BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bid’at, sünnet ve farklı ictihad

Bid’at, sünnet ve farklı ictihad

Bid’at ehlini savunan yazar diyor ki: “Problem şurada: Mesela İmam-ı Rabbânî, namaza dururken niyeti dil ile söylemek bid’at der. Bid’ati hasene’yi kabul etmez. İmdi, dil ile niyet eden bid’at mi işlemiş oluyor? Bid’ati hasene diyen âlimler yanlış yolda mıdır?”



Bid’at ehlini savunan yazar diyor ki: “Problem şurada: Mesela İmam-ı Rabbânî, namaza dururken niyeti dil ile söylemek bid’at der. Bid’ati hasene’yi kabul etmez. İmdi, dil ile niyet eden bid’at mi işlemiş oluyor? Bid’ati hasene diyen âlimler yanlış yolda mıdır?” CEVAP: Farklı ictihadın rahmet olduğu unutulmuş. Âlimin birisi bir meseleye bid’at öteki caiz, hatta sünnet diyebilir. Fıkıhta böyle sayısız mesele vardır. Yani müctehidlerin farklı ictihadları çoktur. İmameyne göre sünnet, İmam-ı a’zama göre vacip olanlar var. Mesela bugünkü ikindi namazının başlama vakti İmameyne göre bildirilmiştir. İmam-ı a’zama göre o vakitte ikindi kılınsa, vakti girmediği için sahih olmaz. Bu mezhep içinde olduğu gibi mezhepler arasında da böyledir. Mesela kurban kesmek, Hanefî’de vacip, diğer üç mezhepte sünnettir. Bayram namazı kılmak da öyledir. Deniz haşaratı yediği için Şafiileri kötülemek caiz olur mu? Şafii’de sünnet olan şey, Hanefi’de bid’attir. Mesela her farzdan sonra âyetel kürsi okumak Şafii’de sünnet, Hanefi’de bid’attir. Farklı ictihadlardan dolayı âlimler suçlanmaz. Namazda niyetin kalb ile yapılması dört mezhepte de farzdır. Sadece dil ile yapılması hiçbir mezhepte caiz değildir, kalbin de hazır olması lazımdır. Kalb ile beraber dil ile söylemeye izin verilmiş, hatta müstehab olduğunu bildiren âlimler de olmuştur. Namazda parmak kaldırmak da böyledir. Bid’at ve sünnet diyen âlimler vardır. Bu durumda bizim gibi avam ne yapacaktır? Dinde eksik bir şey bırakılmamıştır, bu da bildirilmiştir. Tercih erbabı âlimlerin, müftabih kavil olarak bildirdiklerine uyarız. Yani onların seçtiği söze uyarız, mesele kalmaz. Sünnettir veya bid’attir denilen bir şeyi yapmamak lazım olduğu, Berika, Hadika ve İbni Abidin’de bildirilmektedir. Dinimizde çözülmemiş hiçbir mesele yoktur. İslâm âlimleri, bid’ati, Bid’at-i hasene ve Bid’at-i seyyie diye ikiye ayırmışlar, mektep, kitap gibi sonradan yapılan şeylere Bid’at-i hasene demişlerdir. Hadika’da (Böyle bir bid’at, bir ibâdetin yapılmasına yardımcı olduğu için, dinimiz izin verir) buyuruldu. İmam-ı Rabbanî hazretleri ise, dinin izin verdiği böyle faydalı şeylere, bid’at kelimesini bulaştırmamak ve bunlara Sünnet-i hasene [iyi iş] demek gerektiğini bildirir. Sünnet, burada yol, iş demektir. Yolun, işin iyisi de, kötüsü de olur. Hadis-i şerifte, Sünnet-i hasene [iyi çığır] açanlar övülmekte, Sünnet-i seyyie [kötü çığır] açanlar ise kötülenmektedir. (Müslim) İmam-ı Rabbani hazretleri, bid’at-i hasene’yi kabul etmiyor gibi göstermek yanlıştır. O sadece verilen ismi uygun bulmuyor. Mesela bid’at için pislik dense, iyi pislik, kötü pislik diye ayırmamalı diyor, madem yapılan iyi bir şey ise ona sünneti hasene=iyi iş demeli, bid’at kelimesini güzel işlere bulaştırmamalı buyuruyor. Dine aykırı bir şeymiş gibi, sanki bir problemmiş gibi bunu gündeme getirmek yanlıştır. “Baidullah”ın, mucizeleri inkâr ve tevili ile İmam-ı Rabbani hazretlerinin bid’at dediği şeyler mukayese kabul eder mi hiç? Ya Rabbi bizi bid’atten, bid’atçiden ve bid’at ehlini savunanların şerrinden muhafaza eyle!
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT