BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yanlış, beni bozar arkadaş

Yanlış, beni bozar arkadaş

Sizi bilmem ama benim etrafım mükemmelliyetçi dolu. Hiç hata yapmamı istemezler mesela. Başarı isterler benden. İkinci olma şansım bile yok. Hep birinci, hep birinci. Yahu, bırakın da şöyle doya doya bir hata yapayım! Yok



Sizi bilmem ama benim etrafım mükemmelliyetçi dolu. Hiç hata yapmamı istemezler mesela. Başarı isterler benden. İkinci olma şansım bile yok. Hep birinci, hep birinci. Yahu, bırakın da şöyle doya doya bir hata yapayım! Yok, zinhar olmaz. Başarısızlığa asla tahammülleri yok onların. Akıllı ol, hata yapma! Bu düşünce beni kahrediyor. Başarısız olmamak için canım çıkıyor. Başarılı olmak için harcadığım enerjiden daha fazlasını başarısız olmamak için harcıyorum.. Yine de başarısız olmuyor değilim, oluyorum. Bu kere de başarısızlığımı gizlemek için olmadık naneler yiyorum. Oturup şöyle bir durum muhakemesi yapmak yerine, fark edilmesin diye kılıktan kılığa giriyorum. İçim, çocukluğumdan beri biriktirdiğim başarısızlıklarla dolu. Hatalarımı önüme döküp nerede ne yaptığımı görmeyi, aptallıklarıma gülmeyi ne kadar çok isterdim ama olmuyor işte!.. Ticaret mi yapıyorum, hep kazanmalıyım. Hem öyle bir kazanmalıyım ki, ertesi gün Türkiye’nin Koç’u, Sabancı’sı oluvermeliyim. Bırakın beni yahu. Kâr, zararın kardeşidir. Bunu bilmiyor musunuz? Zarar etmeden kim kâr etmiş ki? Sonra, kaybetmenin insana kazandırdığı tecrübeyi bilir misiniz, siz? Bir musibet bin nasihatten evladır, diyen atalarımız boşuna mı söylemişler bu sözü. Kaybeden insan kazanmaya en yakın namzettir. Bugün bankaların risk uzmanları bile iflas edip de dibe vuranlara kredi açarken daha cömert davranıyorlar. Neden? Onlar, temkinlidir. Her şeyleri, göz açıp kapayıncaya kadar ellerinden kayıp gitmiş çünkü. Damdan düşenle kerevette oturan arasında bir fark olsun, değil mi? E, canım filancayı görmedin mi? Adamın ayağına giyecek ayakkabısı yoktu. Şimdi Mercedes’e biniyor. Tanınmış müteahhit oldu. Buyur burdan yak! Sorsan, devleti hortumlayanlara verip veriştirir. Ama yok, ona; Mercedes’e binen bir Metiner lazım. Binsin de nasıl binerse binsin! Türkiye’nin stratejisi yok. Kimlik problemini henüz çözmüş değil. Devleti benim halime düşüren ne bilmiyorum ama onun durumu da benden pek farklı değil. Milli Eğitim Bakanı, 70 milyon insanın gözünün içine baka baka, “Kayıt parası yok” diyor. Okula giden velinin gördüğü muamele ise çok başka: ‘Para yoksa, nah sana! Ardından da öyle bir tartışma başlıyor ki, evlere şenlik! “Bakan, ‘Zorla’ dedi bir kere. “Niye alıyorlar öyleyse?” “Bir milyar. İnsaf yahu!” Okul müdürleri işi öğrenmişler. Hiç girmiyorlar konuya. Okul Aile Birliği’ne bir uğrayıverin! Sonracığıma, koskoca devlet, hiç ‘Benden bu kadar. Başınızın çaresine bakın’ der mi, canım? Onun, aslanlar gibi kükreyip, ‘Kayıt parası yok’ demesi lazım. Sen de kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırıp, tıpış tıpış okulun yolunu tutacaksın, arkadaş. Yolunmayı, içine sindirmek de cabası. ‘Devletime canım feda.’ Hep oturup, ‘yapsın mı, yapmasın mı’yı tartışırız. Bırak yapsın be arkadaş. Yalnız, yaptığı yanına kâr kalmasın. Bütün mesele o. Adama tüm kapıları aç, sonra da neden içeri girdin diye diklen! Olacak iş mi? Merhum Nasreddin Hoca’nın oğlu bir hırsız yakalamış. Baba hırsız yakaladım! Buraya getir. Gelmiyor!.. Bırak gitsin. Gitmiyor!..
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT