BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hayatın özyönetimi (Pazarlık bir felsefe...)

Hayatın özyönetimi (Pazarlık bir felsefe...)

Üç gün... Üç olay... Üç tehlike... Türkiye’nin yüreğini ağzına getirdi.



Hayatın özyönetimi (Pazarlık bir felsefe...) Üç gün... Üç olay... Üç tehlike... Türkiye’nin yüreğini ağzına getirdi. İmralı sakininin duruşmasının başlaması terör çılgınlıklarını fitiller mi? 1 Mayıs’ta meydanlar savaş alanlarına döner mi? Yemin töreninde türban meclisi yumruk yumruğa getirir mi? Sınıfsal, etnik, dini sorunlardan oluşan bir “gerginlik kokteyli” baharın gelişi ile sunulmakta bize. Felaket sendromcularının tuzağına düştüğümüzden hep başımıza geliyor bunlar. Birey hakları, kişi özgürlükleri diye bağırılıp, çağırılıyor ama modernitenin ahtapotu, çalışmadan boş zamanımıza, tatilimizden kavgalarımıza kadar, zamanımızın her boyutunu kurguluyor, farkında değiliz. Hürriyetin anlamı nedir? Kişinin hayatını ve zamanını kendi denetiminde tutabilmesi. Ama, hayır. Birilerinin bizi itelediği minderlere çıkıp güreşmek mecburiyetinde bırakılıyoruz. Pekii, hayatın özyönetimi nedir? XXI. yüzyılda yeteneklerin demokratikleşmesi, kişinin özel yeteneklerini, kişilik ve kimlik donamını geliştirebilmesi önem kazanmıştır. Kişinin kendine bu zamanı, ihtimamı ayırabilmesi, çoğu kez kendini Yaradan’ı tefekkür edebilmesine, cesedin maddi ihtiyaçlarından ziyade ruhun zenginliklerine boyut katabilmesine yöneliktir. Mutluluk, cesetle değil, ruhta yakalanabildiği için kültürel istekler, laik dünyaya taşmakta. Etnik sorun (da, eğer varsa) kültüreldir. İşçi sorunu (da, eğer iyi düşünürseniz) kültüreldir. (Sanayi Ötesi Toplum’da işçinin, emekçinin sonunu otomasyonun bilinçsiz bir parçası olarak kazandığı parayı boş vakit tüccarlarının onlar için hazırladığı turistik paketlerin bir kölesi olarak harcamak değildir.) Dinin yükselişi (ister fundamentalizm deyin) de kültüreldir. Toplumun ve devletin reaksiyonları onları “siyasallaştırır”. (Ve işte sorun burada, bu kavşaktan başlar.) Çözümsüz hale de böyle gelir. Kavga, inatlaşma ile sorun çözülmez. Üstelik, davayı savunanı amaçlarından koparır, araçlarını öne çıkarır. Yani, dinginliğe kavuşturmak istedikleri kişilik ve kimlik sorunlarının arkaplanı, kökeni unutulur, onun yerine o kavgadaki duruş, savunuş biçimi, direniş süreçleri belirleyici olur. Ve asıl o zaman tuzak fabrikatörlerinin kazdıkları kuyuya düşülür. Asıl o zaman hürriyet yitirilerek, fitnenin piyonu haline gelinir. Asıl o zaman dünyada Yaradan ile kurulmak istenen diyalog kesilip, şeytaniliğe buyur denir. İlim de lazım, irfan da. Şekle değil, öze seyahate bakın.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT