BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Senin baban hiç hastalanmazdı yavrum...

Senin baban hiç hastalanmazdı yavrum...

Psikoloji bölümünde okuyan kardeşimin “Çocuklar ve Renkler” üzerine yaptığı araştırmaya yardımcı oldum bu hafta. Sokakta, eşte dostta bulabildiğimiz bütün 4-6 yaş arası çocuklara, “Annen ne renk?... Baban ne renk?...” diye sorduk. Çocukların büyük bir çoğunluğunun cevabı aynıydı: “Annem; pembe, babam; siyah”... Hiç düşünmeden verilen bu cevaplarda anneler, sevginin ve yakınlığın rengi pembe, babalar ise gücün ve sarsılmazlığın rengi siyahtı...



Psikoloji bölümünde okuyan kardeşimin “Çocuklar ve Renkler” üzerine yaptığı araştırmaya yardımcı oldum bu hafta. Sokakta, eşte dostta bulabildiğimiz bütün 4-6 yaş arası çocuklara, “Annen ne renk?... Baban ne renk?...” diye sorduk. Çocukların büyük bir çoğunluğunun cevabı aynıydı: “Annem; pembe, babam; siyah”... Hiç düşünmeden verilen bu cevaplarda anneler, sevginin ve yakınlığın rengi pembe, babalar ise gücün ve sarsılmazlığın rengi siyahtı... Erkek adam tabii ki siyah, tabii ki güçlü olacaktı... Tabii ki hep cesur, hep sarsılmaz olacaktı... Tabii ki en ufak bir zayıflık, yenilgi, gözyaşı göstermeyecekti... Hanım evladı gibi sızlanmayacak, acı çektiğini belli etmeyecek, hele hele hiç hastalanmayacaktı... Ancak kadınlar hastalanabilir... Zaten hep hastayızdır. Dışarı çıkarız, kalabalığa girdiğimiz için (Nazar mı olduk ne) başımız ağrır, durduk yere (Yediğimiz mi dokundu ne) kollarımız kaşınır... Biri bize yan baksa isilik dökeriz... Biri yanımızda burnunu silse zatürree oluruz... E, kadın kısmı narindir, çabucak hastalanır, eşinden ilgi bekler, şefkat bekler... Baksa ya ateşimiz mi vardır?... Ay, kırıcı sözlerinden çok müteessir olmuşuzdur tansiyonumuz alıp başını gitmiştir... Tırnağımız kırılmıştır... Elimize bir şey batmıştır... Cereyanda kalmışızdır... Başımız tutmuştur... Doktor çağırsa ya! Ya da ambulans... Yok yok, tam teçhizatlı bir tıp fakültesine götürse ya! Sağlık Bakanlığı’nı ayaklandırsa ya! Mayo Clinıc’le, yok ya, neydi o Amerika’da Rose Maria’nın kaldırıldığı hastahane?... Orayla bağlantı kursa ya! Ama erkeğin hastalanmaya hakkı yoktur... Amaan, onun hastalığı da hiç çekilmiyordur. Mız mız mız. Çocuk gibidir, ilgi beklemektedir (bir tas çorba)... Koskocaman adam dişçiden korkuyordur (Kik, kih)... Ay, azıcık üşüttü diye yorgan döşek yatıyordur.. Cık, cık... Onlar da etten, kemikten... Biz neredeyse her gün bir hastalık yaşıyor, bir eczane açacak kadar ilaç biriktiriyoruz. Hasta olmasak bile sabahları birer tane Sevgilimisin, sabah akşam ikişer adet İlgi-Forte, altı saatte bir de Şefkatoks şurubuna ihtiyaç duyuyor ve bunları almazsak derhal elden ayaktan düşüyoruz... Peki o zaman onları bu kadar zorlamak, zayıf anlarının da olabileceğini kabullenmemek niye?... Bırakın bu akşam da “Yağmur yağacak galiba, bacaklarım sızlıyor” cümlesini o söylesin... Bırakın filmin en acıklı sahnesinde biz hüngür foşurt ağlarken onlar “Adam şimdi şuradan atlayacak, kurtulacaklar”, “Çekim iyi ama” gibi teknik çıkarımlar yaparak gözlerindeki buğuları savuşturmaya çalışmasın... Bırakın hep banyoda, köşede, bucakta bir başına ağlamasın... Bırakın o da hatalar yapsın ve hiç olmazsa sizin yanınızda yüzüne vurulmasın, ayıplanmasın... Bırakın eviniz, çevreniz 6 yaşından beri başı hiç şefkatle okşanmadan yaşlanmış adamlarla dolmasın... Bırakın lütfen onlar da mızmızlansın, yorulsun, ayda yılda bir hastalansın... Erkek adamlar zaten ruhlarındaki sızıları ifade edemiyorlar, bırakın bari bedenlerindeki sızıları ifade etsinler... Saçımda zambaklar, elimde papatyalar “Mutlu olalım, erkekler çiçektir, yolmayalım”, “Gökkuşağında elele zıplayalım” diye sayıklamıyorum. Yalnızca şunu söylemeye çalışıyorum; Sadece kadınlar üşümez hanımlar, hava hep soğuk...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT