BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > 1001 Osmanlı Hikâyesi

1001 Osmanlı Hikâyesi

“Rabbim, şimdiye kadar sen bana birçok misafir gönderdin. Gelen misafiri senin rızan için ağırlamaya, memnun etmeye çalıştım. Kırk yılda bir, bir misafir de ben sana gönderiyorum. Sen de onu şanına uygun bir şekilde ağırla!”



Herkesin birbirini tanıdığı küçük bir kasabada, bir ayyaş yaşıyordu. Bütün gününü, gecelerinin çoğunu kasabanın meyhanesinde geçiriyordu. Evini, işini, çoluk-çocuğunu çoktan unutmuştu. Bu yüzden herkes kendisinden nefret ediyordu. Kimse kendisiyle ne doğru dürüst konuşuyor, ne de selam alıp veriyordu. Bu haldeyken günün birinde vakti saati doldu ve o da her fani gibi öldü. Kendisine yaşarken duyulan hoşnutsuzluk ölümünden sonra bile sürdürüldü. O kadar ki, namazını kılacak kimse çıkmadı. Cenazesi ortada kaldı. İyi kalpli çoban Adamın karısı, kocasının ölüsünü bir küfeye koyup sırtına yüklendi ve gömmesi için o çevrede yaşayan ve iyilik severliği ile tanınan bir çobana götürdü. Çoban bir çukur açıp adamı gömdü. Ardından herkes “Cehennemi boylamıştır” diye düşünüyordu. Aradan bir müddet geçti. Beldenin ileri gelenlerinden biri rüyasında ayyaş adamı cennette gördü. Adam, “Canım rüyadır, rüyada herşey görülür” diye geçiştirdi. Rüyadaki ikaz! Ama her gece aynı rüya tekrarlanıyordu. Hemen imama gidip durumu açtı. İmam da aynı rüyayı epeydir kendisinin de görmekte olduğunu söyledi. Bunun üzerine akıllarına bu adamı gömen çobana gidip nasıl gömdüğünü, arkasından ne söylediğini sormak geldi. Birlikte çobana gittiler. Selam sabahtan sonra hemen konuya girdiler: -Bir süre önce defnetmen için karısı tarafından sana bir cenaze getirildi. Sen onu nasıl gömdün? Gömerken ne dedin? -Merakınızı anlamıyorum. Biliyorsunuz ben cahil biriyim. Bir çukur açtım, adamı koyup üstünü kapatıverdim. -Peki bu sırada hiç birşey söylemedin mi? Bir dua falan? “Bir misafir gönderiyorum!” -Ben pek dua bilmem. Yalnız, “Rabbim, şimdiye kadar sen bana birçok misafir gönderdin. Gelen misafiri senin rızan için ağırlamaya, memnun etmeye çalıştım. Kırk yılda bir, bir misafir de ben sana gönderiyorum. Sen de onu şanına uygun bir şekilde ağırla!” demiştim, deyince gelenler, bu işin hikmetini anlamışlardı...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT