BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Unutulmuş Günler

Unutulmuş Günler

Reddettiği bütün erkekler, kırdığı bütün kalpler için ağlamıştı o gece... Sonra leblebicilik yapan Hayri ile nişanlanmıştı. Kasabanın bitişiğindeki köydendi Hayri, zayıf ve zarifti. Behiye söz kesiminde heyecandan bayılacak gibi olmuştu. Artık nişanlıydı...



Zeki’yi hatırlamış, geçmişteki neşeli, şen günlerini düşünmüş, bir film şeridi gibi geçmişinde yaşattığı geçmiş zamanıyla ağlamıştı. Hep daha iyisi, daha üstünü, düşlediği süper raslantılarla tanışılan zengin, kibar, yakışıklı, kendisini ölünceye kadar sevecek (ölünceye kadar seninim diyecek), birlikte gezecek, gülecek, güldürecek, pembe-beyaz hayallerde yaşanacak bir sevgili bekleme uğruna... İçinde bu düşleri taşırken, gerçek dünyada hırçınlaşmış, kalp kırıcı olmuştu. Düşlerdeki sevgi-sevgili neredeydi, gerçek hayatta niçin karşısına çıkmıyordu. Ilık ılık bakışıyla kendisine büyüleyecek, tanışmanın yollarını arayacak, yakışıklı prens bu dünyada yok muydu da, babası ayakkabı tamircisi olan Mustafalar, henüz işe girmemiş Cemaller, karşılarındaki evde her gün gördüğü İbrahimler, ailesi zengin olduğu halde kendisi aklen sakat olan, tuhaf hareketlerde bulunan şişman Ziyalar çıkmıştı karşısına. Yatağın üstünde, yorganın altında, oturup kollarını dizlerine dayamış, dağınık saçlarıyla kızıl dünyada, loş karanlıkta yatak aynasına bakıp ağlamıştı o gece. İbrahim’i reddetmişti. Daha dün gibi herşey; o çilli Hüseyin sormuştu Behiye’ye, İbrahim niçin reddedilmişti. Hüseyin’i ve herşeyi küçümsemişti Behiye (hangi cesaretle soruyordu bu soruyu). O benden uzun boylu, hem ben doktor veya mühendisle evleneceğim, sonra İbrahim benden bir yaş küçük. Böyle demişti. O kızıl dünyaya, o geceye kadar da kendisini bu konuda haksız görmemişti hiç; fakat o gece ağlamıştı. Reddettiği bütün erkekler için, kırdığı bütün kalpler için ağlamıştı. Kavun, peynir ve yanında domatesleri dilimleyerek iki ayrı tabağa yerleştirdi. Nuri, Haşim Bey’e bir şeyler anlatıyordu. Onların neler konuştuklarını ve sofradakileri farketmiyordu bile. Ada’da olduklarını bile unutmuştu. Düşünüyor ve durgun hareketlerle işini görüyordu. Dalgındı Behiye, mutsuzluğu yüzünden okunuyordu. Ağlamıştı o gece, reddettiği bütün erkekler, kırdığı bütün kalpler için. Sonra leblebicilik yapan Hayri ile nişanlanmıştı. Kasabanın bitişiğindeki köydendi Hayri, zayıf ve zarifti. Behiye söz kesiminde heyecandan bayılacak gibi olmuştu. Artık nişanlıydı, bir erkeğe bağlanacak, gelecek korkusundan kurtulacaktı; Hayri’ye hoş gören bir tavırla bakıyordu. Bazı beceriksizliklerini, sakarlıklarını (Behiye’den çay alırken halıya dökmüş, dirseğiyle küçük dolabın camını kırmış, el sıkışma sırasında Behiye’nin elini öpüp, annesinin elini sıkmıştı), tuhaf hareketlerini görmezliğe gelmişti. Herşeyi ile razıydı ona, bütün hatalarını, kusurlarını hoş görmeliydi artık bu yaştan sonra. Aslında hata aramama çabasına karşı sinirinden kuduruyordu o gün. Çayı alırken halıya dökmesi, elleri titremesi dayanılır değildi. Behiye’nin elini öpüp, Halide Hanım’ın elini sıkmasından sonra hiç hoş değildi bu olay. Üstelik camı da kırmıştı Hayri. Zoraki gülümsemeler, olur böyle şeyler demeler. O esnada kapının zili çalınmıştı. Halide Hanım kırılan cam, dökülen çay için olur böyle şeyler diyordu damadın ailesine. Ev kalabalıktı, akrabalar ve arkadaşlar çoktu. İçlerinden kıs kıs güleceklerdi... > DEVAMI YARIN
Reklamı Geç
KAPAT