BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Onlar için korku yoktur”

“Onlar için korku yoktur”

Ahırete imanla gitmek çok önemlidir. Çünkü, küfürden teberrî eden, kaçınan, iman sâhiblerinin yaptıkları büyük günâhlar, yâ imanları hürmetine, cenâb-ı Hakkın merhameti ile veya kalb ile tövbe ve dil ile istigfâr ederek ve beden ile hayırlı bir iş yaparak veya şefâate kavuşmaları ile af olunur.



Ahırete imanla gitmek çok önemlidir. Çünkü, küfürden teberrî eden, kaçınan, iman sâhiblerinin yaptıkları büyük günâhlar, yâ imanları hürmetine, cenâb-ı Hakkın merhameti ile veya kalb ile tövbe ve dil ile istigfâr ederek ve beden ile hayırlı bir iş yaparak veya şefâate kavuşmaları ile af olunur. Günâhta kul hakkı varsa, hak sâhibi ile halâlleşmek lâzımdır. Böyle af olmayanlar, dünya sıkıntıları ve derdleri ile veya son nefeste cân verirken, çekecekleri zahmetler ile temizlenir. Bunlarla da temizlenmezse, bazıları kabir azâbı çekmekle affa kavuşur. Bazıları ise, kabir azâbı ve sıkıntıları ve kıyâmet gününün şiddetleri ile af olunup, günâhları biter ve Cehennem azâbı ile temizlenmeğe lüzûm kalmaz. Nitekim, En’âm sûresi, seksenikinci âyetinde meâlen, “İman edip de imanlarını şirk ile bulaştırmayanlar, Cehennemde ebedî kalmaktan emîndirler. Onlar için, bu korku yoktur” buyuruldu. İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe iman, artmaz ve azalmaz buyurdu. İman, kalbin tasdîk ve yakîni olduğundan azalması, çoğalması olmaz. Azalıp çoğalan bir inanış, iman olmaz. Buna, (zan) denir. İbâdetleri, Allahü teâlânın sevdiği şeyleri yapmakla, iman cilâlanır, nûrlanır, parlar. Harâm işleyince, bulanır. O hâlde, çoğalmak ve azalmak, amelden, işlerden dolayı, imanın cilâsındadır. Kendisinde değildir. Bazıları cilâlı, parlak imana, çok dedi ve parlak olmayan imandan, daha çoktur, dedi. Bunlar, sanki, cilâlı olmayan imandan bazısını, iman bilmedi. Cilâlılardan bazısını da, iman bilip, fakat az dedi. İman, parlaklıkları başka başka olan, karşılıklı iki ayna gibi oluyor. Cilâsı fazla olup, karşısındaki cismi parlak gösteren ayna, az parlak gösteren aynadan, daha çoktur demeğe benzer. Başka birisi de, iki ayna müsâvîdir. Yalnız, cilâları ve karşılarındakileri göstermeleri, yani hâssaları, sıfatları başka başkadır demesi gibidir. Bu iki adamdan ikincisinin görüşü, daha keskin ve doğrudur. Birincisi görünüşe bakmış, öze, içe girmemiştir. Her müminin imanı, her bakımdan, Peygamberlerin, imanlarına benzemedi. Çünkü, onların imanı, çok nûrlu ve çok parlaktır. Bir hadîs-i şerîfte, “Ebû Bekr-i Sıddîk’ın “radıyallahü anh” imanı, bu ümmetin hepsinin imanlarının toplamından daha ağırdır” buyuruldu. Bu da, imanın nûru, parlaklığı bakımındandır. Fazlalık, asılda, özde değil, sıfatlardadır...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT