BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Unutulmuş Günler

Unutulmuş Günler

“Ablacığım, bu adamın kahrını nasıl çekiyorsun?” diye fısıldıyordu Behiye’ye. Behiye sıkıntıyla başını salladı. Annesi babası eğer anlaşamıyorlarsa, böyle mutsuz hayat yaşamaktansa, geçinemiyorlarsa ayrılmalarını istemişti...



Güzel yüzü yine hüzne bulanmıştı Herkes kendi hayatını yaşıyordu. Herkes kendi hayatını birbirlerinden habersiz yaşıyordu. Acaba o insanların da kendilerine göre bir dertleri var mıydı?.. Aşk vurgunu yemişler, yanlış seçimler yapmışlar mıydı?.. Ama göründüğüne göre herkes mutlu gibiydi, gülebiliyorlardı, neşeliydiler, başkalarıyla ilişkilerinde bir kusur görünmüyordu, demek ki mutluydular. Ada’nın girişinde, sol taraftaki stadyumda binlerce uğultulu ses çınladı. Gol diye bağırışmalar kulaklarda patlamıştı. Üçüncü ligde oynayan, grubunda birinciliğini ve şampiyonluk iddialarını sürdüren bu ilçenin takımı rakip takıma gol atmıştı ve herkes gol diye ortak bir sesle yeryüzüne, gökyüzüne, her yere duyurmuşlardı. Adada stadyumlara giremeyen ve balık tutmaktan vazgeçemeyen erkeklerde sevinçlerinden hoplamışlardı. Demek ki herkes mutluydu! Çam ve kavak ağaçlarının arasından, yusyuvarlak ay görünüyordu. Behiye dalların arasından mavi gökyüzündeki aya bakarken, kaç kişi farkediyor bu manzaranın güzelliğini diye düşünüyordu. Bu karmaşa hayatta kaç kişi bu tabiat güzelliklerini farkedebiliyordu acaba?.. Hiç farkeden yok gibiydi. Oysa mavi gökyüzünde, yeşil yapraklar arasından görünen ay ne kadar etkileyiciydi. Arkadan vuran güneşin yeşil yapraklar üzerine yansıması harika bir şeydi, insanı hoş duygular sarıyordu. Ama kaç kişi farkındaydı bu güzelliklerin?.. Ada tıklım tıklım insan doluydu. Tavşanlı’nın bütün insanları buradaydı âdeta. Aileler iki tarafta, nehrin kenarında, ağaçların altında oturmuşlardı. Cıvıl cıvıl çocuk sesleri kulakları çınlatıyordu. Apayrı bir dünyaydı burası. Motosiklete binmiş bazı gençler, egzozlarından kulakları yırtarcasına şiddetli gürültü çıkartarak, kızlara hava atarak hızla gelip gidiyorlardı patika yollarda. Gazinonun orada şose yolda diğer arabaların, birkaç motosikletin park ettiği yerde durup inmişler, ellerine eşyalar alarak Ada’nın içine doğru yürüyorlardı. Nuri eline hiçbir şey almamış, gazinonun bahçesinde bir masada bira içip kahkahalar atan arkadaşlarının yanına gitmişti. Behiye’nin yanında yürüyen Asuman’ın güzel yüzü hüzne bulanmıştı. Ablacığım, bu adamın kahrını nasıl çekiyorsun diye fısıldıyordu Behiye’ye. Behiye sıkıntıyla başını salladı. Annesi babası eğer anlaşamıyorlarsa, geçinemiyorlarsa ayrılmalarını istemişti, böyle mutsuz hayat yaşamaktansa ayrılmak daha iyi demişlerdi. Onlara da başını sallamıştı Behiye. “Ya sonra,” demişti içinden. Ya sonra ne olacaktı?.. Hem asıl önemlisi İbrahim’in zamanında söyledikleri doğrulanacaktı. Bunu istemiyordu, utanırdı. İbrahim şimdi de haklıydı ama en azından kendisi bilmiyordu. “O adamla yapamazsın”, demişti İbrahim, “hayatını zindan eder senin.” Onu iyi tanıyormuş. Ama Behiye gülüp geçmişti. Ah, insan nedense gençlik zamanında kendisini sevenleri hep küçümsüyordu. İnsan neden kendisini seveni küçümserdi acaba?.. Asuman hâlâ yüzüne bakıyordu Behiye’nin. İlknur’un sesi neşeyle çınladı: -Aaa, Begümler de burada!.. Onlara el etti. Onlar da farketmişler, kendilerini çağırıyorlardı. İğde ağacının altına oturmuşlardı. Yanlarına vardıklarında iki aile sarmaş dolaş oldular. Çoktandır görüşmüyorlardı. > DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103235
    % 2.07
  • 4.7171
    % 0.01
  • 5.5018
    % -0.57
  • 6.2889
    % -0.17
  • 197.827
    % 0.14
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT