BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > DÜŞ MACUNU / Ümit Aktan

DÜŞ MACUNU / Ümit Aktan

Zaman ve mekân meçhul ama siz Türkiye’de herhangi bir her zaman ve herhangi bir her yer diyebilirsiniz...



Herkese 250 bin, ama sadece onlara 200 binden verilen çaylarını yudumlarken sohbeti koyulaştırmışlardı. Onlar konuşurken söze karışmak ayıp ötesine geçmekle eş anlamlıydı. Mehmet kaptan, kardeşi Celal kaptanı susturdu ve sözü aldı: -Bu riykart yok mu bu riykart. O da bu barselonayı toparlayamayacak. Sen kalk dünya üçüncüsünün kalecisini valdir peres mi teres mi nedir ona yedir. Bunun hesabını sormalıyız arkadaşlar. Masa kafayı yukarıdan aşağıya sallayarak destek verdi. Hafiften bir mırıltı ekleyerek protestoyu sesli hale getirdi. Masada öyle bir hava vardı ki, Mehmet kaptan ha dese, masadakiler belediye temsilciliğine doğru yürüyüşe geçecekti. Güneş hâlâ yakıyordu. Orada dedikleri gibi Taş kaave’nin serinliğine çekilmiş olan iki kardeş kaptan ile Hüsnü ve Işık dayılara sohbetin ortasında katılan Vrasto Hüseyin ile eski hakemlerden Ömer Karadağ, yıllara meydan okuyan dinçliklerini kuru bir balıkçı kahvesi sohbetini gerçek bir açık oturuma çevirerek sergiliyorlardı. Vrasto, rumca “kaynamış” anlamına geliyordu. Ama adanın diyalektiğinde “kaynamış” kelimesi “kaynanmış” şeklinde söyleniyor ve bazı küçük “mandıra show-roomlarında” dükkan camlarına asılan etiketlerden de bunu çözmek mümkün oluyordu. “Kaynanmış sütten yapılma adanın meşşur kelle peyniri...” -Bu riykart’ın ağzının suyu akıyordu kore’de bizimkilere. O, elenip giderken beğenmediği rüştü 7 maç oynamıştı. Kıskanıyor ve o velede yedirmeye kalkıyor bizim rüştü’yü, diye konuya kendi görüşünü ekledi Celal. Kahvede kağıt oynamaktan başka bir şey yapmadığını sandığınız Celal, aslında National Geografic ve Discovery belgesellerinin müdavimi olduğundan insan mumyalamanın tarihi derinliklerine de inebilir, kımıl zararlılarını da konuşabilirdi. O, fillerin aile yapısı hakkında derin bilgileri olan birisiydi. Tam o anda seslendi Işık dayı: -Yavu şu çayları tazeleyin be yavu. Çaylar için seslenen Hüsnü dayı oldu ve siparişin ardından sözü aldı: -Benim dikkatimi çeken şu oldu. Galatasaray başkanı özhan canaydın bir kriz mi geçirmiş nedir. Onu hastaha.. Işık dayı sözünü kesti: -Yavu bana zaten pek iyi görünmüyordu canaydın. Rengini beğenmiyordum adamın. Bi de transferi halledemeyince kalbi bir uyardı galiba. Son günlerde televizyona bakınca bile anlaşılıyordu kalbinden sıkıntısı olduğu. Hüsnü dayı atladı: -Dur be Işık. Lafımı bitireyim. Sen de adama televizyondan teşhis koydun ya. Bizim bilgili ile o aziz, neydi soyadı haaa.. yıldırım, yıldırım. İşte iki başkan ziyarete gitmişler. Böyle olması gerek. İmamlar kavga ederse cemaat birbirini öldürür kardeşim. Ama bu barışı hastaneden taburcu etmeleri gerek. Işık dayı gevrek gevrek gülerek tamamladı: -Bu futbol işinde barışı sağlamak ancak doktor kontrolünde mümkündür. Hah ha ha ha... Bir süre sustular. Kıyıya yanaşan motordan kasalarla indirilen papalina adlı yerli balığı izlediler. Hepsi de kafasından “kasası bilmem kaçtan şu kadar para” diye kısa bir değerlendirme geçirmedi değil. Sonra tahta sandalyelerin rahatsız ortamında bacak değiştirip, çayları aynı anda yudumlayarak sohbete döndüler. Sessizlikten yararlanan Vrasto Hüseyin bir giriş yaparak şansını denedi: - Yaa, anlayamadığım bir şey var. Şimdi trabzonspor haklı çünkü hem copu hem sandalyeleri yediler kafalarına, hem de kendi sahalarında. Fenerbahçe de haklı, çünkü deplasmandaki olaylar için kendi sahasının kapatılmaması gerek. Başkan özkan sümer haklı, çünkü çaresiz kaldı ve tepkisini göstermek zorundaydı. Disiplin kurulu haklı cezayı verdi. Tahkim kurulu haklı çünkü işe başbakan ve ulusoy karıştı. Peki kim haksız?... -Sadece küçük büşra ve babası haksız. Be adam, bilmez misin durumu da küçük kızını alıp stada gidersin ve fenerbahçe seyircisine yakın oturursun, diye cevapladı Mehmet kaptan. Sonra seslendi kahveye yeni giriş yapan ufak tefek ihtiyara: -Gel ibrahim. bi çayımızı iç. İbrahim dedikleri adam, kavruk, ufak tefek bir adamdı. Denizin ve güneşin, adanın sert havasıyla yoğurulmuş izleri vardı yüzünde: Sonra bana döndü ve sordu: -Bu kim bilir misin?.. Ben boş boş bakınca ekledi: -Bu samba ibrahimdir. Bir efsanedir. Zamanında çok büyük futbolcuydu. Birinci lige çok istediler ama o gitmedi. Yakalamak mümkün değildi. Rıdvan mıdvan halt etmiş. Üç-beş metreden çalımı atar giderdi. Drakula ali defansta, samba ibrahim ileride oynardı ve seyrine doyum olmazdı bizim takımın. Celal kaptan araya atladı: -Bu neye benzer bilir misiniz. Şu naaşınıl cografyikte seyrettiğim belgesele benzer. Herkes ada deyimiyle dikeldi ve masaya doğru eğildi. Konu geyikten bilgi paylaşımına doğru gidiyordu çünkü. İlginin merkezinde olmanın tadını çıkararak nefeslendi Celal, çayından bir yudum aldı ve başladı anlatmaya. -Şu istakoz ne meret hayvan biliyor musunuz. Dün gece yarısından sonra izledim. İstakozun can düşmanı ahtapot. Ama akla hayale gelmeyecek bir kumpas kurup ahtapotu yedi dün gece istakoz. Nası biliyo musunuz? Önce ahtapot Müren ile anlaştı. Resmen çete kurdular. Müren saklanıyor. İstakoz da ahtapotun yuvasının önünde cilveli cilveli dolaşmaya başlıyor. Kendini bir ziyafete kondu sanan ahtapot yuvadan çıkıyor ve istakoza saldırıyor. İşte o anda Müren saklandığı yerden çıkıp aptapotu gebertiyo ve istakozla birlikte yiyorlar. Kumpasa bak kumpasa... Ömer abi ilk kez söze girdi: -Tamam güzel de tahkimle ne ilgisi var?.. Celal kaptan bıyık altından gülerek açıkladı: -Olmaz mı ömer abi.. Bal gibi var. Burada ahtapot akçaabat sebatlı gariban futbolcular oluyo. Hakemi yakalım diye çıktılar ortaya ve konuştular. İstakoz ise Mutlu Çelik. Onu yiyeceklerini sandılar. Oysa Mutlu Çelik ile Bülent Yavuz’un güdümlü ortaklığından haberleri yoktu. Işık dayı saf saf sordu: -Yanı Müren balığı da... Hepsi birden gülüştüler: -EE be Işık. Tabii ki ya. Müren balığı istakozu kurtarmak için ahtapotu yiyen oluyor. Işık dayı biraz bozuldu ama bombayı da Celal kaptanın kucağına bırakıverdi: Senin mustafa denizli ve manisaspor hayranlığın evindeki televizyonun vestel olmasından kaynaklanıyor diye hatırladım da acaba belgeseli yanlış seyretmiş olmayasın dedim kendi kendime. Mâlûm kanalları karıştırıyorsun. Hüsnü dayı havayı yumuşattı birden: -süreyya ayhan, mustafa denizli, manisaspor’un son durumu hep vestelin sponsorluk nasıl yapılır konulu dersidir Türkiyeye. Hepsi de çok başarılı seçimler. Güneş biraz devrilmişti. Adanın balıkçı yaşlılarının toplandığı kahvede muhabbet daha sürecekti belli ki. Kalkmak için izin istedim. Beni yolcularken arkamdan seslendi Mehmet kaptan: - Enişte, bu işler içine girildiğinde farkedilmez. Dışarıdan daha iyi seçilir gerçekler. Geçenlerde, o haşmet de buradaydı. Ona fazla beşiktaş konuşmamasını söyledik. Çünkü o yanındakileri tasdiklemekten başka bi şey yapmıyo. Tanburacı’yı da uyardık. Ama sen eniştesin. Gel ara sıra da feyz al.. Bir balıkçı köyünün mis gibi zeytin kokan akşam üstüne daldım ve uzaklaştım. Acaba gerçekten çok içine girdiğimiz için mi bazı şeyleri göremiyoruz sorusu alın yazım olmuştu sanki. Çayın tadı damağımda, zeytinin kokusu burnumda; denizin hafif poyraz kokan tatlı mırıltısı ise kulaklarımda devinip duruyordu...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT