BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Karabatak kuşu ve savaş gerçeği...

Karabatak kuşu ve savaş gerçeği...

Hiç düşündünüz mü? Ne bir televizyon ekranında, ne bir gazete, dergi sayfasında, 10 yıl önceki Körfez Savaşı’na ilişkin, yanmış bir çocuk fotoğrafı niye yok? Savaş ile ilgili olarak neden hep, son derece bakımlı, “tam donanımlı” askerleri ya da gemileri, uçakları görüyoruz? 10 yıl önceki Körfez Savaşı’na ilişkin ne hatırlıyoruz?



Hiç düşündünüz mü? Ne bir televizyon ekranında, ne bir gazete, dergi sayfasında, 10 yıl önceki Körfez Savaşı’na ilişkin, yanmış bir çocuk fotoğrafı niye yok? Savaş ile ilgili olarak neden hep, son derece bakımlı, “tam donanımlı” askerleri ya da gemileri, uçakları görüyoruz? 10 yıl önceki Körfez Savaşı’na ilişkin ne hatırlıyoruz? Sanırım sadece “yeşile boyanmış gökyüzünde, yanıp sönen yıldızlara benzeyen Irak’ın bombalanma görüntüsünü”... Bir de petrole bulanmış karabatak kuşunu... Karabatak kuşunun hikayesini biliyorsunuz: Amerikan yönetimi, Saddam’ı Körfez’e petrol dökmekle itham etmişti. Saddam’ın bunu niçin yapacağı ve bundan ne gibi bir fayda sağlanacağı o günün karmaşasında akla bile getirilmemişti. Kimse, bu haberin “niçin, nasıl” boyutunu araştırmak gereği hissetmemişti. Körfez kirliliğine yol açan bu olayın, ABD uçaklarının petrol tankerlerini vurmasından kaynaklandığı sonradan ortaya çıkarıldı. ABD bu saldırıyı resmen doğrulamak zorunda kaldı. Peki bu olaydan sizce nasıl bir ders çıkarmamız gerekir? 13 Şubat 1991... Sabahın erken saatleri. Bağdat’ın en iyi sığınağı olarak bilinen 2500 kapasiteli Ameriye’de çoğu kadın ve çocuk, geceden beri süren hava saldırısının bitmesini bekliyor. Biliyorlar ki, gün ışımaya başlayınca bombalama duruyor, hayat “normale” dönüyor. Ama o gün, günün ilk ışıklarının doğmasına birkaç dakika kala... ABD uçaklarından bırakılan bir akıllı bomba, sığınağın çatısında delik açtı... Daha büyük bir ikinci bomba bu delikten geçerek ve önüne çıkan tüm katmanları delerek zemine ulaştı ve patladı. Patlama sonucu sığınağın içinde 480 derecelik bir ısı oluştu. Sonuç: Ölü sayısı 1500 kişiye yakındı. Gerçek rakam bilinemiyordu. O gün sığınak kayıt defterine bin kişinin adı kaydedilmişti. Bombalama başladığı için sonra gelenler deftere yazılmamıştı. Cesetler sayılamıyordu. Bütün cesetler yanarak simsiyah kömür haline gelmişti. Ölenlerin çoğu kadınlar ve çocuklardı. Dünya kamuoyundan gizlenmiş bu katliamı CNN televizyonunun ham kayıtlarından izleyenler gözlerine inanamadı. Bu bir vahşetti. Ve bu trajediden kimsenin haberi olmadı. O gün Amerika, dünyanın gözünün içine baka baka, Bağdat’ta Irak-İran savaşında kumanda merkezi olarak kullanılan gizli bir sığınağın vurulduğunu açıkladı! Savaş süresince Amerika bu manüplatif açıklamaları hep sürdürdü. 5 Şubat’ta El-Kut kentindeki Pazar yerini bombaladı. 100’ü aşkın sivil can verdi. ABD, telekomünikasyon kulesini vurduğunu açıkladı. 14 Şubat’ta Falluca kasabasındaki Pazar yerini bombaladı. 200’ü aşkın sivil can verdi. ABD, köprü vurduğunu açıkladı. Musul’da 900 yıllık St.Thomas Kilisesi’ni bombaladı, 31 camiyi yerle bir etti. 676 okul, 28 hastane, 52 sağlık merkezi bomba ve füzelerin hedefi oldu. El Reşid’deki akıl hastanesi bile bombalandı. Ulviyye Doğumevi’ndeki bebekler henüz hayatlarının başlangıcında tanıştılar şarapnel parçalarıyla. Bu doğumevindeki bazı bebeklerin kaderi ile Hilla Öğrenci Kliniği’ndeki çocukların kaderi benzer oldu; hepsi bu savaşın minik kurbanlarıydı. Bu minnacık bebeklerin, çocukların cesetlerini göreniniz var mı? Yoksa hatırladığınız, hep “yeşil yıldızlı” o görüntüler mi? Tarih 20 Mart 2003 Perşembe. Saat, sabaha karşı 04:33 İnsanlığın basın ilkelerine her zamankinden daha çok ihtiyacı var... > DEVAMI 11. SAYFADA
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT