze inende Dur durak bilmeden gezip tozanda Bugün Kadirlide yarın Kozanda Aşık olup nice destan yazanda Elbet bir derviştir, bir alperendir Kazım Baba Dedem Korkut gibidir. Muhabbettir işi gücü her zaman Gönül ehli arar bir an durmadan Aşıkların meclisine varmadan Yapamaz edemez sohbet olmadan. Onun yeri seven dost gönüllerdir. Kazım Baba Dedem Korkut gibidir. Derdi olan O'na dermana koşar, Çaresizler kesin peşine düşer, Allah şaşırtmasın beşerdir şaşar, Sıkıntılı, gamlı ne yollar aşar. Susuz çölde vaha neyse öyledir, Kazım Baba Dedem Korkut gibidir. Kitapları heybesine doldurur Yolun şaşırmışa yolun buldurur Ehli sünnet itikadın bildirir Bir merhamet deryasına daldırır. Evliyalar, alimler rehberidir, Kazım Baba Dedem Korkut gibidir. Türkmen balasını, Avşar'ı sever Yörük oğlu görse iltifat eder Oğuz boylarından er oğludur er Türkistan'ı Alamanya'yı gezer Evliya Çelebi Seyyahı fakir Kazım Baba Dedem Korkut gibidir. Yiğitlik te Köroğlu'na çok benzer Karacaoğlan gibi şiirler dizer Menkıbeler okur yazılar yazar Alperence kükrer, dervişçe susar Hal ehli bir kimse, bir garip zahir, Kazım Baba Dedem Korkut gibidir. Türkbeyi'yim ne söylesem az gelir Asla fazla olmaz hep eksik kalır Sözün özü bir güzel numunedir, Mübarek Hocam'dır, büyüklerimdir. Bu güzel isimler şefaatçidir, Kazım Baba Dedem Korkut gibidir. > Oğuz Fatih TÜRKBEYİ Ecel kapıyı çalınca... Zamanın görünmez ırmağı akıp Gidince poyraza döndü lodas. Beni yad ellerde yalnız bırakıp Gidiyor birercik birercik dostlar. Bu kaçıncı dostun göçüp gidişi, Kaçınca yaprağın düşüşü daldan. Sanırsın bir kuşun uçup gidişi Bir ömrün farkı yok gibi masaldan. Turnalar uğramaz oldu gölüme, Gözlerimin yaşı akar, silemem. Acep hazır mıyım diye ölüme Kimbilir kaç kere sordum, bilemem. Gidenlerden fani dünyada kalan Bir yığın hâtıra, bir yığın toprak. Bu kavgalı dünya koca bir yalan Ömürler gün be gün sararan yaprak. Kapıyı çaldı mı ecel bir kere, Metelik etmiyor mevkiler, postlar. Omuzlarda tabut meçhul bir yere Yollanıyor birer ikişer dostlar. > Ömer O. ERENDORUK Yürekleri yakan ateş Kulaklarnda yorgundu çığlıklar Bakışları Buz kırığı Yeşil ve soğuk... Keskin kılıçlar gibi haykırışı Yırtan gökleri Elleri buz gibiydi gece yarısı Ebem kuşağı sonrası gelmişti, Önce mektubuydu gelen, Satırlarda uzamıştı dert sarmaşığı, Gelir gelmez kök saldı acısı, Uzadı boy boy... Işıksızdı gözleri, fersi, bomboş, Dümdüz bakıyordu görmeden, Baktığı yer yakıyordu, Duman yürekte, Ateş yürekte, Tütmüyor ki, Yakıyor, yakıyordu. Buz kırığı bakışları Yerlerde, Yeşil ve soğuk Gözyaşları sessizce, İçine akıyordu. > Halenur KOR / İSTANBUL
Reklamı Geç
KAPAT