BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Cumadan Bazı Batılıların İslâmiyet hakkındaki sözleri

Cumadan Bazı Batılıların İslâmiyet hakkındaki sözleri

İslâm dîni, Allahü teâlâ tarafından, Sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed’e (aleyhisselâm) gönderildi. Hazret-i Muhammed (aleyhisselâm) peygamberlerin en üstünü ve sonuncusudur. Babası Abdullah’tır.



İslâm dîni, Allahü teâlâ tarafından, Sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed’e (aleyhisselâm) gönderildi. Hazret-i Muhammed (aleyhisselâm) peygamberlerin en üstünü ve sonuncusudur. Babası Abdullah’tır. Mîlâdın 571 senesi Nisan ayının yirmisine rastlayan Rebiü’l-evvel ayının 12. (Pazartesi) gecesi sabaha karşı Mekke’de doğdu. Doğumundan evvel babasını, altı yaşındayken annesini kaybetti. Yirmibeş yaşındayken Hadîcetü’l-Kübrâ ile evlendi. Kırk yaşındayken bütün insanlara ve cinnîlere peygamber olduğu bildirildi. Üç sene sonra herkesi îmâna çağırmaya başladı. Mîlâdî 622 yılında Allahü teâlâ’nın emri ile Mekke’den Medîne’ye göç etti. Bu yolculuğuna “hicret” denir. İslâm târihinin en büyük hâdiselerinden biri olan hicret, İslâm takviminin başlangıcı olduğu gibi, ilk İslâm devletinin kuruluşunun da başlangıcıdır. İslâmiyetin yayılması Muhammed (aleyhisselâm) bundan sonra Medîne’de İslâmiyeti yaymaya devam etti. Mekke’li müşriklerle hicretin 2. senesinde Bedir, 3. senesinde Uhud, 5. senesinde ise Hendek gazâlarını yaptı. Hicretin 8. senesinde Mekke fethedildi. Bu arada Arabistan’daki uzak ve yakın pekçok kabile reisi ve gruplar gelerek müslüman oldular. Çeşitli beldelere ilk İslam vâlileri tâyin edildi. Böylece İslâmiyet, Arap Yarımadasının tamâmına yayılmış oldu. Peygamber Efendimiz hicrî 11 (m. 632) senesinde Rebiü’l-evvel ayının onikinci (Pazartesi) günü vefât etti. Vefâtında 63 yaşındaydı. İslâm Târihi, İslâm dîninin târihi, Hazret-i Muhammed’in (aleyhisselâm) doğumu esâs alınırsa mîlâdî 571, Allahü teâlâdan ilk vahyin gelmesi, yâni peygamberliğinin kendisine bildirilmesi başlangıç kabul edilirse 610, insanları İslâmiyete açıkça dâvet etmesi düşünülürse 613 senesinde başlar. Hicret; İslâm târihinin en mühim hâdiselerinden biri olup, İslâm takviminin başlangıcıdır. Hicret târihi mîlâdî 622’dir. Din olarak İslâmiyetin Hazret-i Muhammed’e (aleyhisselâm), O’nun tarafından da insanlara bildirilmesi 23 hicri senede tamamlanmıştır. Peygamberimize 610 yılında Mekke’de Nûr Dağındaki Hirâ mağarasında gelen ilk vahiyle bildirilen âyet-i kerîmeler, Kur’ân-ı kerîmin Alak (İkra’) sûresinin ilk beş âyetidir. Bu sûrede meâlen; “ (Ey Muhammed!) Yaratıcı Rabbi’nin (Allah’ın) adı ile oku! O, insanı pıhtılaşmış kandan yarattı. Oku, Rabbin en büyük kerem (iyilik) sâhibidir. O, kalemle öğretti (öğretir), insana bilmediklerini öğretti (öğretir)” buyuruldu. Dünya ve Ahiret nizamı En son gelen sûre de Nasr sûresidir. Bu sûrede de meâlen: “Allah’ın yardımı ve zafer günü gelip insanların, Allah’ın dînine akın akın girdiklerini görünce, Rabbini överek tesbih et! O’ndan af dile! Çünkü O, tövbeleri dâimâ kabul edendir” buyurulmaktadır. Bu ilk ve son gelen âyetler arasında, 23 seneye yakın zamanda bildirilen ve Kur’ân-ı kerîmde mevcut bulunan bütün âyet-i kerîmeler ile İslâmiyet insanlara dünyâ ve âhiret nizâmı olarak bildirilmiş, geçmiş ümmetlerden ve gelecekte olacaklardan çeşitli bilgiler ve misaller verilerek bütün insanlardan dünyâ hayatlarında İslâmiyete tâbi olmaları istenmiştir. Peygamber efendimizin son haclarında, deve üstünde 124.000 kadar sahâbîye hitâben buyurdukları sözler de “Vedâ Hutbesi” ismiyle meşhur olmuştur. Bu hutbe ile de İslâmiyet topluca ve öz şekliyle insanlara son bir kere daha tebliğ edilmiş ve uymaları istenmiştir. Böylece İslâmiyetin gelmesiyle, bütün dinler yürürlükten kaldırılmış, kıyâmete kadar gelecek insanlara Allahü teâlânın yanında makbul olan yegâne dînin İslâmiyet olduğu bildirilmiştir. Asrımızın meşhur İngiliz ediplerinden olan Bernard Shaw (1856-1950) demiştir ki: “Dünyâ için bir tek din seçmek gerekirse, bu muhakkak İslâm dîni olacaktır. Her devre hitap edecek kudrette olan biricik din, İslâm dînidir. Ben, müslümanlığın yarınki Avrupa’nın kabul edeceği din olduğunu söylüyorum.” Târihe dünyânın en büyük askerî dehâsı, aynı zamanda kıymetli bir devlet adamı olarak geçen Fransa İmparatoru Birinci Napoleon (1769-1821) da demiştir ki: “Öyle sanıyorum ki, yakında bütün dünyânın aklı başında kültürlü insanlarını bir araya toplayarak bir hükümet kurmak ve bu hükümeti İslâmiyet ile (Kur’ânda yazılı olan esâslara göre) idâre etmek imkânını bulacağım. Ancak, Kur’ânda yazılı olan esâsların doğruluğuna inanıyorum. Bunlar insanları bahtiyârlığa götürecektir.” Dünyânın tanıdığı en büyük ilim adamlarından biri olan İskoçyalı Thomas Carlyle (1795-1881) ise seyâhat hâtırasında şunu anlatmaktadır: “Hepimiz Müslümanız” “Almanya’da dostum Goethe’ye İslâmiyet hakkında topladığım bilgileri ve bu husustaki düşüncelerimi anlatmıştım. Goethe beni dikkatle dinledi ve en sonunda bana; ‘Eğer İslâm bu ise, hepimiz müslümanız’ dedi.” Lord Hadley: “İslâmın sâde, fakat nur içinde parlıyan büyüklüğünü gördükten sonra insan, karanlık bir dehlizden çıkıp, gün ışığına kavuşan bir adam gibi oluyor” sözlerini söylemiştir. Hindistan devletinin istiklâl kahramanı Gandhi (1869-1948): “İslâm, en azametli ve muzaffer günlerinde bile, mutaassıp olmamıştır. İslâmiyet, dünyâyı Yaratan’a ve O’nun eserine hayran olmayı emretmektedir. Batı korkunç bir karanlık içinde iken, doğuda parlıyan, göz kamaştırıcı İslâm yıldızı, azap çeken dünyâya ışık, sulh ve rahatlık vermişti. İslâm dîni, yalancı bir din değildir. Hintlilerin bu dîni saygı ile incelemelerini isterim. Onlar da İslâmiyeti benim gibi seveceklerdir” demiştir. Chatfeld ise: “Araplar, Türkler ve başka müslümanlar, hıristiyanlara karşı, batılı milletlerin, yâni hıristiyanların müslümanlara karşı uyguladıkları muâmele ve gaddârlığın aynını yapmış olsalardı, bugün doğuda tek hıristiyan kalmazdı” demiştir. Bu misâlleri çoğaltmak mümkün; ama bu haftaki makalemizde bunlarla iktifâ etmek istiyoruz.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT