BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İz Bırakanlar /Hazret-i Ebû Dücâne /İrfan Özfatura

İz Bırakanlar /Hazret-i Ebû Dücâne /İrfan Özfatura

Ebû Dücâne (radıyallahu anh) Uhud’da öylesine yararlı olur ki Resulullah Efendimiz ellerini açar “Allahım, ben Hareşe’nin oğlundan razıyım, Sen dahi razı ol” diye dua buyururlar...



Ebû Dücâne (radıyallahu anh) çok edepli ve pek sakin bir gençtir. Çarşıda pazarda sessiz sedasız dolanır ama cenk meydanında aslan kesilir. Gazâya çıkarken mübarek başına kırmızı bir sarık bağlar ki bu “ölüme hazırım” demektir. Artık süratte küheylanları, uyanıklıkta kurtları ve çeviklikte kaplanları imrendirir. Öncelikle rakibinin saldırmasını bekler ve en ufak açığı ustalıkla değerlendirir. Nice ünlü silahşörü yener, nice namlı kâfiri cehenneme gönderir. Uhud Savaşında Peygamber Efendimiz, üzerinde; “Korkaklıkta ar, ilerlemekte şeref ve îtibâr vardır. İnsan korkmakla kaderden kurtulamaz” beyti yazan kılıçlarını ortaya koyup sorarlar; “Bu kılıcı kim ister?” Kim istemez ki? Herkes bir adım öne çıkar. Ebû Dücâne radıyallahü anh daha da öne çıkar ve heyecanla “Yâ Resûlallah!” diye fısıldar, “Bu kılıcın hakkı nedir?” Sevgili Peygamberimiz; “Onun hakkı, eğilip bükülünceye kadar, düşmana vurmaktır. Onun hakkı, Müslümana uzatmamak, kâfirden kaçmamaktır. Onun hakkı Allahü teâlâ zafer, yâhut şehitlik nasib edinceye kadar, çarpışmaktır” buyururlar. Buna hepsi razıdır ama Server-i Kâinat Ebû Dücâne hazretlerini uygun bulur, nurlu elleri ile kılıcı uzatırlar. Kılıcın hakkı En az onun kadar gözü kara bir mücahid olan Zubeyr bin Avvâm kılıcı alamadığına çok üzülür ama “bir hikmeti olmalı” deyip Ebû Dücane’yi izlemeye başlar. Genç muharip ot biçer gibi kafa düşürür ve Mekke’nin en ünlü silahşörü Ebû Zûl-Kerş’in karşısına çıkar. Bu adam insan azmanı bir şeydir, iki kat zırh giymiş gözlerini bile sağlama almıştır. Tek eliyle iki kişiyi kaldırabilir ve rahatlıkla savurup ötelere atabilir. Ebu Dücane’yi eline geçiremez ama müthiş bir darbe indirir. Zubeyr bin Avvâm gözlerini kapar lâkin genç mücahid o kendine has hareketleriyle sıyrılır ve son anda kalkanını kaldırır. Ebû Zûl-Kerş’in kılıcı kalkana saplanır. Yiğidimiz hiç beklemez, kılıcını öyle bir indirir ki dev adamı taa omuzundan uyluklarına kadar biçer adeta ortadan ikiye ayırır. Sonra elindeki defle müşrikleri kışkırtan bir kadının üstüne yürür. Elini kaldırır ama vuramaz. Bir peygamber kılıcına kadın kanını yakıştıramaz. Ki bu kadın ileriki yıllarda iman edecek olan Hind Radıyallahu anhdır. Zubeyr bin Avvâm “sen en iyisini bilirsin Ya Resulallah” diye mırıldanır, “evet, bu kılıç ona yaraşır.” Uhud’un zor anlarında Resulullahın etrafında kalan ve vücudlarını siper yapan sekiz sahabeden biri de Ebû Dücane’dir. Bir ara Huneyd adlı ünlü müşrik tepeden tırnağa zırhlı atıyla Resulullah Efendimizin üzerine yürür. Bu hayvan hem güçlü, hem yüksektir, binicisine ulaşmak mümkün değildir. Ebû Dücane tek vuruşla atın ayaklarını doğrar ve yine tek vuruşla süvarisini cehenneme yollar. Resulullah Efendimiz ellerini açar “Allah’ım, Hareşe’nin oğlundan razıyım, Sen dahi razı ol” diye dua buyururlar. Ah Yemame Peygamber Efendimizin vefâtından sonra kâfirler değişik kılıklara girip cahil bedevileri etraflarına toplarlar. Bunlardan en tehlikelisi peygamberlik iddiası ile ortaya çıkan Müseylemet-ül-Kezzâb’dır. Bu sahtekâr, “Benî Hanîfe” adlı güçlü bir kabileye mensuptur ve sayılamayacak kadar çok adamı vardır. Ha deyince 40 bin kişilik bir ordu donatır ki, bunlar kan dökücü ve savaşçıdırlar. Halife Ebû Bekir, yalancı peygamberin üzerine Hâlid bin Velîd komutasında bir ordu gönderir ki içlerinde Ebû Dücâne de yer alır. Savaş çok sert başlar ancak Vahşî (radıyallahü anh) henüz ilk dakikalarda mızrağı ile Müseylemet-ül-Kezzâb’ı avlar, mürtedler ölümsüz sandıkları liderlerinin cesedini görünce fena bocalarlar. Buna rağmen dağılmaz, yüksek duvarlarla çevirip tahkim ettikleri bir bahçeye sığınırlar. Ebu Dücane adeta düz duvara tırmanır ve içeri atlar. Bacakları incinmesine rağmen canını dişine takar ve kapıyı açmayı başarır. Ancak bu arada sayısız darbe alır ve oracığa yığılıp kalır. Evet Yemame Harbi zaferle neticelenir ancak aralarında Ebû Dücane’nin de bulunduğu iki bin sahabe şehit olur ki 70 tanesi hafız-ül Kur’andır. Mektubu kaldırmazsan! Ebû Dücâne hazretleri anlatır: “Yatıyordum, değirmen uğultusu, yaprak hışırtısı gibi bir ses duydum, uyandım. Önümde sanki bir şimşek parladı. Odanın ortasından yükselen siyah mahluku yakaladım. Kirpi derisini andırıyordu, yüzüme, kıvılcımlar atmaya başladı. Hemen Resûlullah’a gidip anlattım. “Yâ Ebâ Dücâne! Allahü teâlâ evine hayır ve bereket versin” buyurdular sonra Hazret-i Ali’ye bir mektup yazdırdılar. Alıp eve geldim, başımın altına koyup yattım ama feryâdlardan uyuyamadım. “Yâ Ebâ Dücâne! Bizi yaktın. Senin sâhibin elbette çok yüksektir. N’olur bu mektubu kaldır. Artık senin ve komşularının evine gelmeyeceğiz” diye yalvarıyorlardı. Cinler o kadar çok ağladılar ki gece bitmek bilmedi. Sabah namâzından sonra olup biteni Resûlullah’a anlattım. “Mektubu kaldır” buyurdular, “Yoksa acısını, kıyâmete kadar duyarlar.” (Bu mektup, İhlâs A.Ş. yayınlarından Teshîl-ül Menâfî kitabının sonunda yazılıdır.)
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 105490
    % 0.55
  • 3.4689
    % -0.69
  • 4.1645
    % -0.42
  • 4.6972
    % -0.33
  • 146.591
    % -0.3
 
 
 
 
 
KAPAT