BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Unutulmuş Günler

Unutulmuş Günler

Kocasına bir şey söyleyemedi ama gönlünde birtakım değerler yıkıma uğramıştı. Hep bu yıkımla yaşıyordu zaten. Annesinin, babasının, kardeşlerinin ve Hacer Hanımlar’ın yanında bu şekilde azarlanmak yalnızlığını daha bir artırıyordu...



Neden uyumlu olamıyorum, neden hırçınım, neden huzursuzum, neden herkesi küçümsüyorum, neden, neden?.. Boğulmuştu bu duygularla, her gün çıkmaza saplanıyor, yüreği karanlığa gömülüyordu. Gece yarısında, yatağında, sokakların ıssızlığını dinleyerek, insan sesi arayarak, çenesini avuçlarının içine almış, yaşaran gözleriyle aynanın karşısında ağlamıştı. Ah Zeki nerdesin, neden terkettin gittin beni, niçin benim farkıma varmadın, ben seni sevmiştim, sevmiştim seni ben. Benim gibi gururlu bir kızı nasıl görmezsin, nasıl sevmezsin?.. Bir kez olsun konuşabilseydik seninle, hiç olmazsa böyle hırçın bir kız olup çıkmaz, herkesi kırmazdım. Bilinçaltını zonklatan, hep zihninde yaşayan sorular-duygulardı bunlar. Ilımlı olmaya uğraşmıştı nişandan sonra bazı anlarda, ama uzun sürecek gibi değildi, tahammül edemiyordu. Hiç sevmiyordu onu, sırf koca bulmak için nişan yapmıştı onunla... Ve hem Celal’in hem İlknur’un arkadaşı olan Hüseyin’in sözü. O da aynı dönemde askerdi Celal ile birlikte, ikisi de Ankara’daydılar, iyi anlaşıyorlardı. O da izine gelmişti bir ara. Ve o çilli Hüseyin, sarı çıyan, Behiye ile acımasızca dalga geçmişti. “Behiye kusura bakma, ilçemizde hiç doktor-mühendis kalmamış, sen artık leblebiciyle idare ediver” demişti. Bu aşağılayıcı sözlerle İbrahim’in intikamını alıyordu. Mosmor kesilmişti Behiye, hırsla dudaklarını kemirmişti kanatırcasına. Alay ediliyordu, herkes alay ediyordu bunun farkındaydı. Bakan gözlerde, kendilerini tebrik eden dudaklarda sinsi bir alay vardı. İnsanlar ne kadar acımasızdı. Hırçınlaşıyordu gün geçtikçe ve sonunda beklenen olay patlak verdi. Ada tarafından Hayri’nin otomobiliyle gelirlerken (Ada’nın iç kesimlerinde Hayri’yi haşlamıştı, öfkesi burnundaydı), karşıdan gelen başka bir otomobilin içindeki Hayri’nin bir tanıdığı el sallamıştı. İşte olanlar o zaman oldu. O züppe tavırlı genç nasıl kendilerine el sallayabilirdi, kendilerini ne sanmıştı?.. Bindi Hayri’nin tepesine. Hangi cüretle elin adamı kendisine el işareti yapabilirdi. Ne biçim arkadaşları vardı Hayri’nin. Olmazdı, artık bu nişan yürümezdi. Kendisi için bir yüzkarası olmuştu zaten. Ayrılmalıydılar. Hemen yüzüğü çıkartıp atmış, demediği lâfı bırakmamıştı. -Hey kendine gel, aşık mısın yahu?.. İki saattir bir meze hazırlayacaksın. Çabuk ol. Nuri’nin sesiydi bu... Bunları söylerken omuzundan dürtüyordu. -Aptallar gibi bön bön bakınacağına, şu işi hemen bitir... Kocasına bir şey söyleyemedi ama gönlünde birtakım değerler yıkıma uğramıştı. Hep bu yıkımla yaşıyordu zaten. Annesinin, babasının, kardeşlerinin ve Hacer Hanımlar’ın yanında bu şekilde azarlanmak yalnızlığını daha bir artırıyordu. Gözleri yaşarmıştı Behiye’nin. Nuri ise sanki azarını unutmuş, Haşim Bey’e komik sözler söylüyordu. Behiye kocasının neler anlattığını duymuyordu ama onlar diğerlerinin suskunluğuna rağmen basıyorlardı kahkahayı... Basıyorlardı kahkahayı ve çıldırmak üzere olduğunu sanıyordu Behiye. Biri kocasıydı, diğeri kızını sorumsuzca, geleceğini düşünmeden birtakım çıkarlar uğruna hiç de uygun olmayan birisine veren sözde bir babaydı. Anlayamıyordu, herşey anlamını yitirmişti yeryüzünde... > DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 87143
    % -3.46
  • 5.7875
    % -2.96
  • 6.5899
    % -2.46
  • 7.3507
    % -2.54
  • 219.169
    % -2.33
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT