BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İz Bırakanlar /Ebû Ubeyde bin Cerrah/ İrfan Özfatura

İz Bırakanlar /Ebû Ubeyde bin Cerrah/ İrfan Özfatura

Herakliyüs’ün saldırıya geçtiğini öğrenen mücahitler Humus’u boşaltmak zorunda kalırlar. Ebû Ubeyde önüne dağ gibi altın yığıp, halkı toplar ve “biz bu paraları sizleri korumak için toplamıştık, o ki sözümüzde duramıyoruz cizyelerinizi geri versek gerek. Gelin paralarınızı, geri alın” buyururlar.



Hazret-i Ebû Bekir’in halife olduğu yıllar... Sıddîk-i ekber, Ebû Ubeyde bin Cerrah’ı (Radıyallahu anh) Filistin, Suriye hattına yollar. Genç komutan Humus, Şam ve Ürdün ahalisini İslâm’la tanıştırabilmek için çırpınırken Rumların muazzam bir ordu ile Medine üzerine yürüyeceğini öğrenir ki haçlılar tam 240 bin kişidir. Şükürler olsun Halid bin Velid Hazretleri yardımına yetişir de küfür selinin önünü kesilir. Muharebe meydanlarının gördüğü en büyük komutanlardan biri olan Halid bin Velid, Yermük’te mücahitleri biner kişilik alaylara böler ve başlarına bir kumandan atar. Bu alaylar sürekli yer değiştirir, farklı mevzilerde savaşırlar. Bu kavgaya mümine kadınlar da katılır, nineler azık hazırlar, gencecik kızlar ölümüne çarpışırlar. Her sabah yeni yeni simalarla karşılaşan Rumlar, Müslümanlara takviye geldiğini sanırlar. Fısıltılar tez yayılır ve isyanlar başlar. Bir anlık bocalamayı iyi değerlendiren Halid bin Velid, zafer için gerekli noktayı tam zamanında koyar. Rum ordusunu kılıçtan geçirir ki Haçlıların kayıpları 100 bini aşar. ğ Cizye vereceksiniz Ebû Ubeyde bin Cerrah ve Halid bin Velid Hazretleri Yermük Zaferinden sonra Fıhl mevkiinde bir başka Rum ordusu ile karşılaşır onları da dağıtırlar. Eh, yüz binlik ordular onları durduramadığına göre artık Şam’ın vakti gelmiş olmalıdır. Efendimizin (Sallallahü aleyhi ve sellem) Hendek Harbinin sıkıntılı günlerinde verdiği müjde ayan beyan ortadadır. Ebû Ubeyde Hazretleri önce Humus’tan başlar. Büyük sahabe mahalle aralarına tellâllar salar. Gür sesli münadiler “Ey Rumlar” diye bağırırlar, “bundan böyle kimse, kimsenin malına, canına, ırzına dokunamayacak. Size adaletle hükmedecek ve koruyacağız. Ancak bu hizmete mukabil, senede bir kez cizye vermenizi istiyoruz. Müslümanlar da zekat ve uşr verirler ki bunu bize Allahü teâlâ emretmektedir.” Humus Rumları koşa koşa gelir, seve seve cizyelerini uzatırlar. Tellalların dediği gibi olur, onların ne ticaretlerine, ne ibadetlerine karışırlar. Ahali kafasına göre eker, biçer, alır, satar. Çarşılar daha bir şenlenir, şehir kımıldayıp kıpırdar. Artık kimse, kimsenin kapısına dayanamaz, kimse, kimseden haraç alamaz. Asker beslemek zorunda olmadıkları halde emniyettedirler ve huzurla uyurlar. İslâm sancakları altında hayatlarının en mes’ud günlerini yaşarlar. ğ Herakliyüs saldırınca Gelgelelim bir süre sonra Herakliyüs’ün Antakya civarında toplandığını öğrenen mücahitler Humus’u boşaltıp meydana çıkmak zorunda kalırlar. Ebû Ubeyde önüne dağ gibi altın yığıp, halkı toplar ve “biz” der, “bu paraları sizleri korumak için toplamıştık. Ancak şu anda kardeşlerimizin imdadına koşmak zorundayız. O ki sözümüzde duramıyoruz cizyelerinizi geri versek gerek. Buyurun paralarınızı geri alın!” Yıllardır imparatorların kahrını, soyluların kaprisini çeken Rumlar bir hoş olurlar. Şaşkın insanlar avuçlarına bırakılan altınlara bakakalırlar. O gün Humus’un kızgın taşları gözyaşları ile ıslanır. Evet Müslümanlar gider ama artık şehrin yerli Müslümanları vardır. Ebu Ubeyde Hazretleri Herakliyüs’ün güçlerini bertaraf etmekle kalmaz. Maarra, Lazikiye, Antarius ve Selimiye’yi fetheder. Halid bin Velid’i, Kinnesrin’e gönderir, kendi Halep’e girer. Kurs, Menbic, Delul, Riabe derken Fırat kıyılarına dayanır ve Kudüs’ü muhasara eder. Ancak Kudüslüler şehrin anahtarlarına ona değil sadece Halifeye verebileceklerini söylerler. ğ Ümmetin emini Hazret-i Ömer haberi alır almaz yola çıkar, Ubeyde bin Cerrah onu sahrada karşılar, iki dost hasretle kucaklaşırlar. Halife’yi davet eden çoktur ama o, Ebû Ubeyde’nin teklifini reddedemez. Lâkin koca komutanın evi, eve benzemez. Ortalıkta bir yırtık keçe ile yamalı bir kırbadan başka bir şey görünmez. Ebû Ubeyde bir zenbil getirir, içinden birkaç kuru ve kırık lokma çıkarıp Hazret-i Ömer’in önüne koyar. Yüce Halife öyle hislenir ki sesi titrer. Dışarı çıktığında yanındakilere döner ve “dünya çok kimseyi değiştirdi, Ebu Ubeyde’yi değiştiremedi” derler. Mekke’nin fethinden sonra Necran’dan gelen Hıristiyan rahipleri iman ederler. Söz konusu heyetin lideri “Tamam Ya Muhammed, senin Allah’ın resulü olduğuna inandık” der, “ancak bize emin kimseler ver, dinimizi öğretsinler” Alemlerin Efendisi, Ebu Ubeyde’ye gülümser ve “Kalk ya Ubeyde” buyururlar, “İşte ümmetimin emini budur!” Ayetle gelen müjde Bütün gazâlarda ön safta vuruşan Ebû Ubeyde (Radıyallahu anh) Bedir’de babası ile karşı karşıya gelir. Ondaki Allah ve Resulullah aşkı öylesine zirvededir ki karşısına çıkan babası olsa geri dönmez. Bu hadise üzerine Mücadele Suresi’nin 22. Ayet’i iner ve onu cennetle müjdeler. Ebû Ubeyde, Uhud’da canı pahasına Efendimiz’i korur, hatta Resulullah’ın mübarek yanaklarına batan halkaları çıkarırken dişlerini zedeler. Hayatı cenk meydanlarında geçen büyük sahabe Kudüs Remle arasında taundan vefat eder.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT