BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İz Bırakanlar /Mehmed Emin Tokâdî Resulullah’ın türbedarı /İrfan Özfatura

İz Bırakanlar /Mehmed Emin Tokâdî Resulullah’ın türbedarı /İrfan Özfatura

O, artık Medine’dedir ve kendisine, Peygamber Efendimizin türbesinde hizmet vazifesi lütfedilir ki, bu çok büyük bir devlettir. Mehmed Emin Efendi, İki Cihan Sultânı’nın huzurunda harikulade hallere, muhteşem mertebelere erişir ve İstanbul’a dönmesi işaret edilir...



Muhammed (Mehmed) Emin Tokâdî, büyük veli Ahmed-i Yekdest Hazretlerinin tedrisinden geçip icazet aldıktan sonra hem Şehzâdebaşı ve Sultan Mahmûd Câmii’nde ders okutur, hem de Mihmandari Resulullah Halid Bin Zeyd Hazretlerinin kabrinde türbedarlık yapar. Ancak halkın edebe mugayyir hareketlerine dayanamaz. İçi yanar ama türbedarlığı bırakıp Muhammed Kumul Efendi ile yollara çıkar. Önce Habeş ellerine sonra Suriye ve Filistin’e uzanırlar. Buralarda birçok âlim tanır Kudüs’te Ahmed Nahlî, Remle’de Şeyh Cuma Hazretlerinden feyz alırlar. Hasretleri büyüyünce Mekke ve Medîne’ye koşarlar. Münevver beldede Şeyh Ahmed el-Benâî’den, Mevlânâ Hüseyin Alemî’den icâzet alır, Abdürrahîm Buharî ve Beşîr Ağa’nın sohbetlerine katılırlar. Ona Peygamber Efendimizin türbesinde hizmet vazifesi lütfedilir ki, bu çok büyük devlettir. Mehmed Emin Efendi, İki Cihan Sultânı’nın huzurunda harikulade hallere, muhteşem mertebelere erişir ve İstanbul’a dönmesi işaret edilir. Doğrusu şu ki, talebeleri de onu çok özlemişlerdir. Paşa Nemçe yolunda Bursa ulemasından Şeyh İsmâil Hakkı Bursevî, vefâtına yakın talebelerinden İvaz Mehmed, Yeğen Mehmed ve el-Hâc Ahmed Paşaları Mehmed Emîn Tokâdî hazretlerine gönderip, yetiştirilmelerini ricâ eder. Mehmed Emîn Efendi onlarla hususi olarak ilgilenir, müşküllerini çözer. O günlerde Yeğen Mehmed Paşa 1. Mahmûd Hân’ın Vezîr-i âzamıdır ve Nemçe (Avusturya) seferine yollanır. Muhammed Emîn Efendi, Osmanlı ordusunun zafere ulaşması için çok duâ eder. Sabahlara kadar yalvarır, kendini harab eder. Lâkin yirmi gün sonra birden neşelenir ki bu “İslâm askeri mansûr ve muzaffer oldu demektir. Yeğen Mehmed Paşa imdad-ı ilahiyenin kimin hatırına geldiğini iyi bilir. İstanbul’a girer girmez Mehmed Emîn Efendi’nin ziyâretine gelir ve eşiğe keseler dolusu altın bırakır. Mehmed Emin Efendi bu altınların fukaraya dağıtılmasını ister. Ancak “sakın sayma” diye ikaz eder, “hem tebdil-i kıyafet yap, senden geldiğini de bilmesinler.” Paşa, Yedikule civarında ne kadar muhtaç varsa kapısını çalar, elini torbaya daldırır, daldırır çıkarır, avuç, avuç altın dağıtır. Sanırım inceliği anladınız, dağıttığı miktar kesesindekilerden çok fazladır. Hoş, Mehmed Emîn Efendi’nin de hepi topu on beş kuruşluk bir geliri vardır. Kesesini kemerine koyar ve parasını asla saymaz. Geleni gideni boldur ve talebelerini harçlıksız koymaz, ay olur küçük keseden üç yüz kuruştan fazla para çıkar. Âlimi âlim bilir derler ya... Mehmed Emîn Efendi, manevi makamını halktan gizler ama alimler onu iyi tanırlar. Nitekim o günlerde fetvâ makâmında bulunan Şeyhülislâm Seyyid Mustafa Efendi, Tatar Ahmed Efendi’den boşalan dergâha, Mehmed Emîn Efendi’yi atar. Mehmed Emîn Efendi manevi makamlarda ışık hızıyla ilerlemesine rağmen meşîhat erbâbı gibi görünmekten çekinir. Berât-ı şerîfi aldığı gibi Seyyid Mustafa Efendinin huzûruna gider, ağlaya yalvara affını diler. Zira Onlar parmakla gösterilmek istemez, şöhreti afet bilirler. Ancak Şeyhülislâm: “Emîn Efendi kardeşim, hâlinizi gizlemeyin” der, “mızrak çuvala sığmaz, saklanma konaklarını geçeli otuz yıl oldu. Biz sizin Hızır Aleyhisselam ile sıkça görüştüğünüzü dahi biliriz. Hem bu tevcih pâdişâhtan geldi, ülu’l-emre itâat gerek.” Muhammed Emin Efendi mecburen kabul eder ama tarifsiz bir teessür içine düşer. Evet, bu vazifeyi red edemez ama yaptığı da söylenemez. Zira tam o sıralarda (1745 senesidir) göğsünde küçük bir sivilce belirir, merhem, derman sürerler ama nafile... Bu çıban ne yazık ki “şirpençe”dir ve hastalık bünyeyi sarıverir. O gece Mehmed Emîn Efendi, sadık ve samimi talebelerinden Baklalı Câmii imâmı Muhammed Efendi’nin rüyâsına girer, “yarın gel, cenâzemi yıka!” buyururlar. Öyle de olur, namazını Fâtih Câmii’nde kılar, nurlu naaşını Pîrî Paşa Medresesi önündeki (Unkapanı, Şepsefa Hatun Camii’nin karşısındaki, Bizans dehlizlerinin üstündeki) hazireye bırakırlar. Hoş, Mehmed Emîn Efendi, İstanbul’a ilk geldiği günlerde Pîrî Paşa Medresesi’nde kalmış ve oraya çok ısınmıştır. Ne zaman söz konusu mezârlığın yanından geçse durup Fâtiha-i şerîfe okur, dualar mırıldanır. Buyurdular ki: Birbirinize müsamaha edin, muhâsame etmeyin (didişmeyin). Bu âleme Allahü teâlâya kulluk için geldik. Can bedende iken ebedi saâdeti arzulayın, mârifetullahı isteyin. Dünyalık için, güzellik için dost olan çok olur ama din için dost olan azdır. Halbuki Allah dostları iksir-i âzamdır (derdlere devâdır). Hava alamasak ölürüz, veremesek boğuluruz. Demek ki her nefeste iki nîmet vardır ve her nefese iki şükür lâzımdır. Saatte bin soluk aldığımızı farzetsek ve günboyu kırk sekiz bin kere şükretsek, yine de şakirlerden (şükredenlerden) sayılmayız. Çünkü O’nun (Celle Celalüh) tek nimeti hava değildir, ikrâmları hesapsızdır.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 108615
    % 1.32
  • 3.4955
    % -0.59
  • 4.1299
    % -0.03
  • 4.5103
    % -0.29
  • 144.994
    % -0.19
 
 
 
 
 
KAPAT