BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ruhun gıdası kalbin şifâsı...

Ruhun gıdası kalbin şifâsı...

Namaz, İslâmın beş şartından, dînin beş esâsından ikincisidir. Bütün ibâdetleri kendisinde toplamıştır. İslâmın beşte bir parçası ise de, bu toplayıcılığından dolayı, yalnız başına, Müslümanlık demek olmuştur.



Namaz, İslâmın beş şartından, dînin beş esâsından ikincisidir. Bütün ibâdetleri kendisinde toplamıştır. İslâmın beşte bir parçası ise de, bu toplayıcılığından dolayı, yalnız başına, Müslümanlık demek olmuştur. İnsanı Allahü teâlânın sevgisine kavuşturacak işlerin birincisi olmuştur. Âlemlerin efendisi ve Peygamberlerin en üstünü olana mi’râc gecesi, Cennette nasîb olan rü’yet şerefi, dünyaya indikten sonra, dünyanın hâline uygun olarak kendisine yalnız namazda müyesser olmuştur. Bunun içindir ki, “Namaz müminlerin mi’râcıdır” buyurmuştur. Bir hadîs-i şerîfte, “İnsanın Allahü teâlâya en yakın olması namazdadır” buyurulmuştur. Onun yolunda, tam izinde giden büyüklere, o rü’yet devletinden, bu dünyada büyük pay, namazda olmaktadır. Evet, bu dünyada Allahü teâlâyı görmek mümkün değildir. Dünya buna elverişli değildir. Fakat, Ona tâbi olan büyüklere, namaz kılarken rü’yetten birşeyler nasîb olmaktadır. Namaz kılmağı emir buyurmasaydı, maksadın, gâyenin güzel yüzünden perdeyi kim kaldırırdı? Âşıklar, ma’şûku nasıl bulurdu? Namaz, üzüntülü ruhlara lezzet vericidir. Namaz, hastaların, rahat vericisidir. Ruhun gıdası namazdır. Kalbin şifâsı namazdır. “Ey Bilâl, beni ferâhlandır!” diye ezân okumasını emir buyuran hadîs-i şerîf, bunu göstermekte, “Namaz, kalbimin neş’esi, gözümün bebeğidir” hadîs-i şerîfi, bu arzûya işâret etmektedir. Zevkler, vecdler, bilgiler, ma’rifetler ve makâmlar, nûrlar ve renkler, kalbdeki telvînler ve temkînler, anlaşılan ve anlaşılamıyan tecellîler, sıfatlı ve sıfatsız zuhûrlardan hangisi, namaz dışında hâsıl olursa ve namazın hakîkatinden birşey anlaşılamazsa, bu hâsıl olanlar, hep zılden, aksden ve sûretten meydâna gelmiştir. Belki de, vehm ve hayalden başka birşey değildir. Namazın hakîkatini anlamış olan bir kâmil, namaza durunca, sanki, bu dünyadan çıkıp âhıret hayâtına girer ve âhırete mahsûs olan ni’metlerden birşeylere kavuşur. Araya aks, hayal karışmaksızın, asıldan haz ve pay alır. Çünkü, dünyadaki bütün kemâlât, ni’metler zılden, sûret ve görünüşten hâsıl olmakdadır. Doğruca asıldan hâsıl olmak, âhırete mahsûstur. Dünyada asıldan alabilmek için, mi’râc lâzımdır. Bu mi’râc, müminin namazıdır. Bu ni’met, yalnız bu ümmete mahsûstur. Peygamberlerine tâbi olmak sâyesinde, buna kavuşurlar. Çünkü, bunların Peygamberi “sallallahü aleyhi ve sellem” mi’râc gecesi dünyadan çıkıp âhırete gitti. Cennete girdi ve rü’yet devleti ile şereflendi...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT