BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Unutulmuş Günler

Unutulmuş Günler

“Kocamın her hareketi, herşeyi bana batıyor sanki” diye düşündü. Asuman’la Esma dudaklarını alayla büzüp birbirlerine baktılar. İlknur aşağılayıcı bir tavırla bakmıştı eniştesine. Halide Hanım sabırlı kadın rolünü oynuyor, Reşat Bey, aldırmaz görünüyordu...



“Sabırlı kadın” rolünü oynuyordu Behiye bunaldı, bir de arabanın içinde olmak çok kötüydü. Saçları bile uçuşmuyordu bu sıcak ama durgun havada insanların. Babaları Reşat Bey’in kırlaşmış saçlarından yağmur damlaları gibi terler akıyordu. Mendiliyle ha bire yüzünü silmekteydi. Babaları da çökmüştü artık. Annesi Halide Hanım üzerindeki örtmeyi çıkarmış, saçlarını kapatan beyaz tülbenti gevşetmişti. Asuman ve Esma arka bagajda bayılacak hale geldiklerini sık sık belirtiyorlardı. Arabanın sarsıntısından bagajdaki tüpgaz, bardaklar, tencereler gibi eşyalar tıngırdayıp dururken, Asuman ve Esma hem terlerini siliyorlar, hem de eşyaları tutmaya çalışıyorlardı. Keşke yaya yürüyüp gitselerdi Ada’ya. Yol kenarlarındaki bazı ağaçların yaprakları aşırı sıcaktan sararmaya yüz tutmuştu. Ne de olsa yazın en sıcak günleriydi. Ama görülmedik kadar sıcaktı hava, insan bayılacaktı. Asfalt güneşten pırıl pırıl olmuştu, gözlerini kamaştırıyordu insanın, asfalt yoldan insanın yüzüne alev hücum ediyordu. Nuri çatlak sesiyle ‘köprüden geçti gelin’ türküsünü çığırmaya başlamıştı. Behiye dudaklarını ısırıyordu kocasının sesini duydukça, başı utançla öne eğiliyordu. Kocamın her hareketi, herşeyi bana batıyor sanki, diye düşündü. Asuman’la Esma dudaklarını alayla büzüp birbirlerine baktılar. İlknur aşağılayıcı bir tavırla bakmıştı eniştesine. Halide Hanım sabırlı kadın rolünü oynuyor, Reşat Bey, aldırmaz görünüyordu. İstasyon evleri, Ada’nın uzun kavakları ve un fabrikasının uzun sarı binası farkedilmişti sonunda. İstasyon evleri bahçeli ve ağaçlıktı. Ağaçlar arasına gerilen tellere çamaşırlar serilmişti, arasıra esen rüzgârla sağa sola hareket ediyorlardı. Raylar evlerin arasındaki boşluktan görünüyordu. Tren yolunun iki yanındaki uzayıp giden tellerden yansılanan güneş ışıkları ta buradan insanın gözlerini kamaştırıyordu. Behiye başını çevirip öbür taraftan görünen evlerine baktı. Üç katlıydı evleri, kurşuni renkteydi, güneşin ışıkları pencerelere vuruyordu. Nuri, şimdi de ‘Düriye’nin güğümleri kalaylı’ diye bağırmaya başlamıştı. Allah’ım, diye düşündü Behiye, bu adamda hiç saygı diye bir şey yok muydu?.. Onunkisi neşeli bir türkü söyleyiş değildi, bambaşka bir şeydi. Arabada bulunanları -karısını, baldızlarını, kayınvalidesini ve kayınbabasını- küçümseyerek, hiçleyerek, küstahca, ukâlaca yapılan bir saygısızlıktı ve bunu bilerek sadistçe duygularını tatmin için yapıyordu. İlknur nefretle bakıyordu eniştesine, bir yandan ablasını gözlüyordu acıyarak. Ablası böyle bir gence mi düşecekti (ne gençti ya!). Genç olsa taşkınlığına verilirdi bu hareketleri, ama adam şimdi kırkbir yaşındaydı. Ada yoluna sapmışlar, tren geçidini geçmişlerdi. Otomobil az sonra fabrikanın yanından, köprünün üzerinden geçerek, Ada’nın girişinde durdu. Irmak çağıl çağıl akıyordu, iki yanına sıralanmış çocuklar, gençler, yaşını başını almış adamlar kimileri paçalarını dizlerine kadar sıvamış, kimisi elbisenin üst kısmını çıkarıp yarı çıplak halde balık tutuyorlardı. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT