BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İz Bırakanlar / Lev Nikolayevich Tolstoy / İrfan Özfatura

İz Bırakanlar / Lev Nikolayevich Tolstoy / İrfan Özfatura

“Harp ve Sulh”, “Anna Karanina” gibi unutulmaz eserleri kaleme alan, ünlü edip Tolstoy, İstanbul’a gidip Müslümanlarla tanışmayı çok arzular. Bir kış günü yayan yapıldak yollara çıkar ama...



Yıl: 1828, yer: Rusya... O gece Yasnaya Polyana kasabasına tepeden bakan kırkiki odalı malikanenin koridorlarından şen çığlıklar duyulur. Zira nicedir beklenen küçük efendi Lev Nikolayevich doğmuş, babası Kont İlyiç Tolstoy’u sevince boğmuştur. Nikolay henüz iki yaşındayken annesini, okula başladığı yıllarda da babasını kaybeder. Onu halaları büyütür ve aristokrat gibi yetişmesi için üzerine titrerler. Etrafında mürebbiyeler dolanır, özel hocalar, piyano, keman, buz pateni, binicilik öğretirler. Ancak Tolstoy sıradışı bir çocuktur, kalıplara giremez. Kaldı ki asilzadeden ziyade ırgat çocuklarına benzer ve sevimli olduğu söylenemez. Seçkin kolejler ona kapılarını açmaz, sıradan okulların öğretmenleri bile onu sarı saçlı, mavi gözlü, ince burunlu miniklerin yanına yakıştıramazlar. Tolstoy’u en arka sıralarda birbaşına oturtur, yetmez kalın kafalı olduğu gerekçesi ile kapı önüne koyarlar. Halbuki garibim, (iri kemikli olsa da) çocuktur ve hayal dünyasında çiçekler açar. Tolstoy o günleri anlatırken dertli dertli mırıldanır “arkadaşlarımın benimle konuşmasını öyle isterdim ki” diye içini açar. Kalemle tanışınca Tolstoy, 23 bin kitaplık muhteşem bir kütüphanesi olan konakta büyüdüğü için ilk ve orta öğretimini rahat tamamlar. Bir ara Kazan Üniversitesine devam eder, ihtimal ki fakülteyi de kör topal bitirecektir ama okumaktan tez bıkar. İnsanlardan uzaklaşır, toprakla haşir neşir olmaya başlar. O günden sona bir ağa gibi değil rençber gibi yaşar. Bir ara iş olsun diye orduya yazılır, Türkçe bildiği için onu Kafkas cephesine yollarlar. Kırım’da kaldığı yıllarda Müslümanlarla tanışır ve “Sivastopol Mektupları”nı kaleme alır. Hatta “çocuklarım İslâm’ı seçmek istiyor. Ne yapmalıyım” diye soran bir kadına “onları kendi haline bırak” diyen mektuplar yazar... Tolstoy, edebiyata meraklıdır ama mevcud ekollere köle olamaz. Kendince bir yol tutturur, bir okul açıp köy çocuklarını eğitmeye başlar. Derken uzun süreli bir Avrupa seyahatine çıkar, sosyete ve materyalizm üzerine tahliller yapar. Ömrü bunalımlar içinde geçer, bıkıp usanmadan “yol” arar. Çok gezer, çok harcar ama huzuru bulamaz. Derken hayâtın boşluğuna inanmaya ve kurtuluşu Allah’ta aramaya başlar. Tolstoy, İncil’e sonradan katılan tezatların farkındadır ve muharref İncil’e bile uymayan kiliseden hiç hoşlanmaz. Nitekim “Diriliş” kitabıyla papazların nasırına basar, onu “Allah’ı inkâr ediyor” gibi düzmece bir suçlamayla aforoz ederler ama kulak asmaz. Evet o da bir toprak ağasıdır ama zorbalığa ve ağalığa meydan okumaktan sakınmaz. Nereden nereye... Tolstoy bir zamanlar muhteşem faytonlarla dolanan, çok içen, çok ısmarlayan, çok takışan, hatta düello yapıp adam vuran sefihin tekidir. Evlenince durulur ve mutluluğu bulduğunu sanır ama karısı ile hiç anlaşamaz. Zira Tolstoy hesapsız malından rahatsızlık duyarken, karısı alkıştan, şaşaadan, ışıklı salonlardan hoşlanır. O, sümüklü köy çocuklarını bile muhatap edinirken, eşi köylülerin şiddetle yola getirilmesinden yanadır. Huysuz kadın her işte bir eksik bulur ve olmayacak şeylere bağırır. Ama en çok kapıştıkları mevzu Tolstoy’un “telif” gibi bir kelimeye gülüp geçmesi ve eserlerini Rus halkına bağışlamasıdır. Karısı onu caydırmak için çok uğraşır ama Tolstoy kararlıdır. Ünlü yazar edebiyat ve fikirde derinleştikçe malından mülkünden soğur. Hatta gördüğü itibardan, yazdığı cümlelerden soğur, yargılayıp yaftaladığı “Anna Karanina”sından bile utanır olur. Romanları yazmamış olmayı çok ister ama bunlar çoktaaan klasikleşmiş sınırlar ötesine yayılmıştır. Tolstoy sanat için canını verir ama ahlâkı bozan sanatın can düşmanıdır. Ömrünün sonlarına doğru sadece öğüt veren kitapçıklar kaleme alır ki bunlar sevgi, barış, merhamet kokmaktadır. Tolstoy bildiği gibi yapar, her ne kadar karısı “kendimi kuyuya atacağım” diye haykırsa da tüm servetini ona buna bağışlar. Köylüler gibi kaba elbiseler giyer, çarık diker, saman taşır, koyun otlatır ve tahta tabağındaki çorbasını şimşir kaşıkla yudumlar. Tolstoy, Petesburg sosyetesini, subayları, burjuvaları, devrimcileri, rahipleri tanır ama hiçbiriyle uyuşamaz. Şimdi bir derviş gibi diyar diyar dolanmalı çöllere, vahalara vurmalıdır. Mesela İstanbul’a gitmeli, Kur’an-ı kerim üzerinde çalışmalar yapmalıdır. Bir gün alır heybesini yollara çıkar. Soğuk ve karanlık bozkırda kaç gece geçirir bilinmez, onu kuytu bir demir yolu istasyonunda donmak üzereyken bulurlar. Cebinde bir kapik bile parası yoktur ve son sözü “arayınız, arayınız, hakikatleri arayınız” olur, “zira Allah hakkı arayanın yolunu açar.” Unutulmaz sözleri *Aşk mücevher gibidir, lâkin iffetle birleşirse. *Üzüntüsü sahte olanın ağlaması gösterişli olur. *Herkes güzeli sevmez ama her sevgili güzeldir. *En tehlikeli söz “zaten herkes böyledir” demektir.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 106825
    % -0.03
  • 3.5168
    % -0.27
  • 4.1281
    % 0.04
  • 4.5311
    % -0.04
  • 145.254
    % 0.12
 
 
 
 
 
KAPAT