BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Türkiye’nin ayıbı: Bahçesaray

Türkiye’nin ayıbı: Bahçesaray

Bahçesaray yol ayrımına kadar asfalt olan yol, buradan sonra kayalar üzerinde devam ediyor. Kendinizi Camel-trophy’de sanıyorsunuz.



Şemdinli hedefi tamamdı. Şimdi seyahatin ikinci önemli hedefi; bildik bileli Ekim-Mayıs ayları arasında ulaşıma kapalı olan Bahçesaray yolunu denemek ve bir tabiat harikası olan Müküs çayını görmekti. Bunun için yine bir gün Van’da dinlendik. Hatta hava birazcık serin olmasına rağmen göle girme imkanı bulduk. Sabah erkenden kiraladığımız bir minibüsle yola koyulduk. Arabadan gelen sesler bizi Gevaş’ta bir tamirciye yönlendirdi. İki buçuk saatlik bir tamirat molasından sonra yola koyulduk. Bahçesaray yol ayrımına kadar asfalt olan yol, şose olarak devam ediyor. Ancak arazinin jeolojik yapısı sebebiyle yol ana kayaların üzerinde devam etmek zorunda. Üç virajla 100-150 bazan ikiyüz metre irtifa kazanan ve kaybeden yolda gerçek bir trophy heyecanı yaşadığımızı söyleyebiliriz. İnsanı cazbeden bir şey yok Kupkuru vadilerde onlarca koyun sürüsü ve bu sürüleri sağmak için ellerinde bakraç ve güğümlerle dağları tepeleri aşan genç, yaşlı, çocuk, erkek, kadın insanımızı görmek insanı bayağı hüzünlendiriyor. Ama insanların vatanı. Onları buralardan söküp almak yerine, buraları onlar için yaşanır hale getirmek gerek. Bu ise öyle kolay bir şey değil elbet. Bu zor başarılamadığı için Türkiye yıllardır göç dalgalarıyla sarsıldı ve hayvansal üretim potansiyelini neredeyse kaybetti. Bu insanların güzel yurtlarında kalabilmek için çok fazla bir beklentileri de yok aslında. Bakımlıca bir yol ve güvenlik. Güvenlik şimdilik sağlanmışa benziyor. Sıra yollarda. Kupkuru vadilerde uzun süre yol aldıktan sonra, o tabiat harikası, seyrine doyum olmayan Müküs çayı çıkıveriyor önümüze. Bir dağın altından kaynıyor. Böyle çoşkun akan bir su ben ömrümde görmedim. Etrafını yeşillerle süsleye süsleye Dicle’sine doğru yol alıp gidiyor. Bahçesaray’da biraz dinlendikten sonra geldiğimiz yoldan daha kötüsü olamaz diyerek, Bitlis-Hizan üzerinden dönmeye karar verdik. ‘Kefenimiz koltuğumuzun altında’ Bu arada Van civarının en mübarek zatlarından Seyyid Fehim Arvasi hazretlerinin köyüne ve kabrine de uğramak nasip oldu. Köylüleri hâlâ candan, hâlâ sımsıcak. Dönüşte eski-yolu arar olduk. Zirveye tam yaklaştığımız zaman yolun koca koca kayalarla kapandığını gördük. İlk aklıma gelen bir heyelandı. Ama şükür ki yolun öbür tarafında bir iş makinesi çalışıyormuş. Neyse yol açıldı ve devam ettik. İkinci bir Camel-trophy’den sonra düze indik. Mola verdiğimiz bir kahvede Karayolları’nın gerçekten kahraman personeli ile çay sohbetinde bulunduk. Orada duyduğum en önemli söz, “Beyim kefenimiz koltuğumuzun altında görev yapıyoruz” oldu. Gerçekten o insanlara dua etmek lazım. Geçenlerde koca bir dozer çalışmalar esnasında 500 metrelik bir uçuruma yavarlanmış. Şoför bereket versin kurtulmuş. İşin uzmanı olmamakla beraber Bahçesaray ayıbını Hizan tarafından açılacak bir yolla ortadan kaldıralacağı düşünülebilir. Çünkü o tarafın jeolojik yapısı yol açmaya ve yapmaya daha müsait görünüyor. Zaten Hizan’a yaklaştıkça oldukça güzel bir yolun yapıldığını da görüyorsunuz. Böylece iki hedefi gerçekleştirmiş, ülkenin güneydoğusuna ulaşmış, yılın sekiz ayı kapalı Bahçesaray yolunu görmüş olduk. Ne çıkarsa bahtımıza Bundan sonra ne çıkarsa bahtımıza diyoruz. Van’dan çıkıp tekrar Ercis üzerinden Adilcevaz-Ahlat istikametine yöneliyoruz. Böylece Van Gölü’nün etrafını tamamen dolaşmış olacağız. Doğu Anadolu’nun birçok şehirlerinde olduğu gibi buralarda da Selçuklu izlerine rastlanıyor. Hanlar, medreseler, camiler, köprüler, kümbetler... Bu arada Ahlat civarındaki Selçuklu mezarlığı gerçekten görülmeye değer. Meşhur Ahlat taşından mezar taşları insanı her yönüyle etkiliyor. Tatvan sanki bir Ege liman şehri, çok değişik ve yemyeşil bir bitki örtüsüyle göz kamaştırıyor. Sonra insana tarihin derinliklerinden seslenen Bitlis. Bitlis’te de birçok Selçuklu eseri var. Bunlardan bugüne kadar çok iyi korunarak gelmiş olan İhlasiye Medresesi görülmeye değer... Anadolu’da kurulan ilk medrese olan binada dünyada ilk defa radya temel sisteminin ve paratoner sisteminin kullanıldığı tesbit edilmiş... 350 yıldır meyve veren nar Doğu Anadolu’daki karayolları hamlesinin, bütün hızıyla devam etmesi bu bölgemizdeki ekonomik potansiyelin yanısıra, kültür ve sanat hazinelerimizin daha çok kişi tarafından görülebilmesini sağlaması açısından çok olumlu olmuştur. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun, yolları tamamlandıkça bölgenin turizm gelirinin çok artacağı muhakkak. İşte Siirt’te yeni yapılmaya başlanan yol inşaatlarından Giralik. Siirt özellikle Tillo yani Marifetname yazarı Erzurumlu İbrahim Hakkı ve hocası Fakirullah hazretlerinin bulunduğu şehir olarak tanınıyor. Gerçekten Tillo’daki müzeyi gezdikten sonra İbrahim Hakkı hazretlerinin o dönemde bu kadar geniş bir fen bilgisine nasıl sahip olduğuna şaşırmamak mümkün değil. Bu arada günde bir nar ile uzun yıllar yaşayan Fakirullah hazretlerinin elleriyle diktikleri 350 yıllık nar ağacının hâlâ meyve vermesi bu zatın ve talebesi İbrahim Hakkı hazretlerinin ilminin tesirinin de devam ettiğinin bir nişanesi olduğuna delâlet etse gerektir...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 107202
    % 0.35
  • 3.5161
    % -0.05
  • 4.128
    % -0.07
  • 4.518
    % -0.41
  • 145.919
    % -0.07
 
 
 
 
 
KAPAT