BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kabadayısı bol hor göreni bol!

Kabadayısı bol hor göreni bol!

Hani “Yamanmayınca giyilmez, yalanmayınca doyulmaz” derler ya... Bir meslek düşünün.... Bu işi anlayanından çok, yağdanlıklarıyla ayakta kalmaya çalışan arasında, azınlıkta kaldık artık... “Arabesk” filmindeki Müjde Ar’a yardım etmek bahanesiyle, sıraya giren tecavüzcülerin çokluğu kadar, saldırganı bol meslek bizimki...



Hani “Yamanmayınca giyilmez, yalanmayınca doyulmaz” derler ya... Bir meslek düşünün.... Bu işi anlayanından çok, yağdanlıklarıyla ayakta kalmaya çalışan arasında, azınlıkta kaldık artık... “Arabesk” filmindeki Müjde Ar’a yardım etmek bahanesiyle, sıraya giren tecavüzcülerin çokluğu kadar, saldırganı bol meslek bizimki... Kimin eli, kimin aşında belli değil... Kabadayısı bizde, çifte tabancalı kovboy özentisi bizde, yağcısı bizde, yağdanlığı bizde, çirkefi bizde... Bu meslek elden gitti dostlar, elden gitti...  F.Bahçe’nin son Elâzığ deplâsmanında, gazeteci arkadaşlar arasında büyük bir ayrımcılık yapıldı... Kafile uçağıyla Elâzığ’a gitmelerine izin verilenlere, dönüşte “Başınızın çaresine bakın” terbiyesizliği, ne yazık ki herkese uygulanmadı... Başkana yakın isimler, dönüşte yine uçağa “Buyur” edilirken, bu mesleği adam gibi yapanlara “Yallah” denildi... “Torpilli” isimler, Elâzığ’da kalan spor gazetecileri için en ufak bir üzüntü duymadan, iki saat içinde evlerine dönerken, dışlanan gazeteci arkadaşların başlarına gelenlerden haberleri bile olmadı... Onlar, karayoluyla Diyarbakır’a giderken, yolda arabalarının üç takla atmasına aldırmadılar bile... Çünkü bizim meslekte, en güzel iş “Adam satmaktır!” Gönül isterdi ki; Alâattin Metin, Abdullah Çevrim, Selçuk Yula, Show TV ekibi gibi torpilliler, diğer gazetecilere yapılan haksızlığı protesto edip, o dönüş uçağına binmeselerdi... Ama nerdeee?.. Bizim meslekte, aramıza sonradan girmişlerin ayrıcalığı, yazılarının etkinliğinden değil, yaptıkları hizmetlerinin karşılığı olan bedelle ödüllendirildiğinden, hiç ayıplamıyoruz bu davranışlarını... Güle güle gitsinler, güle güle dönsünler...  Hadi, bu gibi basit fakat yanlış olaylara alıştık... Ama bir olay var ki, artık bu işin çivisinin çıktığının resmi belgesidir... Emre Tilev ismini mutlaka duymuşsunuzdur... Şu anda CINE 5’in spor müdürlüğünü, spikerliğini, muhabirliğini yapan, beyefendi bir arkadaştır Emre... Bizim mesleğin etik değerlerine olan saygısı yüzünden başına gelenler, ne acıdır ki satır aralarında bile çok az yer bulabildi... CINE 5’in Genel Müdürü İrfan Şahin, emeğe saygı gösterilmesine hassasiyetle eğilen bir kişidir... Bu yüzden Emre Tilev’e de bir rica da bulunuyor... “Aman, başka televizyonların görüntülerini izinsiz kullanmayalım, dava konusu olmasın!” Emre hassas çocuk, Emre, emeğe saygı gösterilmesini en içten destekleyen bir gazeteci... Bu yüzden “Emredersiniz” deyip, genel müdürüne tekmil veriyor...  Ama bu televizyonda, dünyadan bihaber, başkalarının haklarına saygı göstermeyenler de yok değil tabii... İstihbarat Şefi Aydın Baylan, bir habere görüntü için Erhan Karakuş isimli elemanı vasıtası ile Emre Tilev’den istekte bulunuyor... Emre de, Genel Müdür talimatı doğrultusunda, başka bir televizyonun görüntüsünü veremeyeceğini bildiriyor... Vay, sen misin bunu söyleyen... Aydın Baylan, odasına çağırdığı Emre’ye söylemedik lâf bırakmıyor... İş sadece aşağılayıcı sözlerle kalsa iyi... Bir de, gırtlağına sarılıp Emre’yi iteklemez mi ? İşin en acı yönlerinden birisi de, küfürlerin, yumrukların, Genel Yayın Yönetmeni Aydın Özdalga’nın yanında olması... Emre, aldığı darbeler ve acı sözler karşısında kalp spazmı geçirmiş kimin umurunda.. O aşağıda can derdinde, Azrail’le boğuşurken, yukarıda da Aydın Baylan, aklı sıra “Ders vermenin” mutluluğunu yaşıyor ne yazık ki!  Acaba saldırgan istihbarat şefi, daha önce beyin ameliyatı geçiren Emre’nin başına daha kötü bir şey gelmesine vesile olsaydı, koltuğunda rahat oturabilir miydi? Bu olaya seyirci gibi kalan Aydın Özdalga, acaba elinde çekirdek torbasıyla bir daha basın tribününe girebilir miydi? Her ne kadar Özdalga’nın barıştırıp, Baylan’ın da “Mesele kapandı” demesine rağmen, olay Şişli Cumhuriyet Savcılığı’na 14.03.2003 tarih ve 10350 sicil numara ile intikal etti... Peki bizler ne yapalım? Böylesine öksüz ve sahipsiz kalmış bir mesleğin son kırıntıları olarak, cihat mı ilân edelim? Terbiyesizliklere, haksızlıklara, tepeden inmelere, avantacılara, yağdanlıklara hep mi seyirci kalalım? Belimize silah mı kuşanalım, elimize muşta mı takalım, adam mı pataklayalım, kalem mi sokalım? Bu meslek, bu kadar kolay mı, bu kadar mı sahipsiz, bu kadar mı öksüz Allah aşkına? Emre’lere böyle günlerde sahip çıkıp arkasında olmazsak, bu işlere başımızı çevirirsek, sonunda bizler de lânetlenmez miyiz? Sonunda, hepimize “Yazıklar olsun” yakıştırması yapılmaz mı?
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT