BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İZ bırakanlar / David Sarnoff / İrfan Özfatura

İZ bırakanlar / David Sarnoff / İrfan Özfatura

David, telsizciliği iyi bilir ama onun daha iyi bildiği bir şey, bu işten para kazanabileceğidir. Bu aleti sadece gemilere değil, her eve sokmanın bir yolunu bulmalı, milyonlarca ilmekli bir ağ dokumalıdır. Eğer 20 aileden birine radyo satabilirse dolarlar nehir olup akacak demektir...



David Sarnoff şansını fırsatlar ülkesi Amerika’da denemeye çalışan ama aradığını bulamayan bir göçmen ailesinin tek çocuğudur. Babası Abraham onun bir an önce büyümesini ve boya badana işlerinde kendine yardım etmesini arzular, lâkin mutaassıp bir Yahudi olan annesi oğlunun Talmut okuması için ne gerekiyorsa onu yapar. Gelgelelim David, ne haham olur, ne de fırça tutar. O, göçmenliğinin farkındadır. Şimdi çok para kazanmalı ve biran önce sınıf atlamalıdır Sinyaller yürüyünce! David’in aklında büyük projeler vardır, lâkin babası hastalanınca hayallerini erteler ve New York’ta bir gazete bayii açar. Burada Yahudi gazeteleri satar, kendince davasına hizmet edip, anasının gönlünü yapar. Ancak David bir gazeteye yazmanın, gazete satmaktan zor olmadığını anlar ve New York Herald’a muhabir olmaya kalkar. Ama bakın şu işe ki yanlış kapıyı çalar ve gazetenin bir alt katındaki Commarcial Cable Company’nin müdürüne çıkar. Olacak bu ya onlara da adam lâzımdır ve hemen o gün işe başlar. David 5 dolar haftalıkla getir-götür işlerine koştururken, mors alfabesini de kapar. Kapar ama o günlerde telgrafçılar elektronik sinyallerini konuşmaktadırlar. Zira Marconi adlı bir araştırmacı taaa Atlantik’in öbür ucundan sinyaller ulaştırmayı başaran bir cihaz yapar. Bu bütün gökyüzünün telgraf teline dönmesi demektir ki teknik adamlar çok heyecanlanırlar. David, üstüne vazife gibi, bu yeni aletle neler yapılabileceğini düşünür. Ancak firma fikir değil iş ister. Onu “büyük nutkuna” hazırlandığı günlerde kapı önüne koyarlar. Gerçi bu, David için iyi olur, hemen İngiliz firması Marconi Wireles Telegraph’ın kapısını çalar ve kendini iyi pazarlar. Morconi gibi bir araştırmacı ile çalışmak onun arayıp da bulamadığı bir şeydir, bu yüzden yeni patronuyla tez kaynaşırlar. David henüz sakal tıraşı olmadığı yıllarda iyi bir telsizci olur ve Nantucket istasyonunda iş başı yapar. Radyo konusunda o kadar heveslidir ki arkadaşlarının nöbetlerini de tutar. Akranları gezip tozup hayatın tadını çıkarırken o matematikçilerin eteğine yapışır ve rakamlarla boğuşmaya başlar. Ancak bu küçük kentin ona vereceği şeyler sınırlıdır, ne eder eder tayinini New York’a çıkarır. David bir yandan enstitülere yazılır, bir yandan kütüphanelere taşınır. Kendini iyi yetiştirir ve bileğinin hakkı ile Manhattan’daki telsiz istasyonunun yöneticiliğini alır. Bakın şu işe ki, tam o günlerde Titanic batar. David gelişmeleri Marconi sistemli bir gemiden takip eder ve gazetelere anında bilgi dağıtır. İşte bu olay hem radyoyu hem de David’i öne çıkarır. Sayın dinleyiceler... David bu sistemi iyi bilir ama onun daha iyi bildiği bir şey telsizcilikten para kazanabilmenin yollarıdır. Evet gemiler bir telsiz edinmek için sıraya girerler ama yetmez. Bu aleti her eve sokmanın bir yolunu bulmalı, milyonlarca ilmekli bir ağ örmelidir. Mesela insanlara müzik dinletebilmeli, beyzbol maçı neticelerini anında duyurabilmelidir. Eğer 20 aileden birine bile radyo satabilse dolarlar nehir olup akacak demektir. Bir ara ordunun iletişime yönelmesi David’i çok korkutur. Zira generallerin şüphecilikleri bitmez, sektörü doğmadan öldürebilirler. Marconi yöneticileri David’i hayalperestlikle itham edip projeyi rafa kaldıradursunlar Lee De Forest adlı bir kaşif kurduğu ilkel istasyondan müzik dersleri vermeye başlar. Başkan Wilson çok heyecanlanır ve sağda solda “artık dünyanın bir fısıltılar galerisi olduğunu” söylemeye başlar. Ancak Başkan, David’in çalıştığı İngiliz firmasına şüpheyle bakar ve hisselerini toplatıp General Elektrik’in önünü açar. G. E. Yöneticileri söylediği değişik şeylerle dikkat çeken David’i, RCA’nın (Radyo Corparation of America’nın) ticaret müdürü yaparlar. RCA, o yıllarda ancak 2 milyon dolar kazanan bir firmacıktır, ancak müzik kutusu işine girince grafiği yükselir. Hele dünya ağır sıklet boks karşılaşmasını 400 bin kişiye dinletince patlama yapar. Bir yıl sonra radyo istasyonlarının sayısı 30’dan 550’ye çıkar ve benim diyen şirketler yayın kuşağı almak (reklâm) için yalvarır olurlar. Bu arada yüzbinlerce radyo satar, diğer firmalara da lisans ve malzeme vererek paralarına para katarlar. Kaldı ki radyo bir eğlence kutusu olmanın önüne geçer halkla hükümet arasında köprüler kurar. Başkan adayları seçim arefesinde radyoda konuşabilmek için sıralanırlar, hiç hesapta olmayan liderlerin şansı artar. David’e göre insanlar birbirlerini tanımadıkları için çatışırlar, eğer kitleler radyo aracılığıyle temas kursalar dünyada savaş mavaş olmaz. Bu çok iyimser bir beklentidir nitekim cihan harpleri radyonun alabildiğine yayıldığı yıllarda çıkar. Yayınlar sevgi ve barış yerine kin ve nefret kusar. Ancak radyoculuğun önü açıktır, sektör 1929’da 850 milyon dolarlık iş yapar ve RCA’nın hisseleri tam 20 kez artar.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 105025
    % -0.89
  • 3.9164
    % -0.41
  • 4.6398
    % 0.07
  • 5.2122
    % -0.21
  • 162.682
    % -0.09
 
 
 
 
 
KAPAT