BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çare sine-i millette

Çare sine-i millette

İlk bakışta bir kolej öğrencisi kadar genç. Uzun boylu ve elimizi sıkınca bir mengene kadar güçlü bir yapıya sahip olduğunu da anladık. Galatasaray Spor Kulübü’nde kaleci olarak görev yaptığını öğrenince ellerindeki malum kuvvetin sebebini keşfettik. Umut Oran, genç yaşta Uluslararası Hazır Giyim Federasyonu’nun (IAF) başkanlığına seçilecek kadar kalifiye, Türkiye gibi üretimin çok zor olduğu bir ülkede Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği’nin (TGSD) başındaki isim olacak kadar da iş tecrübesine sahip. Birbirinden farklı sahalarda, maharetini şimdiye kadar hep en üst düzeyde ispatlayan Umut Oran, 2003 yılında gördüğü Türkiye manzarasını gazetemize yorumladı. Sıkıntıların farkında olduğumuzu dile getiren TGSD Başkanı Umut Oran, “Çare milletin sinesindedir” dedi.



Arkadaşımız Ersan Açıkay’ın sorularını açık yüreklilikle cevaplandıran Umut Oran şu değerlendirmelerde bulundu: E.A.- Çok genç yaşta IAF’ın başkanlığına seçildiniz. Nedir bu IAF ve ne iş yapar..? U.O.- IAF dünyadaki bütün hazır giyim sanayisini kapsayan bir sivil toplum örgütü. İstisnasız dünyadaki bütün ülkelerin temsil edildiği bir birlik. 130 bin hazır giyimcinin temsilcisi konumunda. Siyasi konulara girmeden tekstil sektörünün sorunlarının ve geleceğinin tartışıldığı bir platform. E.A.- Bir anlamda Türkiye’deki TGSD’nin misyonuna benziyor diyebilir miyiz..? U.O.- Hayır diyemeyiz. Çünkü bizim ülkemizde sistemin işlemesinde büyük rahatsızlıklar var. Sistem işlese, siyasiler ve bürokratlar, yapmaları gerekenleri dört dörtlük yapsalar, biz de işimizi dört dörtlük yapacağız. Bence de bizler yapmamız gerekenleri dört dörtlük yapmıyoruz. Bizi ilgilendirmeyen konularla ve ülkenin önemli konuları ile uğraşmak için vakit ayırıyoruz. E.A.- IAF Haziran ayında Türkiye’de bir kongre düzenleyecek. Ülkemize ve sektöre ne kazandıracağını umuyorsunuz.? U.O.- IAF kongresi Türkiye için büyük bir prestij getirecek. IAF’ın en önemli projeleri arasında bu kongre geliyor. Türkiye ev sahibi olarak bir kongre düzenliyor. Bu kongreye dünyanın her tarafından alıcılar, sanayiciler, tasarımcılar, üniversitelerden öğretim üyeleri gelecek. 24-25 Haziran’da bir araya geleceğiz sektörün sorunlarını, geleceğini tartışacağız, paylaşacağız. Buraya gelecek insanlar potansiyel yabancı yatırımcılardır. Dünyadaki büyük marka sahipleri, üretim alanları arayan firmalar. Türkiye hem Çin, hem de İtalya ile yarışacak güce sahiptir. Batısında İtalya’daki dünya markalarını aratmayacak kalitede ürün, Doğusunda ise Çin’deki kadar büyük bir üretim gücüne sahiptir. IAF kongresinde biz bu avantajlarımızı ortaya koyacağız. E.A.- Türkiye’de binbir türlü sıkıntı var. Yatırım amaçlı gelenlere IAF’ın başkanı olarak bu sıkıntıları anlatacak mısınız..? U.O.- Yabancı yatırımcılar adına bir fırsat sunuyoruz. Şimdi 1996 yılına göre bakarsanız, daha kötü durumdayız. Biz sektörün gücünü göstermemiz lazım. Türkiye’deki belirsizlikler, ekonomideki bozuklukları anlatmayacağız, Türkiye’nin üretim gücü, dünya markası olması ve paket servis yapabilen bir ülke olmasının avantajlarını ortaya koyacağız. Türkiye’deki siyasetin belirsiz ve bozuk yapısına rağmen sektörümüz dünya arenasında başarılarına devam ediyor. E.A.- Yabancılara anlatmakta zorlanacağız en önemli sıkıntı ne olacak..? U.O.- Tabi ki istihdam üzerindeki kamu maliyetini açıklamakta zorlanacağız. Enerji maliyetleri ve Türkiye’de uygulanan vergi sistemini anlatmakta zorluk çekeriz. E.A.- Hükümetten düzenleyeceğiniz bu kongre için destek görüyor musunuz..? U.O.- Ülkemizde o kadar çok olumsuzluk var ki, bunlar düzelmez diye düşünürsek, hiçbir şey yapmamız lazım. Buraya gelen insanlara özel sektörün, siyaset ve bürokrasiyle ilişkisinin son derece bozuk olduğunu dile getirmeyeceğiz. İnanıyoruz ki, krizden kurtulabilmemiz için siyaset, bürokrat ve özel sektörün beraber çalışması gerekiyor. Biz bunu başaracağımıza inanıyoruz. Bunu başaramazsak Türkiye Cumhuriyeti’nin sonu olur. Sürekli çaba harcıyoruz, baskı yapmaya devam ediyoruz, yapmaya da devam edeceğiz. E.A.- Kongrede neler konuşulacak..? U.O.- Kongrede 5 tane ana başlıkta görüşmeler yapılacak. Bunlardan birisi 2005’te dünya ticareti nasıl şekillenecek? Bununla ilgili ABD’den, Asya’dan ve Avrupa’dan hem resmi konuklar, hem de üç kıtanın sivil toplum örgütleri gelecek. İkincisi moda ve markayı tartışacağız. Üçüncüsü teknolojik gelişmelerden oluşan bir panel olacak. Dördüncüsü tamamen tasarımla alakalı olacak. Beşincisi de operasyonel başarının sırrı üzerinde müzakerelerde bulunacağız. E.A.- Türkiye olarak özellikle marka olma konusunda ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Bunun sebebi nedir..? U.O.- Hazır giyim sanayi Türkiye’de daha evvelden terzilik olarak adlandırılıyordu. Sanayi ve ihracat olarak son 30 yılda ön plana çıktı. Dünyada rekabet ettiğimiz firmalarda üçüncü kuşak yöneticiler görev yapıyor. Biz de ise birinci kuşak bu işle uğraşıyor. Bu bir süreçtir. Türkiye 25-30 yıl önce fasoncuydu, sonra organizatör oldu, sonra sanayici oldu. Şimdi ise bu birikimini tasarıma, mağaza yönetimine ve perakende satışa yönlendirecek. Olması gereken bu süreçtir. Biz daha birinci kuşağız. Marka ve moda üretmek bir sermaye işi. Karşımızdaki ülkeler genel olarak 15-20 bin dolarlık milli gelire sahip, Türkiye ise 2500 dolar gelire sahip. 2500 dolarla hayatımızı idame ettireceğiz, hem de gelirleri bizden çok çok fazla olan ülkelerle yarış içine gireceğiz. E.A.- Ülke imajının da ektisi var değil mi..? U.O.- İmajı iyi olmayan bir ülkenin markası da iyi olmuyor. Bütün bunları koyduğunuz zaman neden marka olamadığımızı görüyorsunuz. Türkiye’nin halen uluslararası markası yoktur. Türkiye’de insanların kaynağı ve öz sermayesi yoktur. Bunları alt alta koyduğunuz zaman geldiğimiz noktayı bir başarı olarak görmesek bile, başarılı sayılırız. E.A.- Son dönemlerde göreve gelen hükümetleri, sektöre verdiklerini gözönüne alarak karşılaştırabilir misiniz..? U.O.- 57. hükümet reel sektörü hiç gündemine almamıştı. İcraatlarını tamamıyla mali sektörün rehabilite etmek için kullandı. 58. hükümet ise bizi gündemine aldı. Ama gündemine de almanın yetmediğini gözlemliyoruz. Şu ana kadar somut bir icraat görülmedi. Şimdi 59. hükümet kuruldu ve 58. hükümetin gündemine aldığı reel sektörün sorunlarının bu hükümetin çözmesi bekliyoruz. E.A.- Sıkıntıların aşılmasında sizin de çözüm önerileriniz vardır mutlaka..? U.O.- Elbette... Türkiye’nin bir tek kurtuluş yolu var. Ancak ve ancak borcumuzu ödeyerek kurtuluruz. Yeni borç alarak bu sıkıntılarını aşamayız. Şu anda ülkenin yönetim mantalitesinde sanki yeni borç alarak yola devam etmek ve kısa vadede krizleri ötelemek gibi bir düşünce var. Halbuki Türkiye’nin potansiyeli ve kaynakları var. Genel giderleri kısıp, bana göre çalışma saatlerini artırmalıdır. E.A.- Daha fazla çalışmak..? U.O.- Krizlerin içinde yaşayan bir ülke olarak çok az çalışıyoruz. Resmi dairelerde saat 16.00’dan sonra kimseyi bulamıyorsunuz. Cumartesi günleri tatil yapıyoruz. Bizim bir seferberlik başlatmamız lazım. Bu seferberliğin özü de, kendi kaynaklarımızı kullanarak borcumuzu ödemektir. Ülkemizde sıkıntı varsa, Cumartesi günleri neden çalışmıyoruz? Ülke genelinde böyle bir zihniyet oluşmalı. İnsanların bu krizden kurtulmasının anahtarının kendisinde olduğunu anlaması lazım. E.A.- Ekonomik bir seferberlik mi ilan etmemizi istiyorsunuz..? U.O.- Geliri artırmak için üretimi artıracaksınız, üretimi artırmak için daha fazla insan çalıştıracaksınız. Daha çok insan çalıştırdığınızda yatırımınızı artıracaksınız. Gördüğünüz gibi hepsi birbiri ile alakalı. Hepimizin bugünü kurtarmak adına borçla hayatımızı sürdüreceğimize, bir ekonomik seferberlik ilan ederek sıkıntılardan kurtuluruz. E.A.- Bu söylediklerinizi yaklaşık 10 yıllık gazetecilik hayatımda hemen hemen her gün duyuyorum..? U.O.- Türkiye 56. hükümetten beri aynı konuları tartışıyor. Bu konularda hiçbir somut adım atılmadı. 56, 57, 58 ve 59. Aşağı yukarı 10 senedir, hızla irtifa kaybediyor. Şu anda bunların çok acil çözüme kavuşturulması lazım. Bu kadar kritik bir noktada hükümet değişikliğini de çok anlamlı bulmuyorum. Popülist politikaları bir kenara bırakıp, ekonomiyi düzeltmemiz lazım. E.A.- Ekonominin düzelme süreci çok sancılı mı geçiyor..? U.O.- Tabii ki bu süreç sosyal hayatı da beşeri hayatı da etkiliyor. Bir şirket düşünün bilançonuzu net olarak ortaya koymanız lazım. Bu top yekûn bir fedakarlık gerektiriyor. Sistem insanları kayıt dışına zorluyor. Hep aynı tabir kullanılıyor ‘Sistem kümesteki kazları yoluyor’ artık kümesteki kazların tüyleri yolundu, kazıldı, artık deri de kalmadı. E.A.- Sizce ne yapılması gerekiyor..? U.O.- Sıkıntıların çözümü sine-i millettedir. Borç aramam, içeride kaynaklarım var. Elimdeki mevcut potansiyeli tetiklerim. İhracatın önünü açar, vergiyi tabana yayarım. Türkiye’nin adil, şeffaf bir ülke olması lazım. E.A.- Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yatırımların özendirilmesi için çok gayret sarfediyorsunuz..? U.O.- Sanayinin Türkiye’de ters yüz etmesi lazım. Batı’da anormal bir yoğunluk, Doğu’da da tamamen bir sessizlik var. İstanbul’da sistem yok, Kayıt yok, yasa, yok, huzur yok. Anadolu’da ise iş yok, aş yok, hayat yok. İmkân da yok. Bu dengesizliği ancak sanayi ile ortadan kaldırabiliriz. E.A.- 4325 sayılı yasa ile alakalı bir takım önerileriniz oldu..? U.O.- 4325 içinde vergisel muafiyet var, SSK payında biraz indirim var, bir de arsa tahsisi var. Gelişmiş ülkeler hep bu sistemi yapmış. Bölgeler arası eşitliği yakalamak için vergisel muafiyet getirilerek o bölgeler eşitlenmiş. E.A.- Bankalarla ilişkileriniz nasıl..? U.O.- Biz malum kesimle artık sektörel olarak ilgilenmiyoruz. Çok ciddi dayak yedik. Türkiye’de toplam 30 milyar dolar kredi kullandırılıyor. Hazır giyim sektörü bunun 610 milyon dolarını kullanıyor. Bu 610 milyon doların da 190 milyon doları ihtilaflı kredi. Ama hazır giyimin yıllık getirisi sadece 9.5 milyar dolar. Yediğimiz dayaklardan ayakta kalmasını öğrendik. Hazır giyim sektörü mali sektöre ihtiyaç duymadan da hayatını sürdürecek konuma geldi.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT