BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Unutulmuş Günler

Unutulmuş Günler

Ablası aradan gitsin diye bekleyen Cihat havasını aldı. Şimdi Cihat ne kadar şaşkın ve üzgünse ben o kadar sevinçliyim. Hiç olmazsa öyle bir aileye damat olmaktan kurtuldu. Cihat’a yazık olacaktı. Zaten bunu çok kimse söylemişti Cihat’a...



Begüm’ü vermek zorunda kaldılar! Zaman durmadan geçiyordu. Sonunda Begüm’ün ailesi epey dünür gelmeyen Begüm’ü, Remzi’ye hemen vermek zorunda kaldılar. Böylece bu iş bitmiş oldu. Ablası aradan gitsin diye bekleyen Cihat ise havasını aldı. Şimdi Cihat ne kadar şaşkın ve üzgünse ben o kadar sevinçliyim. Hiç olmazsa öyle bir aileye damat olmaktan kurtuldu. Cihat’a yazık olacaktı. Zaten bunu çok kimse söylemişti Cihat’a, diye bitirdi sözlerini Erdoğan... Onlar konuşurken tepelerinde bir kelebek dolanmaya başlamıştı. Kırmızı kelebekti bu, siyah benekler vardı kanatlarında. Bankın tepesine yükselen üzüm bağına ve sardunyalara hücum ettikten sonra çiçeklerin üzerine konmuştu. Çocuk bahçesinin bitişiğindeki yoldan genç bir çift sarmaş dolaş piknik bahçesine doğru yürüyordu. Taş binanın üzerindeki aile bölümü kalabalıklaşmıştı. İki çocuk tahta perdeliklere dayanmış, çocuk parkında salıncakta sallanan arkadaşlarına el sallıyorlardı. Karşıda güneş tepsi gibi yuvarlaktı. Gökyüzünde ay vardı ve kuşlar dolaşıyordu. -Begüm’ün babası şeker hastasıdır. Sinirlendiği zaman ne konuştuğunu bilmez. Adam normal zamanında bile sinirli birisi. Almanya’dan emekli olmadan gelmiş, geldiğinden bu yana bir iş yapmıyor. Evinin altındaki dükkânı bomboş, kiraya vermiyor. Bütün işi Ali Osman’ın kahvesinde okey oynamak. Geçimsiz biri. Annesi Hacer hanım ise herkesin yaka silktiği, bir eşi benzeri bulunmaz çokçenelinin biridir. Begüm’ün şu anda evli olan büyük ablası, önüne gelen her erkekle arkadaş olurdu. Bu yüzden Kız Meslek Lisesi’nden atıldı. Şimdiki kocasını zor buldular, içe kapanık, sessiz bir adam. Evlilikleri yürümüyor, kız hemen her ay evinden kaçıp geliyor. Çocuğunu da beraber getiriyor her kaçışında. Kimbilir belki Begüm’ün sonu da böyle olacak. Bu aile son derece pasaklı bir aile. Herkes öğleye doğru kalkıyor yatağından. Adam yemeğini yer yemez soluğunu kahvehanede alıyor, ta geceyarılarında geliyor. Kadın işlere fazla elini sürmez, oraya buraya gezmeye gider. Begüm de iş yapmaz, balkonda ve pencerede oturup gelen geçen erkeklerle işaretleşir. Evin bütün yükü Begüm’ün evdeki ablasındadır. O kız, ezik, saf ve zavallı bir kız. Ömür boyu evlenemeyecek bir kız belki de. Şimdi kardeşi kendisinden önce evleneceği için daha da içine kapanıklaştı. Duyduğuma göre sürekli ağlıyormuş. Garson çayları getirmişti. Çaylarını yudumladılar. -Begüm’ü çok kişi istetti gerçekten. Ama o zaman yaşları hem küçüktü, hem daha münasip, daha zengin birisi çıkar diye beklendi. Bu biraz da Behiye’nin hikâyesine benziyor. Gelenlere Begüm’ün önünde ablası var diyorlardı. Bu yüzden kızlarını bir süre kimseye vermediler. Ama kızı istemeye ve görmeye gelenlerin çoğu Begüm’ü istemekten vazgeçmişlerdi. Evdeki pasaklılık, düşüncelerinin değişmesine yetiyordu zaten. Zaman ilerliyordu ve taliplilerin sayısı gün gün azalıyordu. Çünkü ablası gitmeden o kızı vermeyeceklerdi, ablasının ise isteneceği yoktu. Sonra Begüm’ün konuşmaları, mektuplaşmaları, işaretleşmeleri kulaktan kulağa yayılmıştı. Sonra Begüm Cihat’a aşık, Cihat’la evlenecek diye her tarafa yayılmıştı. Çoğu insan ikisini sözlü biliyordu. > DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 93043
    % -1.58
  • 4.7293
    % -0.13
  • 5.4858
    % -0.27
  • 6.2662
    % -0.23
  • 194.478
    % -0.07
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT