BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kusursuzluk O’ndadır

Kusursuzluk O’ndadır

Allahü teâlâda, noksanlık sıfatları ve mahlûkların hâssa ve alâmetleri yoktur. Madde değildir. Cisim değildir. Mekânlı değildir. Yani, yer kaplayıcı değildir. Zamanlı değildir. Bir yerde bulunmadığı gibi, zamanı da yoktur.



Allahü teâlâda, noksanlık sıfatları ve mahlûkların hâssa ve alâmetleri yoktur. Madde değildir. Cisim değildir. Mekânlı değildir. Yani, yer kaplayıcı değildir. Zamanlı değildir. Bir yerde bulunmadığı gibi, zamanı da yoktur. Kemâl sıfatları, kusûrsuzluklar yalnız Ondadır. Sekiz kemâl sıfatı olduğunu bildirmişdir ki şunlardır: (Hayât), diri olmasıdır. (İlm), bilmesidir. (Kudret), gücü yetmesidir. (İrâde), dilemesidir. (Sem’), işitmesidir. (Basar), görmesidir. (Kelâm), söyleyici olmasıdır.(Tekvîn), yaratmasıdır. Bu sıfatları, kendinden ayrı olarak vardır. Varlıkları ilimde değildir. Yani, nazarî ve teorik var denilmiş olmayıp, hâriçte ve hakîkatte vardırlar. Kendi var olduğu gibi, bu sıfatları da ayrıca vardır. Allahü teâlâ, (Kadîm)dir. Yani, varlığının başlangıcı yoktur. Varlığından önce, yok değil idi, hep var idi. (Ezelî)dir. Yani, hiçbir zaman yok değil idi. Ondan başka, hiçbir varlık kadîm, ezelî değildir. Din sâhibleri, kitab sâhibleri, hep böyle iman etmiştir ve Allahü teâlâdan başkasını kadîm, ezelî bilenlere, kâfir demişlerdir. Bunun içindir ki, hüccet-ül-islâm imâm-ı Muhammed Gazâlî, İbn-i Sînâ’nın ve Fârâbî’nin ve daha başkalarının, kâfir olduklarını söylemişdir. Çünkü bunlar aklın, ruhun ve maddenin ilk hâli dedikleri heyûlânın kadîm olduğuna inanmış ve göklerin içindekilerle berâber, kadîm olduklarını söylemişlerdir. Allahü teâlâ dilediğini yapabilir. Tabiat kuvvetleri gibi, elbette işi yapmağa mecbûr değildir. Eski Yunan felsefecileri, akılları ermediğinden, kemâl, büyüklük, mecbûr olmakta, herhâlde yapabilmektedir deyip, Allahü teâlânın ihtiyârını, yani seçmesini inkâr ettiler. Yapmağa mecbûrdur dediler. Bu ahmaklar, Allahü teâlâ, birşeyi yaratmağa mecbûr olmuş ve sonra başka birşey yaratmamıştır dedi. Bu uydurma şeye de, akl-ı fe’âl deyip, herşeyi bu yapıyor dediler. (Akl-ı fe’âl) dedikleri şey de, yalnız onların vehimlerinde, hayallerinde olan birşeydir. Bunların bozuk inanışlarına göre, Allahü teâlâ hiçbirşey yapmıyor. İnsan sıkışınca, bunalınca, Akl-ı fe’âle yalvarır. Allahü teâlâdan birşey istemez. Çünkü Allahü teâlânın dünyada olup bitenlerle hiç ilgisi yoktur. Herşeyi yapan, yaratan Akl-ı fe’âldir derler. Hattâ Akl-ı fe’âle de yalvarmazlar. Çünkü onu, kendilerinden belâları gidermekte irâde ve ihtiyâr sâhibi bilmezler. Bu nasipsizler, ahmaklıkta, sersemlikte, sapık fırkaların hepsinden daha aşağıdırlar...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 107202
    % 0.35
  • 3.5161
    % -0.05
  • 4.128
    % -0.07
  • 4.518
    % -0.41
  • 145.919
    % -0.07
 
 
 
 
 
KAPAT