BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mühür

Mühür

Anadolu yakasından Boğaziçi Köprüsü’ne girdiğinizde dikkatinizi çekecek bir farklılık olacaktır. Karşınıza çıkan yeni İstanbul siluetidir.



Anadolu yakasından Boğaziçi Köprüsü’ne girdiğinizde dikkatinizi çekecek bir farklılık olacaktır. Karşınıza çıkan yeni İstanbul siluetidir. Eskiden Üsküdar, Kadıköy tarafından İstanbul’a bakıldığında görülen o saray, minare kubbe siluetine/karaltısına şimdilerde plazalar manzarası da eklendi. Eğer İstanbul, hele köprü trafiğinin zalim bir gününde değilseniz Asya’yı arkada bırakıp Avrupa’ya yöneldiğinizde şu fotoğrafı yakalamaya bakınız. Köprünün iki ayağı simetrik olarak iç içe çakışırken ilerde, çok ilerde Maslak’ta, Levend’te, Mecidiyeköy’de, Esentepe’de, Gayrettepe’de yükselen plazaları göreceksinz. Bu manzara, köprünün ortasına kadar sürer. Sonra Boğaziçi’nde sağ sahilde Kandilli Askeri Lisesi kendini gösterir. Daha ilerlerde Fatih Sultan Mehmed Köprüsü ve batı sahilinde Boğazkesen Hisarı yükselir. Sol ufkunuzda, Marmara’ya doğru tarihi siluet, “buradayım” dercesine olanca vakar ve ihtişamıyla arzı endam eder. Topkapı Sarayı, Sultanahmed Camii, Ayasofya Camii, Yeni Cami, Beyazıd Kulesi vs. vs... Köprünün hemen altındaysa Ortaköy Camii ve Feriye, Çırağan, Dolmabahçe... İstanbul’da modern zamanlarla klasik dönem ahengi kuruluyor. Klasik dönemde Topkapı-Edirnekapı hattı ve bu hattın iki tarafında Haliç’ten Yedikule’ye kadar uzayan yerleşim birimleri. Daha sonraysa Haliç ve Boğaziçi’nde yükselen sahil saraylar, yalılar, konaklar, çeşmeler ve kalem minareli camiler. Osmanlı döneminde bugünkü plazaların yerine Kapalı Çarşı, Mahmut Paşa, Mısır Çarşısı gibi çarşı, arasta ve bedestenler vardı. Bu eserler, üstün bir medeniyetin pırlantadan parçaları.. Cami, sebil, aşevi, kıraathane, zenaatkârların işlikleri ve çarşılar. Plazalarda, süper ve hipermarketlerde her şey var fakat o bize ait ve bize mahsus medeniyetteki ruh yok. Belki “hoş geldiniz” deniyor ama “Allah bereket versin” diyen asla olmuyor. Zaten çok kere siz size dolaşıyor ve çıkıp gidiyorsunuz. Bizim çarşılarımızda, esnaf ve zenaatkârlar sizi adeta zorla oturtur ısrarla çay içirirlerdi. Plazalarda birbirinin kopyası mağazalarda böyle yakınlıklar yoktur. Her şey paranızı almaya ayarlıdır.. Tamamında aynı dünya markaları. Yalnızca İstanbul’da değil, hemen bütün büyük şehirlerimizdeki bütün büyük alışveriş merkezlerinde aynı markalar. Sermaye tekelleşmekte. Esnaflık, zenaatkârlık ortadan kalkıyor. Esnaflığın, zenaatkârlığın yokluğunu çok fena ödeyeceğiz. Büyük şehirlerde zenaatkâr sıkıntısı başladı bile. Peki, biz şunu yapamaz mıyız? Neyi? Bize mutantan bir havada gelen Galeria neydi? Galeria, Kapalı Çarşının kötü bir taklidi... Öyleyse biz Kapalı Çarşıyı, Mısır Çarşısını, Bedestenleri, Lonca ahlakını, ahilik huzurunu mâna ve mekân güzelliği neoklasik üsluplarla dünyaya taşıyamaz mıyız? Mimarlarımız, mühendislerimiz, müteşebbislerimiz bakanlarımız... biraz da böyle düşünseler. Eğer Boğaziçi Köprüsüne girerken batıya, kuzeye, güneye doğru bakıp da size eşlik eden rüyalara mahsus o güzelliği yaşarken dünyaya yine kendi mührünüzü vurmayı arzularsanız bunları düşünürsünüz. Zamana böylece dayanabiliriz. Kendimiz olarak ve kendimiz kalarak.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT