BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Unutulmuş Günler

Unutulmuş Günler

Maymun iştahlılık, bencillik ve doyumsuzluktan oluşmuş karakteri onu nelerden yoksun kılmıştı... Zamanı hiçliklerle akıp geçmişti, hiçliği yaşıyordu. Bugüne kadar evlenmek isteyenlerin hepsini reddetmişti. Bu bir kızevi nazı değildi...



Evlenmek isteyenlerin hepsini reddetmişti... Behiye, “Ben neden böyleyim, niçin kırıyorum insanları” diye gençliğinde eniboyu, hattâ hiç düşünmemişti. Üstelik bu durumdan zevk alıyordu. Fakat yaş ilerliyor, erkekler kendisini istemeye gelmiyorlardı. Bu bir kız için korkunçtu, geleceğini baba ocağına mahkûm etmekti ve hiçbir baba ocağı kızlarını ilelebet evlerinde görmek istemezdi. Annesi babası da kendisinden çekinmesine rağmen zaman zaman, evlenmesi gerektiğini imâ etmekten geri kalmıyorlardı. Gururlu bir insan için bu imâlar insanı çıldırtabilirdi. Çıldırmıştı Behiye, küçüklük hissetmişti benliğinde, yaşı otuza geliyordu. Kendisiyle yaşıt kızların çoğu evliliklerinin üçüncü-beşinci, hattâ kimileri onuncu yıldönümlerini kutluyorlardı; herbirinin birkaç çocuğu vardı. Kocaları yanlarında, çocuklarının ellerinden tutarak anneliğin tadını çıkarıyorlardı. Mutluydular. Öyle anlatıyorlardı ve Behiye onlarla konuşurken onların çocuklarına, kocalarına tuhaf duygularla, garip bir hasretle bakmaktan kendini alamıyordu. Boğazına bir şeyler tırmanıyor, gözleri bir buğunun ardına gömülüyordu. Ah ne kadar bedbahttı, gurur ne işe yaramıştı?.. Özeniyordu onlara, geceyarısında odasında yatarken fır dönüyor, benliğini kemiren düşüncelerden boğulacağını hissediyordu. Perdeleri pencereleri açıyor, gecenin ıssızlığını taşıyan sokaklara, yanan lâmbalara, perdeleri çekilmiş evlere bakıyordu. Daha yenilerde İbrahim’i reddetmişti, arkadaşlık önerisini, evlilik teklifini kabul etmemişti. Dört sene oluyordu ama yenilerde gibiydi her şey. Duygular onu boğuyordu, kırmızı gece lâmbası bilinmedik esrarengiz dünyalara sokuyordu insanı. Herkes uyuyordu, sokaklar evler, tüm dünya ve insanlar ölüydü (Behiye dört yıl önceki İbrahim’i reddedişini düşünüyordu). Yalnızdı, insan arıyordu... Sokaklara bakıyor insan gözlüyordu. Saat gecenin üçbuçuğu. Hafiften rüzgâr esiyor. Bir ayak sesi duysa, nerde insanlar, nerde insanlar (Herkes Behiye’yi terketmişti). Maymun iştahlılık, bencillik ve doyumsuzluktan oluşmuş karakteri onu nelerden yoksun kılmıştı. Zamanı hiçliklerle akıp geçmişti, hiçliği yaşıyordu. Bugüne kadar evlenmek isteyenlerin hepsini reddetmişti. Bu bir kızevi nazı değildi; yakışıklılar, çirkinler, fakirler zenginler, ne olurlarsa olsunlar hepsinin bir kusuru bulunarak reddedilmişti... Gece buhran vericiydi, o geceyi hiç unutamıyordu, unutamayacaktı. Yatağının üzerinde dizlerini bükmüş, dirseklerini dizlerine dayamış; çenesi avuçlarının içinde, saçlar darmadağın, yatağın ayakucundaki aynadan kendisine bakarak, kırmızı gece lâmbasının insanı esir alan kızıl dünyasında ağlamıştı. İbrahim’i de reddetmişti. Ah ne vardı sanki, çocukluğunda, ilkokulda sevdiği Zeki farkında olsaydı kendisinin, sevseydi, isteseydi; nasıl mutlu olacaktı. Hayrandı ona, seviyordu onu; fakat, Zeki onu sevmemiş, farkına bile varmamış, altı yıl önce evlenmişti. Hâlâ yüreği titriyordu Behiye’nin Zeki’yi karısı ve çocuklarıyla birlikte gördükçe. Onu değiştiren bu yıkımdı, hırçınlaşmıştı, kırıcı olmuştu, yüreğine sindirememişti, kırmızı gece lâmbasının oluşturduğu kızıl dünyada ağlamıştı... > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT