BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bu nasıl bir travmatik kafadır?

Bu nasıl bir travmatik kafadır?

Neymiş; “öğrenciler canlı kalkan olarak kullanılacakmış!!!” Kim söylüyor, yazıyor bunu? Anlı-şanlı medyamız!..



Neymiş; “öğrenciler canlı kalkan olarak kullanılacakmış!!!” Kim söylüyor, yazıyor bunu? Anlı-şanlı medyamız!.. Neymiş; “Böyle yapılırsa, çocuklar zihinsel travma yaşayabilirmiş, tehlikeliymiş!!!” Kim söylüyor bunu? Ekranlara çıkarılan, gazete sayfalarına “görüşleri dökülen” anlı-şanlı psikologlar!. Belki de son yıllarda “tribünde dostluk” ve “fair play” konusunda atılacak “en önemli” ve “ciddi” adım, işte “böyle” torpillendi ve İstanbul Emniyet Müdürü, “meramını anlatamadan” benim kamuoyuma “çocukları feda eden adam” olarak takdim edildi! Koca statta, “4000 Fenerbahçeli için ayrılan” koca tribünde ve binlerce polisin arasında oturacak “Galatasaray ve Fenerbahçe formaları giymiş” okullarının en çalışkan ve temiz öğrencileri, sadece Galatasaray ve Fenerbahçeliler’e değil, bütün Türkiye’ye “dostça, arkadaşça, el ele, yan yana nasıl maç seyredilebileceğini, seyredildiğini” göstereceklerdi; olmadı!.. Sanki, “bunca olayın olduğu”, hatta kanların döküldüğü, “şişli-kasaturalı” kavgaların yapıldığı bunca maçta “çocuklar, gençler yokmuş gibi”, çıkıp demezler mi; “Ya bu çocuklar travmatik bilmem ne olurlarsa?...” Sanki, günlük hayatımızda trafikten başlayarak bunca rezaletin içinde “travmatik bilmem ne olmayan” çocuklar, “yan yana maç seyrederken”, mesela oradan buradan atılacak “bir-iki taş” yüzünden “travmatik bilmem ne olacaklarmış” öyle mi? “Dostluk, arkadaşlık ve fair play” için “örnek insan seçildikleri ve bunu başardıkları” için “o işte neyse, travmatik bilmem neye tutulacaklar”; öyle mi? Ne zaman TV’nin tuşuna bassalar, karşılarına “onlarca, hatta bazılarında yüzlerce kişinin şiddet ve kan içinde öldürüldüğü” filmleri seyrede seyrede “olmadıkları” o neyse “travmatik bilmem ne olacaklar”; öyle mi? Maçtan çıktıktan sonra, karşılarına çıkan dükkanların, mağazaların cam-çerçevelerini indiren, yol boyunca girdikleri lokantaları harap eden “gençler”, her neyse “o travmatik şeyden” olmuyorlar da, “dostluğa adım attıkları ve örnek oldukları” için mi “ondan olacaklar??” Kafalara bakın siz!.. Açıkça ifade edeyim; medyamın “bilinci değilse bile”, bilinçaltı, “tribünde dostluğun, arkadaşlığın yeşermesini ve yerleşmesini istemiyor!.” Zira, “benim spor medyamın önemli bölümünü” beyinlerini “kulüpçülük travması sarmış” kişiler yönetiyor; “aynı durumdaki” yazar-çizerler “baş tacı ediliyor!..” Asıl o “travmatik bilmem ne”, benim spor medyamı “örselemiş”; bir türlü kurtulamıyor!.. Ve İstanbul Emniyet Müdürü’nü “cascavlak” ortada bırakıyor!.. Ve de şu görüntünün beyinlere işlenmesi için “özel” gayret sarf ediliyor ve “dehşet” senaryoları yazılarak, şu “dehşet tablosu” tedbirmiş gibi savunuluyor: “Ölüm korkusu” içindeki 4000 travmatik bilmem ne riskli kişi bir tarafta ve bir tribünün içinde “enterne edilmiş”, etraflarında da 75.000 travmatik bilmem ne riskli kişi, “Roma’daki arenalar misali” yumruklarını sıkarak baş parmaklarını aşağıya çevirmiş vaziyette “öldür... öldür...” diye bağırıyorlar!.. Ne oluyor? Galatasaray-Fenerbahçe maçı oynanıyor!.. Hani bunlar; “kurulduklarından beri dosttular ve hep de öyle kalacaklardı?” “Travmatik kafalı” gazetecilerimiz, travmatik kafalı doktorlarımız travmatik kafalı idarecilerimiz oldukça, biz hiçbir zaman “yarının Türkiye’sinde önemli görevler alacak ve belki de bizi yönetecek” gençlerin “el ele, yan yana dostça, arkadaşça, sportmence” maç seyredeceklerini, seyredebileceklerini herkese gösterecek böyle anlamlı bir mesajın verilmesini istemeyiz ve böyle bir “örnek adım” için nerede ise “top yekûn” karşı çıkar ve bar bar bağırırız: “Çocuklarımızı tampon bölgede canlı kalkan olarak oturtacaklardı!..” Zira “böyle de maç seyredebileceği ispatlanırsa”, gazete sayfalarında, TV ekranlarında “nerede ise saç saça baş başa, hakaretli, küfürlü, sokak ve köprü altı ağızlı kavgaları yapan” benim anlı-şanlı futbol medyamın mensupları, futbol yorumcularım biliyorlar ki, küçük düşecekler; hiç böyle bir adıma “yeşil ışık” yakarlar mı? O çocukların elinden, en azından “yarın çocuklarına bırakacakları” çok önemli bir fotoğraf, “o en büyük manevi miras” çalındı: “Bakın evlatlarım, herkesin olay çıkacak diye korkudan tir tir titrediği bir Galatasaray - Fenerbahçe maçında dostluk için, fair play için, arkadaşlık için, spor için çok güzel bir adım atılmıştı, hem de ‘bu güzel hasletlerin ortaya çıkardığı olimpiyatların adını taşıyan’ bir statta!.. Atılan o güzel adımda, o güzel ortamda ben de vardım!. İşte bakın bakın; şu benim!.. O günden sonra Türkiye’deki statlara yavaş yavaş dostluk geldi, arkadaşlık geldi, fair play geldi, kavga - dövüş - küfür bitmeye başladı. Ve işte, bugün sizler pikniğe gider gibi statlara gidiyor, keyif ve neşe içinde maç seyrediyorsunuz!..” Yazık oldu!.. Aydın Örs!.. Türk Basketbolünde “bir devir” kapandı; Milli Takım Teknik Direktörü Aydın Örs istifa etti ve istifası kabul edildi!. Örs, Türk basketbolüne, basketbolcü olarak, kulüp antrenörü olarak, milli takım hocası olarak nerede ise “bir ömür” vermişti; sanıyorum bundan sonra da “yorumcu, antrenör hocası ve yönetici olarak” hizmet etmeye devam edecek!. Artık “faal antrenörlük yapacağını” sanmıyorum; bayrağı gençlere teslim etmiştir, kararından da vazgeçmeyecektir!. Aslında, Aydın Örs, “Türk Milli Takımı Avrupa ikincisi olduğunda”, Milli Takım teknik Direktörlüğünü bırakmalıydı!.. Bunca eleştiri almadan, bunca başarısızlığı yaşamadan, “zirvede” ve “gönüllerde” kalacaktı!. “Zamanı ve zemini bilmek”; işte bütün mesele!.. Aydın Örs’e bir Türk, bir spor yazarı ve bir basketbol sevdalısı olarak teşekkür etmek, şükranlarımı sunmak boynumun borcu!. Yapacağı “yeni başlangıç” için de, huzur, sağlık ve başarı dolu yıllar diliyorum!.. Bir spor medyası ki!.. Bir Galatasaray Teknik Direktörü “Biz BMW’yiz, onlar Şahin” deseydi; ne olurdu? “Dediği” iddia edildi, neler olduğunu biliyoruz, benim anlı-şanlı medyamın nasıl tavır koyduğunu yaşadık!. Bir Galatasaray Teknik Direktörü “Benim taraftarım eğitimli, onların ki değil” deseydi, ne olurdu? Üstelik “Galatasaray bir eğitim yuvasından Galatasaray Lisesi’nden doğduğu, bugün de üniversitesi olduğu halde” bu söz sarf edilse idi; benim medyam neler yazar, neler çizerdi? Benzerini, “bir şampiyonluk gecesinin özel eğlencesinde bir Galatasaray Başkanı’nın sarf ettiği bir söz yüzünden” yaşamadık mı? Ama.. Bu sözleri Sinan Engin söyleyince; tıssss!.. Bu sözleri Lucescu söyleyince; tıssss!. Bu sözleri mesela Mahmut Uslu ya da Murat Özaydınlı söyleyince; tıssss!.. Aynı Lucescu, “Galatasaray Teknik Direktörü iken” söylediği bir söz yüzünden, “bir Rumen atasözü yüzünden” nerede ise idam sehpasına çıkarılmamış mıydı? İşte “Gaziantepspor kalecisi” Ömer için, “çok gergin geçen ve haksızlığa uğradıklarına inandığı bir maçtan sonra” önüne uzatılan mikrofonlara sarf ettiği “bir söz yüzünden” söylenen ve yazılanlar ortada!.. Aynı “linç olayı”, olay çıkaran kendi taraftarlarına da, rakip taraftarlara da “terörist” diyen, diyebilen Trabzonspor Başkanı Özkan Sümer’in başına getirilmedi mi? Bu medya ile Türkiye’de “tribün terörü önlenemez!..” Çifte standart devam ettikçe, “bize kim inanacak ve güvenecek” ki; insanlar terörün “gerçekten mağlûp edilebileceğine” de inansın!.. Söyler misiniz bana; “tribün terörünün baş tahrikçisi” kim? Pinokyo!.. Sevgili Ümit Aktan, “Kâzım Kanat milli takımda İlhan’a yer açmak için Hakan’ı ağır şekilde eleştiriyor” diye yazmış.. Sevgili Kâzım da “açıkça” itiraf ediyor; “Evet ama İlhan için değil, Nihat Kahveci’ye yer açmak için!.” Evet, yanlış okumadınız; “Nihat’a yer açmak için” Milli takımlarda ve Avrupa Kupaları’nda “en fazla gol atan” Türk futbolcusu Hakan Şükür, daha 32 yaşında iken harcanmak isteniyor!!! Ve... Bu düşünce ile sevgili Kâzım Kanat, Galatasaray - Konyaspor maçında “kırmızı kart gören” Konyasporlu oyuncu olayında “Hakan’ın rol yaptığını iddia ederek”, Türk Milli Takımı’nın santrforu için “Pinokyo” diyor; onu “yalan söyledikçe burnu büyüyen” masal kahramanına benzetiyor!.. Acaba, sevgili Kâzım Kanat Konyaspor - Galatasaray maçını tribünden seyretti mi? Seyretmedi!.. TV’de seyretti mi? Hakan’a “Pinokyo” dediğine göre, sanıyorum ki “seyretti ama, iyi seyretmedi”, zira “olayın gerçek yüzünü gösteren” TV görüntüsü yok; uzaktan alınmış bir enstantane var; o kadar!. Şimdi sıkı durun; Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, “hakemlerin, gözlemcilerin raporlarını inceleyerek” Hakan’a vuran Konyasporlu futbolcuya “üç maç ceza verdi!.” Böylece “Pinokyo” Hakan’ın, “Pinokyo” tanıkları, yani “Pinokyo gözlemcileri ve Pinokyo hakemleri” de olmuş oldu, değil mi; sevgili Kâzım? Ve de “sana inanmayarak”, “Pinokyo” Hakan’a, “Pinokyo” hakemlere, gözlemcilere inanan “Pinokyo” Disiplin Kurulu üyeleri olmuş oldu; değil mi sevgili Kanat?.. Hakkında “insafsız ve iz’ansız” sözler söyleyen Halûk Ulusoy’a “hak vermeye can atan” bir yığın insan biliyorum; onlara bu fırsatı verecek yazılar yazma; sana yakışmıyor!.. Lazio’ya yenilmek!... Lazio’ya da yenildik!.. Neden yenildik? Yeneceğimize inanmadığımız için!.. Futbolcularımız sahada “yenebileceklerine inanmayarak oynadılar” da ondan!.. Teknik adamımız, onları “galibiyet hedefine kilitleyemedi” de, ondan!.. “Ben golcü istemiyorum, santrfor istemiyorum” diyen, “ayların sakatı, antrenmansız, hazırlıksız” bir İlhan’la “Lazio’ları, Chelsa’ları yenerim ve gruptan çıkarım” diyen bir Hoca’nın, futbolcularını “Lazio’yu yenmeye inandırması” mümkün mü? O futbolcu çok iyi biliyor ki; “Lucescu’nun Avrupa maçlarına baktığı filân yok, ümidi de yok, Hoca sadece Süper Ligi düşünüyor!.” Öyle olmasa, “Galatasaray’da iken” Avrupa maçlarından önce “bir gün daha fazla dinlenebilmek ve hazırlık yapabilmek için” Federasyonun o bir günü kendilerine kazandırması için bayrak açan, “ağzına geleni söyleyen” bir Hoca, bugün tam tersini yapar mıydı? Öyle olmasa, “Lazio maçı öncesinden alınacak bir günün, kendi sahasında oynayacağı Malatya maçı öncesine eklenmesi için” ayağa kalkar ve ve “ağzına geleni söyler miydi?” Futbolcu bunu bilmiyor, hissetmiyor mu? Lucescu’nun Avrupa maçları umurunda değil; o cephedeki derdi, “sadece” kredisini düşürecek, karizmasını ve kariyerini zedeleyecek bir hezimet yaşamamak!. Takım tertibini de, taktiğini de “bu hesap üzerine kurmuş!..” Onun bütün derdi; “Galatasaray’dan atılışının intikamını almak!..” Bunu da nerede yapacak; elbette ki Süper Lig’de!.. İşte hesap bu ve koca Beşiktaş takımı “bu hesap üzerine yürüyor!.” Sanmayın ki, “bu hesap sadece Lazio maçında kesildi”; göreceksiniz bakın, Şampiyonlar Ligi’nin her maçında “aynı hesabın izleri görülecek!..” “Korkunun ecele faydasının olmadığını” Lucescu bilmez mi? İlhan’in açıkça ve haklı olarak söylediği gerçeği, çoğumuz zaten “yazılarımızda, yorumlarımızda” yazıp gelmiyor muyuz ve son maçta da söyleyip, yazmadık mı?. Ama, “bu yaştaki” bir insan değişebilir mi? Lucescu, İtalya’da çalışırken “gözünde büyüttüğü” Lazio’yu, İnönü’de de “yüreği Selanik olduğu için” gene büyütmeye devam etti ve işte acı son!.. İnşallah “değişir” ve ben yanılırım da, “Beşiktaş Şampiyonlar Ligi’ne asılır”; zira, henüz biten bir şey yok!. Terim’in hatası!.. İki yıldır 60’dan fazla “özel - resmi maç oynadı” Galatasaray, ama Galatasaray Teknik Direktörü “hem tertipte, hem taktikte hâlâ arayış içinde!.” Sanki “koskoca Galatasaray takımı, Terim’in oyuncağı!..” “Ben istediğim zaman, istediğim şekilde takım kurar, bozarım, taktik kurar, bozarım; yenmek ve yenilmek benim için önemli değil, oyuncak benim değil mi, istersem de kırarım” havasında Terim!. Bu yüzden hem Galatasaraylıları, hem kendini, hem de futbolcularını üzüyor; sonra da faturayı “spor yazarlarına kesip” diyor ki: “İçimize fazla girdiler, uçan kuştan haberleri oluyor, yazıyorlar, bizi rahat bırakmıyorlar, onlara antrenmanları kapayalım; onlara antrenman başında 15 dakika fotoğraf çekmek, görüntü almak yeter de artar bile!..” “Böyle yapan”, böyle düşünen teknik adamlar ve “onların sevdalıları” bir de demezler mi ki; “Gelip idmanları seyretmeyen insanlar, ahkâm kesemezler ama kesiyorlar!.” Hem idmanları gizleyeceksin, basına sansür koyacaksın, “sadece görüntü için 15 dakika izin vereceksin”, sonra da “ne yaptığımızı, ne yapmadığımızı yerinde görmeyenler bizi nasıl eleştirirler” diyeceksin; işte Terim’in ve Terim’e benzeyenlerin kafası!.. Böyle olunca da, elbette spor yazarı, futbol yorumcusu “maçta gördükleri ile yetinmek zorunda kalıyor” ve “ne gördüyse” onu yorumlayıp yazıyor!.. İşte ben de onun için diyorum ki: “Konyaspor önündeki futbol hezimetinin tek sorumlusu” Fatih Terim’di ve “o hezimetin getirdiği” moral bozukluğu, stres ve inançsızlık sebebiyle “Juventus maçı, iyi mücadeleye ve futbola rağmen” kaybedildi!. “Takımla doğru dürüst antrenman bile yapmayan” Rumenler başta, Galatasaray takımını “iskelet olarak” bozacak bir yığın “yeni futbolcu” ile ve “garip” bir taktikle Konya’da sahaya çıkmak bilmem ki; hangi akla hizmetti? O maçta alınacak “kötü bir sonucun ve onun ardından gelecek eleştirilerin” futbolcuları nasıl etkileyebileceğini Terim gibi tecrübeli bir hoca nasıl düşünmez, düşünemez? Çok meslektaşım “Juventus maçına bakarak” eleştiri yapıyor; aslında “Juventus mağlûbiyeti, Konya’da hazırlandı”; hem de bizzat Terim tarafından!.. “Ben Terim’im, benim her yaptığım en doğrudur, en faydalıdır, en iyi neticeyi alır” düşüncesi devam ettikçe ve “ayaklar yere basmadıkça” Galatasaray’ın başına daha çok “Konya ve Juventus mağlûbiyetleri gelecektir”; herkesin haberi ola!..
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109156
    % 1.14
  • 3.8206
    % -0.38
  • 4.5076
    % 0.05
  • 5.1028
    % -0.67
  • 153.399
    % -0.43
 
 
 
 
 
KAPAT