BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İyilerle kötülerin kısa bir mukayesesi

İyilerle kötülerin kısa bir mukayesesi

Bilindiği gibi Allahü teâlâ, Cenneti ve Cehennemi önceden yarattı. Her ikisini, insanla ve cinle dolduracağını ezelde dileyip, bunu kitâplarında ve Peygamberleri vasıtasıyla bildirdi. Âdem aleyhis-selâm’dan beri, Cennete gidecek îmânlı, iyi insanlar olduğu gibi, Cehenneme götüren kötülükleri yapan, îmânsız, akılsız, fenâ kimseler de gelmiş geçmiştir. Kıyâmete kadar da bu böyle devam edecektir.



Bilindiği gibi Allahü teâlâ, Cenneti ve Cehennemi önceden yarattı. Her ikisini, insanla ve cinle dolduracağını ezelde dileyip, bunu kitâplarında ve Peygamberleri vasıtasıyla bildirdi. Âdem aleyhis-selâm’dan beri, Cennete gidecek îmânlı, iyi insanlar olduğu gibi, Cehenneme götüren kötülükleri yapan, îmânsız, akılsız, fenâ kimseler de gelmiş geçmiştir. Kıyâmete kadar da bu böyle devam edecektir. Muhterem, kıymetli varlıklar olan Meleklerin sayısı, insanlardan dahâ çok hatta ölçülemiyecek kadar çok olup, hepsi îmânlı ve hep itâatlıdırlar. İnsanların ise, her zamân az bir kısmı îmânlı, çoğu ise, îmânsız, azgın, taşkın kimseler olmuşlardır. İyi insanların kötüleri düzeltmek için çalışmalarına karşılık kötü insanlar, hep iyileri yok etmeğe uğraşmışlar, hatta kötüler, birbirlerine de saldırmış, târîh boyunca, kendileri de sıkıntılı, huzûrsuz yaşamışlar, başkalarını da sıkıntılar içerisinde yaşatmışlardır. İmanlılar ve imansızlar... Îmânlılar, îmânsızları ıslâh etmek, îmâna getirip seâdet-i ebediyyeye kavuşturmak için, hatta bütün Âdem oğullarını dünyâda ve âhırette, mes’ûd ve râhat yaşatmak için, cihâd etmişlerdir. İmânsızlar ise, dikta rejimi sürdürmüş, az bir zümrenin taşkınca zevk ve safâ sürmeleri, nefislerini, şehvetlerini doyurmaları için zayıflara, güçsüzlere, küçüklere saldırmışlardır. Kötülüklerinin, zararlarının, felâketlerinin örtbas edilmesi, herkesi aldatabilmeleri için, ahlâk, fazîlet, dürüstlük ölçülerini koyan Peygamberlere (aleyhimüs-selâm) ve onların getirdikleri dinlere de saldırmışlardır. Bu saldırmaları bazı asırlarda harp vâsıtaları ile, ölüm-kalım savaşı şeklinde olmuş, bazan da yalan propagandalarla, fitne, fesâd çıkararak, dinleri içinden bozmak, müslümân devletleri, içeriden yıkmak şeklinde olmuştur. Allahü teâlânın bütün dünyâdaki insanlar arasında, her bakımdan, en üstün, en güzel, en şerefli olarak yarattığı ve bütün milletlere Peygamber olarak seçip gönderdiği, son ve en üstün Peygamberi olan Muhammed Mustafâ (sallallahü aleyhi ve sellem) efendimizin, kurtuluş, yükseliş yolunu gösteren, maddede ve ma’nâda ilerlemeğe ışık tutan parlak dînini yıkmak için de, îmânsızlar, ahlâksızlar, nefislerinin esîri olan alçak tabiatlı kimseler, her asırda, haçlı savaşları, zulüm ve işkence ile onun dînine saldırdığı gibi, müslümân şekline girerek, yalan ve hîleli sözleri ve yazıları ile müslümanları aldatmağa, kardeşi kardeşe düşürerek, içerden yıkmağa uğraşmışlar ve çok zarar yapmışlardır. Maalesef bunda başarı da sağlamışlardır. Dahâ Eshâb-ı kirâm (aleyhimür-rıdvân) zamânında, Abdullah bin Sebe’ isimli bir Yemen yahûdîsi, müslümân olduğunu söyleyerek, müslümânlar arasına fitne, ikilik sokmuştur. Bozuk bir çığır açmıştır. Resûlullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) Eshâbını kötülemeğe kalkışmıştır. Sonraları, nice nice din düşmanları, müslümân adı alarak, hattâ Lawrens ve Hempfer gibi bazıları din adamı şekline bürünerek, bozuk, sapık yollar meydâna çıkarmışlardır. Milyonlarca müslümânın doğru yoldan ayrılmasına sebep olmuşlardır. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), ümmetinin başına gelecek bu acıklı hâli haber vererek, “Ümmetim yetmişüç fırkaya ayrılacak. Bunlardan, yetmişikisi, doğru yoldan saparak, Cehenneme gidecek. Bir fırkası, benim ve Eshâbımın izinde, doğru yolda kalacaktır” buyurdu. Ehl-i sünnet vel-cemâ’at Doğru yolda bu bir fırkaya, “Ehl-i sünnet vel-cemâ’at” fırkası denir ki, Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) ve O’nun Eshâbının gittiği yolda gidenlerdir. Bu yolu Eshâb-ı kirâmdan alıp, tâ bizlere kadar getiren ve bildiren, dört mezheb imâmlarımız ve onların yetiştirdikleri büyük âlimlerdir. İşte bu büyük âlimlerin hepsi diyorlar ki, Ehl-i sünnetin şartlarından, alâmetlerinden birisi de, Eshâb-ı kirâmın hepsini sevmektir. Hadîs-i şerîfler gösteriyor ki, Eshâb-ı kirâm için, iyilikten başka bir şey söylememek, onlara hürmet etmek, hepsini büyük bilmek, herbirinin ismi geçtikçe (radıyallahü anh) demek lâzımdır. Hele Mekke-i Mükerreme’den Medîne-i Münevvere’ye hicret eden Muhâcirîn ve bunları Medîne’de karşılayıp barındıran Ensâra ve ağaç altında Peygamber efendimize (sallallahü aleyhi ve sellem) söz verip, her şeylerini ona fedâ eden 1700 (binyediyüz) Sahâbîye ve Bedir muhârebesinde bulunanlara ve Uhud’da şehîd olanlara ve diğer gazâlarda bulunanlara, dahâ çok ehemmiyyet vermelidir. Ümmet-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem), bunların çok yüksek oldukları konusunda icm⒠etmiş, söz birliği yapmışlardır. Herkese önder olanlar... Biz müslümânların vazîfesi, bunların dîn-i islâma olan hizmetlerini, fedakârlıklarını düşünerek, (radıyallahü anhüm) diyerek hepsine iyi duâ etmektir. Çünkü bunlar, dîn-i islâmda ileri gidip yol gösterenlerdir. Peygamber efendimize (sallallahü aleyhi ve sellem) uymakta ve O’nun dînini dünyâya yayıp herkese bildirmekte önder olanlar, Allahü teâlânın emirlerini O’nun Peygamberinden bize getirenler, dîn-i islâmın temelini kuvvetlendirenler, onlardır. İslâmiyyeti her memlekete ulaştıran onlardır. Allahü teâlânın arzına, topraklarına, O’nun kullarına, O’nun dînini yayanlar onlardır... Geçen haftaki yazımızda Sahabe-i kiramın ne kadar büyük insanlar olduğundan bir nebze bahsetmeye çalışmıştık. Bu konu gerçekten çok önemli bir konudur; onun için bu mevzua başka makalelerimizde de temas etmek yerinde olacaktır.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT