BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Unutulmuş Günler

Unutulmuş Günler

Behiye için bu evlilik biraz zorunlu bir hale dönüşmüştü, ne olursa olsun artık bir eş bulmalıydı... Yaşı ilerliyordu, adı “beğenmez”e çıkmıştı. Sonraları duymuştu, kimileri o kimselere varmıyor diye dünür gelmemişti...



Nuri ile tanışmasını, evlenmesini düşündü, ürpermeden edemedi. Hayat tecrübelerle doludur derlerdi eskiler, ne kadar haklılardı. İnsan, gelecekte başına neler gelebileceğini bilemiyordu, yarınlar sürprizlerle doluydu. Sonra bir insanın ne kadar değişebileceğini görmüştü bu evlilik hayatında. En büyük değişikliği ise kendisi yaşamıştı. O gururlu, kimseleri beğenmez kız, boyun büken kadın olmuştu. Çok şeyler söylemişlerdi Nuri hakkında, aldırmamıştı, aile olarak aldırmamışlardı. “Sizin zenginliğinize tutkun” diyenlere gülüp geçmişlerdi. Fakat Behiye için bu evlilik biraz zorunlu bir hale dönüşmüştü, ne olursa olsun artık bir eş bulmalıydı, yaşı ilerliyordu, adı “beğenmez”e çıkmıştı. Sonraları duymuştu, kimileri o kimselere varmıyor diye dünür gelmemişti. Ama Begüm böyle değildi ve onunla aynı kaderi yaşayacaklardı, bunu hissedebiliyordu. Kimse onları bu işten vazgeçiremiyecekti, yaşamışlardı bunu, vazgeçilemiyordu. Behiye bütün benliğiyle hissedebiliyordu bunları. Yüzüğü çıkarıp atmıştı, Hayri’nin yalvaran bakışlarını görmezliğe gelmiş, gözyaşlarına aldanmamış, döktüğü dilleri dinlememişti. Sonra içinde bir boşluk hissetmişti tabiî. Etrafın sözleri, yarın hakkındaki endişeleri, gün gelmiş o dönemlerde az da olsa tedirgin etmeye başlamıştı. Acı duyuyordu. Herşeye ne zaman, kiminle başlayabilirdi artık?.. Yarının ne olacağını bilememek korkunçtu, ne olacaktı yarın?.. Yarınlardan ne beklenirdi, ne bekleyecekti?.. Beklemişti, Hayri’nin gelip yeniden yalvarmasını, özür dilemesini, bir daha olmayacağına dair (ne olmuştu?) söz vermesini, ayaklarına kapanmasını. Gelmemişti, gelmeyecekti. Oysa barışmayı düşünüyordu; gelmemişti. Kaç buhranlı geceler, anlamsız günler, işsiz, başıboş zamanlar geçmişti. Yıkıktı, kestirebiliyordu geleceğini, gururlu ve ezik olacaktı. Kendisini kimse sevmeyecek, sevecen bir yaklaşım görmeyecek, herkes bir mesafe bırakacak ve erkekler onu beğenmeyecekti. Aslında kızların bu erkeklere kendisini beğendirme zorunluluğu canını sıkıyor, bunu kızlar için şanssızlık olarak görüyor, kabullenemiyordu. Kurbanlık gibi beğenilmeyi beklemek onur kırıcı değil miydi? Ama toplum bu hale gelmişti işte, erkeği de kadını da böyle istiyordu. Babası surat asmış, annesi dargın durmuştu. İlknur da besbelli acıyordu kendisine, senden ne zaman sıra gelecek bize diyor muydu acaba, diğer kardeşleri diyorlar mıydı? Eskişehir’e gitmişlerdi, anneannesini ziyaret edecekler ve yaz tatilini geçireceklerdi. Mekan değişikliği yıkık insanlar için hüzün vericiydi, geçmiş zamanın özlemlerini artırıyordu, yine de yer değişikliği faydalıydı. Anneannesinin evi Vişnelik semtinde sekiz katlı bir apartmanın altıncı katıydı. Günler durağan geçiyordu. Behiye hep balkona oturmuş, caddeyi, ara sokakları, dükkânları, evleri, bakkâlı, insanları, arabaları, gökyüzünü seyretmişti. İlknur sık sık dolaşmıştı karşı apartmanda oturan Müjgan ile. Asuman ve Esma da kendilerine hemen arkadaş edinmişlerdi. Kardeşleri gibi olamamıştı nedense. İlknur çabuk anlaşırdı insanlarla, hemen uyum sağlar, uzun vadeli bir dostluk kurardı. Behiye balkonda oturmuş, biz artık kavuşamayız diyen romantik şarkılar dinlemişti... > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT