BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yazının üstadı!

Yazının üstadı!

Hat sanatında gerçekleştirdikleri “İnkılap” kelimesi ile ifade edilen Mustafa Râkım Efendi’nin hayat ve sanatı Dr. Süleyman Berk tarafından kitaplaştırıldı.



Hattat Mustafa Râkım Efendi’nin yazı sanatındaki önemi, celî sülüs hattı ve padişah tuğralarında o güne kadar yapılamayanları gerçekleştirmesiyle ortaya çıkar. Yazıda belli kalınlıktan sonra, harflerin tenasübünde bir türlü sağlanamayan ölçüyü bulan Râkım Efendi padişah tuğralarına da hat ve şekil yönünden bir güzellik verir, ayrıca figürist ressam olması, harflerin ten yanında, yazının terkibinde de başarı sağlamasına yardımcı olur. 1171/1758 Ünye doğumlu olan Mustafa Râkım, küçük yaşta İstanbul’a gelerek, ilmi tahsili yanında ağabeyi hattat İsmail Zühdi Efendi’den hüsn-i hat meşkeder. Daha çocukluk çağında, henüz 12 yaşında iken meşki bitirip icazet, yani hattatlık şehadetnamesi alır. Bu icazetnamenin hattındaki mükemmellik, hat erbabının hayranlığını kazanacak seviyededir. İcazet aldıktan sonra da çalışmalarına devam ederek hattatlığını olgunlaştırıp geliştirir. Tâlik, tevki, rika gibi, aklâm-ı sitteye ait bütün yazı çeşitlerinde de son derece başarılıdır. Aynı zamanda ressam olan Râkım Efendi, Sultan III. Selim’in resmini yapıp padişaha takdim edince kendisine müderrislik payesi ile birlikte sikke ressamlığı ve tuğrakeşlik görevi verilir. Hat’a yeni bakış Büyük hattatlarımızdan Sami Efendi’nin bildirdiğine göre, Mustafa Râkım, celi sülüste yaptığı inkılap çapındaki güzelleştirmeleri daha ağabeyi İsmail Zühdi sağ iken tasarlar. Fakat, bu değişikliklerden dolayı, kendisini yetiştiren ve önceki celi tarzına sıkı sıkıya bağlı olan ağabeyini gücendirmek ihtimali sebebiyle, onun vefat tarihine kadar yeni tarzda yazmaz. Râkım, celi sülüste harflerin estetik ölçülerini, orantılarını bulur ve onları yazıldıkları yüksekliklere göre, rahatça görülebilecek tıknazlığı verir. Yaptığı istifle de hiçbir bozulmaya meydan vermeden harfleri birbirleriyle kaynaştırmayı başarır. Padişah tuğralarında, harflerin estetiğini vererek, istifini de yeniden tertipleyen Râkım Efendi, Tuğra’nın kürsüsünde mevcut sarkmayı kaldırmış, beyzeleri germiş, tuğ, zülfe ve hançeri genel yapı ile uyumlu hale getirmişti. Harfler onun elinde adeta yumuşamış, kolaylıkla istenen şekle girmiştir. Râkım öncesi ve sonrası Mustafa Râkım, hat sanatı üstadlarının ittifakıyle, gelmiş geçmiş en büyük hattat olarak kabul edilir. Onun celî sülüs ve tuğra konusunda yaptığı değişiklikler sebebiyle, hat sanatı tarihimiz Râkım öncesi ve Râkım sonrası diye iki ana bölüme ayrılarak ele alınır. Kendisi de büyük bir hattat olan Kazasker Mustafa İzzet Efendi, ne kadar cehdolunsa yazıda Rakım’ın derecesine varmak mümkün olamayacağını söyler. Celi yazının büyük hattatlarından Sami Efendi’ye bir hayranı: “Efendim, Râkım’ı geçtiniz” demesi üzerine Sami Efendi: “Rakım geçilemez. Onu geçtiğini zanneden geri dönmek mecburiyetinde kalır.” şeklinde cevap verir. Cihanda benzeri yok Mustafa Rakım’ın vefatından sonra, Sultan 2. Mahmud bir saray hattatına yazılarını Rakım gibi yazmasını emretmiştir. Buna yazılı olarak cevap veren hattat şunları söylemektedir: “Benim Efendim, Buyurmuşsunuz ki yazılarını Mustafa Rakım hazretleri gibi yazsın. Cihanda onun benzerini yazan gelmemiştir ki bu fakir yazabileyim. Kendi miktarımca yazabildiğim bu kadardır. Yazının kurucu üstadları olan Şeyh Hamdullah ve Hafız Osman’ın en güzel murakka’larından yazıp ve onlarda da en güzel harflerini seçerek bu üslûba eriştirmiştir. Ve zincirleme olarak harfler peşpeşe gelen bir murakka’ yazmışlardır ki, adı geçen üstadlar görseler beğenip alnından öperlerdi. Yazdığı yazılar da sülüs kaleminden itibaren bir karışa kadar bir kalemle yazı yazsa güzelliğini muhafaza ederdi. Hattın bütün sırlarına vakıf olup, Allah bu sahada ona verdiği kudreti hiçbir kuluna bahşetmiş değildi. Bundan böyle de gerçi Allah’ın tecellileri sınırlı olmamakla beraber, böyle bir zâtın hat âleminde yetişmesine imkân göremem. Bu sözüme Fatih’te, Cilıangir ve Tophanede yazdığı celi yazılar kesin delildir ki kıyamete değin mislini kimse vücuda getiremeyecektir.”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT