BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Unutulmuş Günler

Unutulmuş Günler

Köprüde ve nehir kıyısında balık tutuyorlardı... Her taraf yemyeşildi. İnsanları etkilemeden esen hafif bir rüzgâr, ağaçların yapraklarına hışırtılı sesler çıkartıyordu. Bu tür güzellikleri insan şehirde ve güncel hayatta unutuyordu artık. Unutacaktı...



Begüm’ün nişanından bu yana dört ay geçmişti. Behiye’yi son günlerde en fazla sarsan bu nişan hadisesiydi. Hâlâ inanamıyordu; İlknur da, Asuman da, Esma da inanamamıştı. Herkes şaşkındı bu konuda. Begüm ilçenin en güzel kızıydı, son derece masum, insanı saygıyla karışık bir sevgiyle kendisine bağlayan, örgülü saçlarıyla çocuksu bir cezbeye sahip bir kızdı. Önünde ablası olduğu için bu zamana kadar kendisini isteten nice kişilere, doktorlara, mühendislere, öğretmenlere verilmemiş fakat nasıl olduysa ilçede herkesin şerrinden ve belâsından çekindiği, şişman, ağzından tükürükler saçarak konuşan, ne dediği anlaşılmayan, kaba ve hantal, herkesle her zaman kavga eden, siyasi olaylarda bıçakla, zincirle, tabancayla pek çok hadise çıkartan, o güne kadar pek çok kızı istettiği halde hiçbir kızın kendisine varmadığı, hiçbir ailenin kızını vermediği Remzi isimli birisine verilmişti. Hem de ablasından önce. Remzi’nin şehir dışında bir mezbahası vardı. Tavşanlı’da günlerce bu mevzu konuşulmuştu. Hâlâ da kimsenin aklı almıyordu bu işi. Önce kendi akrabaları bu işe karşı çıkmışlar, “bu güzelim kız öyle bir erkeğe verilmez yazık olur” demişler ama onları inatlarından vazgeçirememişlerdi. Hem Begüm’e, hem ablasına yazık olmuştu. Annesi babası bu tepkiler karşısında sadece ‘nasip’ demekle yetiniyorlardı. İnsan hayatları ne kadar benzer diye düşündü Behiye otururken. Bir yandan eşyaları yerleştiriyorlardı. Bu kadar talihsiz bir seçim olamazdı doğrusu Begüm için. Piknik sepetinden yere serilen sofra örtüsüne yiyecek yerleştiriyorlardı. Halide Hanım ile Begüm’ün annesi Hacer Hanım muhabbete başlamışlardı. Buraya hep böyle gelmek lâzımdı. Ada da, Mülayim Tepe de, Göbel kaplıcalarında, Yoncalı’da, Dereli hamamında insan günlük meşgalelerden bir parça sıyrılıyordu hiç olmazsa. Buralar gibi güzel yerler yoktu her yerde, kolay kolay bulunmazdı. Ada’nın sayesinde eş-dost birbirlerini görebiliyorlar, güzel bir gün geçiriyorlardı. Hep böyle olsaydı bütün günler. Vakit akşamüstüne yaklaştığı halde ağır bir sıcaklık bunaltı veriyordu insana. Çağlayıp akan nehrin hışırtılı sesi bir müzik nağmesi gibiydi. Güneş ışıkları yaprakların arasından huzme halinde sızıyordu. Kuşlar cıvıldıyordu. İnsanlar neşeliydi. Köprüde ve nehir kıyısında balık tutuyorlardı. Her taraf yemyeşildi. İnsanları etkilemeden esen hafif bir rüzgâr, ağaçların yapraklarına hışırtılı sesler çıkartıyordu. Bu tür güzellikleri insan şehirde ve güncel hayatta unutuyordu artık. Unutacaktı. Mutluluklar geçmişte kalmıştı. İnsanlar hep geçmişlerini arıyorlardı. Ama o günler... Unutulmuş günlerdi... Bir daha geri gelmeyecekti... Yaşanmayacaktı... Bilinmeyecekti... Hatırlamak ise sadece acı verecekti... Çünkü bugün yaşanıyordu, bu an yaşanıyordu. “Acaba?” diye düşündü Behiye, “bu tür duygulanımları sadece ben mi yaşıyorum?” Ama Begüm’ün yüzünde de bir hüzün gizliydi. Sinsi bir hüzündü bu. Belki sadece Behiye farkediyordu bunu. Kuşku ve korkunun baskın olduğu bir hüzün. > DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 93863
    % 1.27
  • 6.5863
    % -5.89
  • 7.5087
    % -5.84
  • 8.274
    % -5.66
  • 253.251
    % -3.95
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT