BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Unutulmuş Günler

Unutulmuş Günler

İnsanların çabucak değişebildiğini konuşuyorlardı Celal ile Ahmet. Belli bir süre bir inancın peşinde koşanlar, herhangi bir ortam değişikliğinde tamamiyle zıt istikamete, düşünce ve tavır olarak yöneliyorlardı. Belki de Türk insanının yapısı artık böyleydi...



Başını kaldırıp karşıya baktığında kardeşi Asuman’ın, Begüm’ün yanından kalkıp, Göksel’le ayrı bir yerde konuşmakta olan Cihat’ın yanına gidişini gördü. Merakla takip etti gözleriyle. Asuman, Cihat’ı yanına çağırmış, heyecanla bir şeyler anlatıyordu. Orada, havuz kıyısında oturuyorlardı. Cihat, Mülayim Tepe’sinden, ayaklar altına serilmiş olan Tavşanlı’ya bakıyordu. Konuşmalara katılmamıştı. Artık bu diyaloglardan sıkılır gibiydi. Havuza, pembeli beyazlı güllere, çiçeklerin üzerinde dolaşan arılara, kelebeklere, akın akın gelen insanlara bakmış ve sonra konuşmalar onu sıktığından yanlarından ayrılmış, köprüyü geçerek türbenin etrafında dolaşmaya başlamıştı. Celal ile Ahmet etrafındaki güzelliklerin farkında değillerdi. Erdoğan daha çok Cihat’la ilgileniyordu. Yanına gitmek istediğinde Celal engellemişti onu. “Cihat’ı kendi haline bırak” demişti. İnsanların çabucak değişebildiğini konuşuyorlardı Celal ile Ahmet. Belli bir süre bir inancın peşinde koşanlar, herhangi bir ortam değişikliğinde tamamiyle zıt istikamete, düşünce ve tavır olarak yöneliyorlardı. Belki yeni Türk insanının yapısı artık böyleydi. Bu konuda en büyük örneklemeyi ise aydınlar yapmıştı. Yüzyılı aşan bir süredir böyleydi bu. Demek ki şahsiyetini, kimliğini kaybetmiş insanlar topluluğuna dönüşmüştük. Büyük bir karışıklıktı bu. Ölümü pahasına savunulan bir değer kalmamıştı sonunda. Artık herkes çıkarına göre hareket ediyordu. Değişimlerin özünde yatan duygu buydu ve herkes çıkar ilişkilerini sürdürmekteydi. “Ben insanları bu kadar suçlayamam” dedi Erdoğan. “İnsanlar bu hale durup dururken gelmedi. Bu çıkar ilişkileri herşeye rağmen insanlara mutsuzluklarını unutturamıyor. Ne olursa olsun insanlar bir arayış içinde. Şu anda içinde bulundukları durumu, sosyal görüşleri, insanlara karşı tavırları, adapte oldukları ilişkileri yadırgayabiliriz ama herkes bir arayış içinde. Her düşünceye saygı duymak zorundayız.” İşte böyleydi Erdoğan. Gergin havayı yumuşatmasını bilirdi. Her zaman olumlu yaklaşırdı meselelere. “Yine de Celal’in dediği gibi ülkemiz çıkarı uğruna hareket edenlerden yana kaybolup gitmekte” dedi Ahmet. “Galiba en iyisi düşünmemek, zira ciddî konuları düşündüğümüzde neredeyse bunalımlara sürükleniyoruz. Anladığıma göre bizim gençlik olarak havaî yaşamamız, müzik dinlememiz, top oynamamız, kızlarla gezip tozmamız isteniyor. Kim istiyor, ne istiyor bilemiyorum ama ben böyle yönlendirildiğimizi hissediyorum...” Bilinmeyen etkenler tarafından yönlendiriliyorduk. İnsanlarda bilinememezlik duygusu hâkimdi ve nereye savrulduklarını kestiremiyorlardı. Celal elini başına götürmüştü. Dalgındı. Havuzun kıyısında demir parmaklıklarla çevrili bahçedeki yeşilliğe, acun çiçeklerine, krizantemlere, kır papatyalarına bakıyordu. Beton saksılarda mimozalar ve sardunyalar, sarı, yeşil ve kırmızı renk karışımıyla insanın göz zevkini okşuyor, kokuları başını döndürüyordu. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT