BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ‘Her şey yeni başlıyor’

‘Her şey yeni başlıyor’

Türkiye’deki en güçlü kadın sesi dendi ona. Sesi güçlüydü, ama daha çok ağlarken yer aldı insanların karşısında. Anlattıklarıyla şaşırttı, ard arda kaybettikleriyle sarsıldı. Ve kendi deyimiyle “hep bir şeyler eksik kaldı Zerrin Özer”de! Ve şimdi, O’nun için ‘her şey yeni başlıyor’



Her insana yakışanlar vardır, insanları onsuz düşünemeyeceğiniz durumlar... Cuk diye üzerine oturan, yaptığıyla ayrı düşünemediğiniz kişiler. Başkalarından örnek vermeyip, direkt konuğumdan söz edeceğim bu durum için. Zerrin Özer ve şarkı söylemekten. Ancak bu kadar yakışır bir insana yorumculuk. Sesine hüzün de yakışır, coşku da. İsyanın yanıbaşında kırılganlığı farkedersiniz o güçlü seste. Bir çocuk kadar incinmeye müsait sesin şaşırtıcı kükreyişidir belki de onu dinlemeyi keyifli kılan! Sahneden inince de olduğu gibi durur insanların karşısında. Tüm zaaflarıyla, hatalarıyla, yaşadıklarıyla. İşindeki başarının ardına saklamaz kendini. Tam tersi yüreğini koyar ortaya. Hoyratça çiğnense de, aldırmadan. Ama biz alışkın mıyız bu kadar cesarete? Biz ‘koca kadın nasıl da zayıfmış’ diyerek keyif mi alıyoruz bu seyirden. Oysa o, koca yüreğiyle ne kadar da cesur kendini böyle saklamadan yaşarken. Ve şimdi kara gözlükleri, elbiseleri çıkarıp; yüreğindeki çiçekleri her yana savurarak, ‘her şey yeni başlıyor’ diyor Zerrin Özer. Bitenlere inat... Gidenlere inat! Silivri’ye geldiğimizde ‘evi nasıl buluruz’ diye düşünürken, tam önümüze düştü rengarenk çiçeklerle süslü minik araba. ‘Her şey yeni başlıyor’ yazısıyla. Eve vardığımızda biri türünün en küçüğü, diğeri ise en büyüğü olan iki köpekle karşılaşmak Sevdican için olabilecek en zor çalışma şartlarından birini doğurdu. Olan ‘Efe’ye oldu. O eve kapatıldı, ‘Zilli’ ise koşturup durdu havuz başında röportaj boyunca. Zerrin Özer ise çok da soruya gerek kalmadan açtı yüreğini bir kez daha. Hem ağlayarak hem gülerek devam etti sohbet. *‘Her şey yeni başlıyor’ diyorsunuz. Neler var bu başlangıçta? - Bir hayat biçimi aslında. Senelerdir evimde, arabamda bu müzikleri dinledim ve şimdi bunu eyleme dönüştürmek önemli. Çok güzel, küçük, samimi bir ekip kurduk. Türkiye’deki en iyi müzisyenlerle bir araya geldik. Çalışacağınız ekiple aranızda bir sevgi olmalı. 23 senelik profesyonel hayatımda ilk defa bu sene şarkı söylemeye konsantre oldum. Onun haricinde sahne öncesi ve sonrası yapılacak hiçbir şeyle ilgilenmedim. Ömrümde ilk kez şarkıcı olarak hissettim kendimi. Bunu da “Ahucuğuma” borçluyum (Menejeri Ahu Özışık). Burada oturuyordum, hangi parçalar olsun diye düşünüyorduk. Vokalli parçalar vardı. Ahu ‘zenci vokaller mi istediniz?’ diye sordu ve çok kısa sürede vokalleri buldu. Ben inanamadım, olağanüstüydüler. Ayrıca bundan sonra bütün kostümlerimi, çok sevdiğim 20 senelik dostum Cemil İpekçi hazırlayacak. *Bundan sonraki aşamada neler var? Bu ekiple yapmayı planladığınız ilk şey ne? Bugüne kadar çok işverenle Zerrin Özer’in sekreteri diye konuşmuşumdur. Ne menejerim oldu, ne bana ‘şunu yap, şunu yapma’ diyen inanabileceğim bir ekibim. Ekim’de bir “single” çalışması yapacağım. Yabancı eski bir şarkıya Türkçe sözler yazarak yorumlayacağım. Senelerdir içimde ukte kalan bir şeydi ‘bir gün istediğim müziği mutlaka yapacağım’ diye. Pop-caz, soul-blues söylememi isteyenler, beni öyle tanıyanlar da var. İyi bir mekanda zevk için böyle şarkılar söylemek istiyorum. *Siz bugüne kadar bütün açıklığınızla pek çok insanın kimseyle paylaşamayacağı şeyleri ortaya koydunuz... - Evet; acımı, unutamadıklarımı, kötü olayları... Ama yüreğimi de böyle ortaya serince; beni anlayıp destek olamaya çalışanların yanında umarsızca saldıranlar da oldu. Ama; bu, bizi halka ulaştıran sektörde var. Bu sebeple beni artık hiçbir şey üzmüyor. *Hiçbir şeyi içinizde yaşatmamanın bir göstergesi de kendinizi anlattığınız kitabınız. Ne zaman piyasaya çıkacak? - ‘Bir sarışın küçük kız’ ismini verdiğim kitabı, bu sene doğum günüme yetiştirmek istiyorum(Kasım’da). Hâlâ o çocuk ruhu var ya... Yaşadığım, belki bilmeden yaptığım haksızlıklar, mutluluklar, mutsuzluklar, doğrular, yanlışlar... Her şeyi yazmak istiyorum. Tıpkı, bir başkası bir başkasını yazıyor gibi. Benim hatalarımı da görmeliler. İstiyorum ki beni tanısınlar. * Bugüne kadar anlattıklarınızla insanları öyle şaşırttınız ki kitapta başka şeyler de var mı diye merak ediliyor? - Herşeyi yazdım. Zerrin Özer’in küçüklüğünden, hatırladıklarımdan bugüne kadar. Ben hiçbir şeyi sevenlerden, halktan saklamadım. Eğer bir insanla berabersem bunu herkes bilmeli. Özelimi paylaşıyorsam, onu insanların karşısına çıkarırım, saklıyorsam kendime yakıştırmıyorsam, o zaman kendime saygım nerede? Çok baskı gördüm hayatım boyunca. Nurlar içinde yatsın anacığım her şeye çok karışırdı, o karar verirdi. Mesela hiçbir şekilde evlenmeme izin vermedi annem; ama ben gizli bir şekilde evlendim. Sonra çocuğumun olmasını da istemedi. Ancak evlendiğimde hamile kaldım, ablamlar zorla götürüp aldırdılar. Bu hep böyleydi, aileme karşı hiçbirşey söyleyemezdim. Şimdi buna çok üzülüyorum. *Neler kaldı Zerrin Özer’in içinde? Annelik en başta galiba... - Aslında şu anda çocuk sahibi olabilirim. Ama tansiyon hastasıyım ve böyle bir şeyin olmaması gerektiğini söyledi doktor. Şeker hastası olduğum da ortaya çıktı. Diyorum ki; keşke çocuğu olamayan bir kadın olsaydım, o zaman bu durumu kabullenirdim. Bu beni üzüyor. Diyorlar ki sen anne olsaydın feci üstüne düşerdin. Ben üstüne düşerdim ama onu çok özgür bırakırdım. Depremde Adapazarı’na gittiğimde bir çocukla tanıştım. O zaman beş yaşındaydı Ahmet. Annesini babasını kaybetmiş. Kara, kuru, çirkin; koskocaman gözleri vardı. Sarılıyorum, nasıl öpüyor beni. O ağlıyor, ben ağlıyorum; ayrılamıyoruz. Onda çok aklım kaldı. Yarınım maddesel anlamda o kadar garanti değil. Bu sebeple evlatlık almayı düşünmedim. *Daha önceki kasetlerde yaşadığınız problemlerin ardından son kaseti kendi şirketinizden çıkardınız. - Orada da çarptılar beni, dolandırıldım. Çok üzüldüm; sevilen şarkılar vardı. Öncesinde de, Kiss müzikten aldığım yara... Milyarlarca alacağım var, hukuken de kazandım davayı ama alamıyorum. Bir gün haksızlıkları söyleyeceğim, ortaya dökeceğim. Çünkü yanlış yapmadım ve haksızlığa gelemiyorum. Yirmi sene tek başıma erkek gibi çalıştım. Eskiden gece 12 - 1’de sahneye çıkardım, sabah beşe kadar da kuliste beklerdim paramı versinler diye. Anneciğim de pencerede beklerdi beni. Her şey o kadar zordu ki! Şimdi bu yeni çıkanlar var ya birden parlıyor, hiç çekemiyorum. Bazan diyorum gidip birisinin kapısını çalsam ben geldim, bir gün sizde kalsam diye.. O kadar sevgi arsızıyım, o kadar açım ki. Eskiden kendime çok kızıyordum, fazla kendimi sevmiyordum. Şimdi hatalarımla da seviyorum. Bir insanın yaşayabileceği en büyük imtihanlardan geçtim. Unutulması imkansız şeyler yaşadım. Allah kimseye yaşatmasın. Onun için çok kuvvetli olduğumu biliyorum. ‘Senden bir şey olmaz’ *Şanar Yurdatapan’ın bir abisi vardı, takma isimle şarkı sözü yazardı. Ben de daha çocuk sayılırım, ama şarkı söylemek için deliriyorum. Bir komşumuz onu tanıdığını söyledi ve annemle gittik. O zamanlar içi kürklü ceketler moda, o var üzerimde bir kiloysan beş gösteriyor. “Bak, Nilüfer’i çıkardık. Seni görünce bu televizyonu kapatırlar. İstersen dünyanın en güzel sesine sahip ol, senden hiçbir şey olmaz” dedi. Nasıl ağır konuştu. Ben o küçücük beynimle ağlamayayım diye çimdikliyorum kendimi. “Siz galiba yanlış anladınız, güzellik yarışmasına girmek değildi amacım” dedim kendimi zorlayarak. Çıktık oradan ama nasıl ağlıyorum. O lafın üzerine yirmi kilo verdim ben. Seneler sonra bu insan bizim evimize geldi, şarkı sözü yazmak üzere. Beklettim beklettim sonra da “çok önemli bir işim var gitmeliyim” deyip gittim. Ben niye kilo alıyorum, veremiyorum diyorum. Herhalde kilolu bir insan da şarkı söyleyebilir, sevilebilir onu göstermek için... Eve kapandım *Amerikalı vokallerle ilk defa Reina’ya gittim. Ortama baktım, artık duygu diye bir şey kalmamış. Hareketler, makyaj, yapaylık; inanamadım. Bizim almış olduğumuz bir aile terbiyesi var; alışmış olduğumuz büyüğe saygı, örf ve adet var. O saygıyı, saflığı, temizliği özlüyorum. Bunların çok süratle kaybolduğunu görüyorum. Bunları yaşamak istemiyorum ve onun için eve kapandım. Çok yakın, çok az dostlarla zamanımı geçiriyorum. Gösterişi sevmem *Yaşarken değerli bulunan, sevilen sanatçılar çok az. Ben öldükten sonra biliyorum, Zerrin Özer ödülü yapacaklar, belki bir caddeye adımı verecekler. Hayatımda en çok istediğim şey bir pop müzik okulu ve bir aşevi açmak. Yapılan hiçbir şey göz önünde olmamalı. Darülacezeye gitmiştim seneler önce. Orada Ayhan Işık’tan söz ettiler, bütün halıları o almış ve yenilenmesini sağlamış. Ben de hayatımda hiç gösterişi sevmedim. Aslında bu mesleğe çok ters bir kadın Zerrin Özer. Hep engellendim *Bir şeyler yapmak istediğimde hep engellendim. Müzikal yapacaktım, senelerdir olmadı. Hep bir tarafları eksik kaldı Zerrin Özer’in. Dediler ki; Zerrin Özer olması gereken yerde değil. Bu ambalajı yapacak birileri yoktu. On sene sonra da olabilir miyiz, bilemem ama; bu sesler veya görsellik kalıcı değil. En önemli şey ‘insandı’ dedirtmek, hep öyle anılmak. Hep Allah’a ‘Beni maneviyatımdan ve insanlığımdan ayırma’ diye dua ederim. Duygularımla yaşıyorum *Almanya’da Bremen’de bir evim var. 11 senedir orada yaşıyorum. Çok rahat, kafamı dinliyorum, kitap okuyorum, yürüyorum, ruhumu dinlendiriyorum, duygularımı canlandırıyorum. Sesimi sigorta ettirmek istiyorum. İlerde bir şey olduğunda hayatımı idame ettireyim diye. Bu iş o kadar nankör ki. Türkiye’deki şöhretli insanlar hep pohpohlanmaya alışmışlardır. Ben kendimi herhangi biri gibi yaşamaya alıştırıyorum. Zaman zaman maddi sıkıntılarım da oluyor, sonra diyorum ki bu sevgiyi hangi servetle satın alabilirsin? Bugün Zerrin Özer Türkiye’nin ilk üç sesinde varsa, tamamen sevenlerim yüzündendir.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 105762
    % -1.08
  • 3.5302
    % -0.22
  • 4.128
    % -0.58
  • 4.5356
    % -0.3
  • 144.128
    % -0.26
 
 
 
 
 
KAPAT