BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Diyalog

Diyalog

İki savaş arasıydı bizim ömrümüz. Dedelerimizden arta kalanlar daha bitmemişken; Savaşan milletin çocukları olarak savaşacağız. Şimdiki tarihi biz yazacağız. Kılıcın şanı yüzyıl ötede kaldı, tüfeğin devri bitti. Artık zaman mermilere kanat takıyor. Şimdi bombalar uçacak ve yıkılacak bir bir insanlar, şehirler, kültürler tarihler yıkılacak Birileri uzaklarda hep üşüyordu.



Tarihe kanlı sayfalar İki savaş arasıydı bizim ömrümüz. Dedelerimizden arta kalanlar daha bitmemişken; Savaşan milletin çocukları olarak savaşacağız. Şimdiki tarihi biz yazacağız. Kılıcın şanı yüzyıl ötede kaldı, tüfeğin devri bitti. Artık zaman mermilere kanat takıyor. Şimdi bombalar uçacak ve yıkılacak bir bir insanlar, şehirler, kültürler tarihler yıkılacak Birileri uzaklarda hep üşüyordu. Gözlerinin çekikliği ve cesareti bile bize benzeyen birileri. Onlar bizdendi! Şimdi üşüme sırası bizim. Zira biz sıcak yuvalarımızda yaşarken bir adım ötede destanlar yazılıyordu ve bir anne ağzında yumuşattığı ekmeği hıçkıran çocuğuna yediriyordu. Tabii ki gözlerinde damlalar titriyordu. Kimsenin hakkı yoktu ki küçük bir çocuğun pembe yanaklarını aldan mora dönüştürmeye ve gülücüğünü bir ağlayış âbidesi olarak yüzünde dondurmaya. Ne toprak, ne gözyaşı, ne çamurun kirletmeye hakkı yokken bir yavrunun güzelliğini, hiç bir merminin hakkı yoktu onu siyah beyaz bir resimde kana bulamaya. Gazete köşelerinde bile yeri yok artık vahşetin. Gayrı savaş kapıda. Üşüme sırası bizim bebeklerimizde... Artık düşüncesiz düşüncelerimize ihtiyacı yok dini bir, dili bir, kültürü, hasreti bir Kafkasların... Çünkü 'artık' demeye bile vakit yok ve hâlâ ahlâksız bir merminin sınırlardan içeri girmeye hakkı yok! Mevsim kış, kuzeyin poyrazı deli eser. Kar hiç kalkmadan yığılmıştır Kafkas Tepeleri'ne. Derin yarlı kayalar mor kesmiştir. Şimdi soğuktur. Üşüyor mudur? Hâlâ al mıdır pembeliğini kaybeden yanakları, yoksa mora değiyor mudur? Mayası tutmuyormudur mavi göklerin ya da dağlar kan revân ağlıyor mudur? Kızıldan mora akan ufukta boz bulanık düşüneler bekliyor mudur? Üşüyor mudur bir yavru, muhtemel şehit annesinin kucağında? Alı al, moru mor donuyor mudur? Daha bizim bebekler üşümemişken, orda küçük bebekler ölüyor mudur? > Hatice BAYRAMOĞLU / ÜSKÜDAR Kırk Hasret Gezmeden sakın gelme, köşe bucak her yeri, Ne bileyim, uzun çarşıyı, bağbaşını, termeyi.. Avgun söğüdü, hatçalı suyu, ille iğde kokusu, Hiç olmazsa hemşehrim, memleket türküsü getir. Kervansarayın boz taşını, şalgösteren toprağını, Özbağ'dan Hava teyzemin asma yaprağını.. Çok şey istedim diye, çevirme hemen yüzünü, Hiç olmazsa hemşehrim, memleket tozunu getir. Ekşi çağlanın sesini, sulu can eriği tadını, Derviş amcamın, Hacer yengemin hatırını, Komşudaki kitaplarımı, bir bayram hatıramı, Hiç olmazsa hemşehrim, memleket selamı getir. Belki merak eden, bir soran olursa eğer beni, Koca Dursun'un yetimiymiş, dersin künyemi. Baba ocağında yoksa da artık annemin yer sofrası, Hiç olmazsa hemşehrim, memleket duası getir. > Mustafa YÖRÜ Ölmek gerekir Yağmurlar yağınca yıldız ıslanmaz, Suya düşmeyince demir paslanmaz, Yaslanılan dağdır, kendi yaslanmaz, Hayatı böyle bilmek gerekir. Meyveler olunca ancak taşlanır Yıllar geçer, genç fidanlar yaşlanır, Gafil olan bu dünyanın hoşlanır, Mala Hu diyene gülmek gerekir. Gönül denen şeyin doyar aşık yok, Halbuki bu yolun sonu başı yok Çok mezarlar gördüm, hece taşı yok Demek ki ölmeden ölmek gerekir. > Hüseyin Hilmi LEVENT Görene âyân Hakka giden yoldan uzanan bir el, Sönmesin ümidin dostum diyordun. Sahipsiz değilsin, ilâhi bir sel, Kederi, elemi siler diyordu. Yakarışı duyar, Mevlâ'ya dayan, Haykırdı ilmini görene âyân, Ne olur dur, dinle, ne olur uyan! Neleri görüyor, ne söylüyordu? İrfân-ı menbâ-ı yol gösterenim, Hakikât kıblesi, yolum, rehberim, Müstesnâ varlığın nurlu kandilim, Yolumdan, izimden gelin diyordu. Işığında yanan pervanen biziz, Işındı yüreğim, her zaman biriz, Şükür ki Allah'a, biz beraberiz, Kavuşmayı ümit edin diyordu. > Halenur KOR Evrensel çöküş Aslında Bağdat değil Kuşatılan Ey insan oğlu Ortak evreninin Başkentidir. Ve şimdi senin, Koltuğunda TV'lerden Yayılarak Bir macera filmi gibi Zevkle seyrettiğin Çöküşüdür özgürlüğünün, Ve geleceğinin... > Ali Kemal ORHON / KONYA Senin için gelirim "Gönül deryama gel" diye bir ses ver, Irmak olur, taşa taşa gelirim... Bana biraz umut, biraz heves ver, Bak o zaman, paşa paşa gelirim... Şu ak alnımdaki yazıyla sana, Vurulayım, gönül gözüyle sana. Ben ki, bir yıldırım hızıyla sana, Yalın ayak, koşa koşa gelirim. Durmak bilmem, aşk ötede dendi mi... Bir de, felek benden yana döndü mü... Sarp yamaçlarına vurup kendimi, Dağlarını aşa aşa gelirim... Gör ki, cemalinin aydan farkı yok, Kaşının gerilmiş yaydan farkı yok, Verdiğin ilhamın meyden farkı yok, Mestim zaten, çoşa çoşa gelirim... > Ahmet İRGİN / TARSUS
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT