BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yassı solucan deneyi

Yassı solucan deneyi

Yıllar önce Stern’de bir araştırma yazısının Türkçe tercümesinden okumuştum. Amerika’da yaşayan Macar asıllı bir profesör (Prof.Hungaro), yassı solucanlar üzerinde bir deney yapmış.



Yıllar önce Stern’de bir araştırma yazısının Türkçe tercümesinden okumuştum. Amerika’da yaşayan Macar asıllı bir profesör (Prof.Hungaro), yassı solucanlar üzerinde bir deney yapmış. Yassı solucanlara elktro şok ile korkmayı öğretmiş. Korkan solucanı ortadan ikiye bölmüş, kuyruk kısmının da elektro şok korkusunu bildiğini görmüş. Sonra bu yassı solucanları yiyen tavuklarda da aynı korku olmuş. Solucanlar hareket sahası sınırlı olan yere konuluyor, belli yerlere istenildiği zaman elektrik verilebilen teller yerleştiriliyor. Solucan tele yaklaştığı zaman elektrik verilince oradan uzaklaşıyor. Telin tehlike olduğunu öğrenen solucanı yiyen tavuk da tel görünce uzaklaşıyor. Bunu gören profesör öğrenmenin kimsayal bir hadise olduğunu düşünüyor. Deneyini geliştiriyor. Balıkların karnına mantar bağlayıp onlara sırtüstü yüzmeyi öğretiyor. Sonra o balıkların beynini kurutup başka bir akvaryumdaki balıklara yem olarak veriyor. Kurutulmuş beyinleri yiyenler de sırtüstü yüzmeye başlıyor. Deney sonunda profesör, öğrenmenin amino asitlerin bir takım değişikliğe uğramasıyla meydana geldiğini tespit ediyor ve yeni bir yola koyuluyor. Acaba diyor belli bilgilerle donatılmış insanların beyinlerindeki amino asit yapısını çözüp laboratuarlarda aynı yapıda asit üretilebilse.. Çeşitli insanlara enjekte edilse o insanlar aynı bilgilerle bezenir mi? Çalışmanın sonunda bunun olabileceğini görüyor ve korkuyor. -Eğer, diyor, bu iş geliştirilir ve aşı haline getirilirse diktatörler ahaliye diledikleri bilgileri enjekte edebilirler. Yazı, Hungaro’nun bu endişesiyle bitiyordu. Sonraki aşamalarını bilmiyorum. Bıkkın insanların ülkesi Sezai Karakoç, “İçindeki putları devirmeyen kimse dıştaki putların esiri olmaktan kurtulamaz” diyor. İçinde kabaran şiddeti söndüremeyen bir toplumda, sokak kavgaları, cinayetler dur durak bilmez. Türkiye’de değişime karşı ataleti, Çoğulculuğa karşı bir tek düşüncenin sorgusuz sualsiz iktidarını savunan bir kitle var. Hiç de homojen olmayan bu kitleyi birleştiren şey statükodan yana olmaları. Kendileri totaliter bir ideolojiye yaslandıkları halde muhataplarının dünya görüşünü totaliter olarak niteleyip tehlikeli ilan etmek işlerine geliyor. Konunun uzmanları bu hali şöyle izah ediyor: “Kişi kendi benliğinde hoşlanmadığı şeyleri karşısındakine yansıtır. Sonra da karşısındaki kişiyi aslında kendi benliğine ait olan o kötü unsurlarla tarif eder.” Kim kendini tepeden inmeciliğe ve totaliter ideolojiye yaslamışsa hemen savunma durumuna geçip, halkın büyük ekseriyetine kendi sosyal benliklerinin istenmeyen kısımlarını yansıtıyorlar. Büyük kitleyi öyle bir kontrol altına alıyorlar ki, kötü olan kendileri olduğu halde kendini kötü hisseden itham ettikleri insanlar oluyor. ... İnsanlar ülkesini sevme zorluğu çekmemeli. İnsanları ezilmişlik ve kıstırılmışlıktan kurtarmanın yolu çoğulculuktur.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 104123
    % 0.12
  • 3.4906
    % -0.5
  • 4.1771
    % -0.29
  • 4.7234
    % -0.71
  • 145.551
    % 0.08
 
 
 
 
 
KAPAT