BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Aşk mı, hırs mı?

Aşk mı, hırs mı?

Bir misafirliğe gittiğinizde, dikkatinizi önce, ev sahiplerinin bakışları çeker... Onların samimiyeti ve size karşı olan tutumlarındaki memnuniyeti, yüzlerine yansır... Siz de, ya rahatsızlık vermediğinizi ve kendinize kucak açanların sıcaklığını içinizde hissedersiniz...



Bir misafirliğe gittiğinizde, dikkatinizi önce, ev sahiplerinin bakışları çeker... Onların samimiyeti ve size karşı olan tutumlarındaki memnuniyeti, yüzlerine yansır... Siz de, ya rahatsızlık vermediğinizi ve kendinize kucak açanların sıcaklığını içinizde hissedersiniz... Yahut da “Keşke gelmeseydik” duygusuna kapılırsınız... İşte en acısı da budur... Yani, varlığınızla, başkalarına sıkıntı vermeniz...  Bir yönetimin görevi bırakması da erdemdir... F.Bahçe’de olanları bir ibret vesikası gibi izliyoruz... Sanki başkasının evine zorla girip, kendinize hizmet ettirmek gibi bir çelişki var bu işte.. Varlığıyla, taraftarı, futbolcuyu, bu takıma gönül vermişleri, medyayı sıkan, illallah dedirten bir yönetim, hâlâ görevde... Tüm bu olumsuzluklara rağmen “Dimdik ayaktayız” diye inat etmekte, kovulmaktan beter olmalarına rağmen “Gitmiyoruz” diye direnç göstermektedir... Irak’ta görüyoruz işte... Çakar almaz silahlarıyla uçak düşüren bir avuç gariban, dünyanın en modern vurucu silahlarıyla donatılmış Amerikan ve İngiliz ordusuna ne kadar dayanabilir ki? Gerçi onlarınki vatan sevgisi, toprak savunmasına giriyor... F.Bahçe’de hangi amaçla inat ediliyor, hangi direnişle koltuk bırakılmıyor, bu anlaşılır gibi değil... Cebi şişkin olmak, her şeye sahip olmak gibi algılanıyor bu F.Bahçe’de... Tribünler “Defol” diyor, taraftar “Beceriksizler” diye haykırıyor, muhalefet isyan bayrağını çekmiş “Bu inat niye” diye cephe alıyor... Ama Aziz Yıldırım ve arkadaşları “Sonuna kadar savaş” naraları atarak, akılları sıra F.Bahçe iktidarında kalıyor... Bu yönetimi “Kırk yıl kaynatsanız, bir gram balı çıkmaz”... Bu belli oldu artık... Aşurenin içinde her şey var ama olmayan sadece şeker...  Onlarca futbolcu, 8 teknik direktörün kellesini vuran bir yönetim, harcadıklarının şakülünü kaçırmış vaziyette “Hesabını da nasıl veririm” telâşı içinde, görev sürelerinin dolmasını bekliyorlar akılları sıra... Halbuki, alev bacayı sarmış bir kere... Takım perişan, takım çökmüş, takımda ruh kalmamış... Kimi getirirsen getir, hangi hocayı bulursan bul, artık tren raydan çıkmış... Beceriksizlik, her şeyi “En iyi ben bilirim” diktatörlüğü, paranın her kapıyı açacağına olan inanç, stad ve tesis aldatmacası bu yönetimin sözde olumlu yönleri ve bu yüzden de görevde kalmalarının baş sebebi.. Başkalarına koltuğu yedirmeme inadı yüzünden, F.Bahçe’ye kıyanların akıbeti, görünen o ki; arkalarından teneke çalınarak gönderilmek olacaktır.. Çünkü onlar, kimleri sepetlemediler ki böyle?.. Olanlar hep F.Bahçe’ye olmadı mı? O milyonlarca taraftarın başı, boş vaadlerle, hep yere eğilmedi mi? Bu Cumhuriyet’e “Yazık edilmedi mi?” Bunun adı “Aşk” mıdır, yoksa “Hırs” mıdır?  Şimdi çıkmışlar ortaya, olayları ve haksızlıklarını, yön değiştirerek, başka cephelerde savaş açarak ispata çalışıyorlar... Daha düne kadar, dövülme olayında değişik konuşan ve daha düne kadar bizim de saygı duyduğumuz “Spor yorumcusu” ağabeyimiz, başkanı kurtarma operasyonuna âlet oluyor... Kurşunlanan başka bir “Spor yorumcusu” başkan için tekzip yayınlıyor... İsimleri “Başkanın adamına” çıkanlar, koltuklarını kurtarmak için devreye başkanı sokuyor... Elâzığ deplasmanı dönüşü, F.Bahçe’ye yakın olan imzalar, uçağa alınırken, diğer spor yazarları ve muhabirlerine “Başınızın çaresine bakın” deniyor... Ne yazık ki onların da başlarına gelmedik kalmıyor... Basın toplantılarında azarlanıp, sindirilen, patronlarına şikâyet edilen, yazdıkları yüzünden aforozlananların, artık kendine gelme zamanıdır... Medyamız daha fazla lekelenmeden, artık kim kimin adamı çıkıp ortaya mertçe söylenmelidir... Eğer bu cesaretleri yoksa, Ali Şen gibi bizleri çok iyi bilenler, kimin yağcı, kimin dönek, kimin avantacı, kimin yalancı ve kimin “Adam gibi adam” olduğunu açıklayıp, bir yerde görevlerini yapmalıdır... Yapmalıdır ki, bizim âlemde kimin kaymak yediğini, kimin de görev yaptığını herkes öğrensin... NOT: Geçen hafta CINE5 televizyonundaki tatsız olaydan bahsetmiştik... Bir haber yüzünden, iletişim kopukluğundan mı nedir, iki değerli insanın ağızlarından, istemeden de olsa, bazı sözcükler çıktı... Emre Tilev, bu kanalın spor müdürü... İstanbul Haber Müdürü Aydın Baylan’la arasında geçen tatsızlık, kanal dışına çıktı, büyüdü de büyüdü... Oysa “Kol kırılır, yen içinde kalır!” Bu olay için Aydın Baylan bizi arayıp üzüntülerini dile getirdi... Belli ki, yılların usta televizyoncusu Baylan’ı, fazlasıyla üzmüşüz... Emre kadar, Baylan’ın da bu olayı unutup, meseleyi adliye koridorlarında değil, birbirlerine uzanacak elleriyle ve kucaklaşmalarıyla unutmaları en büyük dileğimiz... Çünkü hayat, üzüntülere, acılara ve tatsızlıklara rağmen, yaşamaya değer bir nimettir...
Reklamı Geç
KAPAT